4

ARAMAKTAN YORULAN KADINLAR

Okumaya üşenenler için özet: Yorulanlar sadece evliler değil, ya da boşanmışlar. Sürekli aramak da yorar bir kadını, onlarca ilişkinin kahramanı olmak da…

Rakı masasındayız. 3 genç kadın. Kendimiz olmaya en yakın o zamanda. Bir kadeh daha az içsek hala kontrollü, bir kadeh daha fazla içsek baş belası  olabilirdik ama biz tam kıvamındayız. 

Hakiki. Maskelerimizin, o “karşıdaki ne düşünür” diye düşünmelerimizin olmadığı, fazladan bir kendine güvenin ve cesaretin bünyede hasıl olduğu o şeker tadındaki çakırkeyiflik.

Gecenin bu zamanına kadar olan kısmı, Esra’nın çok taze ayrılık acısına ilişkin detayları almakla geçmiş. O ne dedi, sen ne cevap verdin, şerefsize bak sen, kızım bu erkekler güçlü kadınlardan korkuyor tabi, güzelsin, kariyerin var, adam kendini yetersiz hissediyor bi süre sonra…Muhabbetin giriş, gelişme kısımları tamam yani.

Rakının buğusunda 3 genç kadınız.  Birileri bizi “kariyer de yaparsın çocuk da hadi bakalım” deyip gazladığında; ince topuklu ayakkabılarımız üzerinde ayakta durabilmeyi becermişiz becermesine de; o çocuk konusuna takılıp kalmışız bir şekilde.

Güzel kızdır Esra. Kısa küt saçları, güzel kahverengi gözlerinin üzerinde bir tül gibi uzanmış duran perçemleri, boyu posu, daha açık konuşmak gerekirse; her genç kadının hayali daracık pantalonlar giyebilecek kalçaları ve incecik parmakları vardır. Daha da güzeli, güzel bir muhabbeti vardır Esra’nın.  Sizi sesli güldürebilecek kadar esprilidir. İşte şimdi kahkahası ile bile size gülmeye teşvik eden o kadın, dolu dolu olan gözlerindeki yaşları geri itmeye çalışır gibi kafasını arkaya doğru atıp, kadehinden bir yudum daha alır gibi yapıyor. Başını geriye atmasa yanaklarına doğru süzülecek yaşları…İzin vermiyor.

Evliliği biteli iki yıl olmuş Serkan’ın ciddi bir ilişki istemeyip korkarak uzaklaşmasına en anlayışlı tepki Gizem’den geliyor. İçimizde aşka en çok inanan, insanlara en çok inanan, belki de hayata en umutla bakan da O. “Yorulmuştur belki de” diyor, “korkuyordur”.

O zamana kadar gözündeki yaşları bir şekilde itmeyi başarmış olan Esra, ona hızlı ve sert bir bakış attıktan sonra bırakıyor artık gözlerindeki yaşları da, parantez içlerine alıp alıp dışarıya ses olarak veremediği cümlelerini de….

“Peki ya ben?” diyor. “Ben yorulmadım mı? Denemekten yoruldum, tanımaya çalışmaktan, yanılmaktan. Tamam sen mutsuz evliliğinden yoruldun. Sen bir kadının yorgunu, bense o sürede tanıştığım tüm adamlardan yoruldum. Olamaz mı? Bir sen mi korkuyorsun allahaşkına.”  Sonuna bir de küfür ekliyor.

Gizem susuyor. Ben susuyorum. Esra susuyor. Rakının buğusunda 3 kadınız. Fonda huysuz ve tatlı kadın çalıyor. Herkes kendi yorgunluğunu düşünüyor önündeki rakı kadehine bakarken. Mezeleri karıştırıp bırakıyor Gizem, o umutlu, inançlı hali ile birşeyler söylemek isteyip de zaman kazanmaya çalışıyor gibi.

Esra hızlıca toparlanıp “aman neyse ya” diyor, kadehini hızlıca havaya kaldırırken…Ve gülümsemeyi ihmal etmezken…Korkusuz bir kadın gibi. Yorgunluğunu üstünden silkelemek ister gibi…

Paylaş

4 Comments

  1. Ben Fransa’da kucuk bir kasabada yasayan bir garip adamim Orhan Veli misali. Sana bir hikaye anlatmak istiyorum su anda bulundugum sehrin havasini cekmis, sehirdasim Abasiyanik benzeri.

    Fransa’da havanin Turkiye kokmaya basladigi ve memleketim Izmir’i ozleme arzumun tavan yaptigi ve minyon kar tanelerinin burnuma dustugu bir vakitte, bir tabela astilar bizim bu Fransiz sehre. Tabela’da “gununu gun edersen, yasadiklarini unutmazsin” yazisi karalanmisti latin kokenli fransizca kelimelerle. Bu yuzden terketmistim, Izmir’i ve Istanbul’u bu yuzden birakmakmak zorunda kalmistim hayatimi geride. O tabelayi gordukten hemen sonra bir ingiliz pub’ina gittim bu Chardonnay kokulu sehirde. Adi Pilar’di tanistigim kizin. Ay sariydi o gun, ama onun saclari ruzgar gibiydi. Arkana bakma,sadece gel dedi bana. Ve bu sozler beni tavlamasina yetmisti galiba. Hatta aradigim insan bu, demistim onun icin kendime. Ama olmadi.

    Anladim ki, olmayan “ben” misim aslinda.Tum hayatim,sevgim,nefretim,hatiralarim ve acilarim…Hepsi ayni seymis aslinda.Hepsi bir ruyaymis aslinda. Kilitli bir odada bulunan bir ruyaymis hepsi aslinda.Insan oldugumuza dair bir ruya ! Bunu anladigim vakit, Gunes bana daha soguk gelmisti, tum cicekler solmustu gozumde ve yalniz sessizlik etrafimdaydi artik.
    Ve Franz Schubert’in dedigi gibi, belki de buydu, hayatin bu tum anlami…

    Blogunu takip edicem bundan sonra, gecenin baska bir saatinde tekrar gorusmek uzere…

    Sevgilerle, Ozge

    • Ne güzel yazmışsınız, kıskandım:) Çok teşekkür ediyorum bu hikayeyi paylaştığınız için. Yine yazarsınız bana umarım, bu sefer ısıtan bir güneşten bahsedersiniz belki, belli mi olur? Hem zaten hangimiz olduk ki?

  2. Seni abim sayesinde keşfettim,abim dedi ki sanki sen yazıyorsun sen olsan bunları yazardın 🙂 ben yazamam yazamıyorum ama seni bulduğum için çok şanslıyım çünkü hislere tercüman.. Bu gün rakı masasında aramaktan uorulan iki kadınız dedikki keşke aramızda olsan şerefe…

    • Sana da abine de çok teşekkürler o zaman:) Birkaç gündür internet erişimim yoktu ancak cevap yazabiliyorum. Bir dahakine çağırın, denk gelirse neden olmasın:)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *