4

AJANDALAR YORGUN, BEN YORGUN

Okumaya üşenenler için anafikir: “Önce şu olsun, sonra yapıcam, ayın başı gelsin valla başkalaşıcam” demek kendinizi kandırmaktan başka birşey değil”. Kaç kez duydunuz buna benzer cümleleri ? Benim gibi milyon kere duyup milyon kere dinlemediyseniz, doğru yerdesiniz…
Sürekli olarak ertelediğiniz ne var ?
Diet mi, daha çok kitap okuma mı,işinizi, evinizi ya da sevgilinizi değiştirmek mi ? Para biriktirmek mi?

Tatile çıkmak mı, yoksa artık abuk subuk şeylere kızmayacağım gibi kendi kendinize verdiğiniz bir söz mü? Harekete geçmek için birilerini ya da birşeyleri beklediğiniz bir kararınız vardır mutlaka. Eğer yoksa, tüm samimiyetimle söyleyebilirim ki okumayı burada kesebilirsiniz. Hatta siz yazsanız ben okusam daha mutlu olurum inanın.
Gelelim klişe çözümlere: kararlarınız için belirli bir gün seçmek, kararlarınızı yazılı hale getirmek, kararlarınızı başkaları ile paylaşarak yapamamanız durumunda duyacağınız utanç duygusundan medet ummak, aldığınız kararlara ortak edebileceğiniz arkadaşlar seçmek…Hepsini zaman içerisinde denedim.
Denemesinin bedava olması güzeldi tabi ama sonuçta hiçbirisi işime yaramadı. Düşünsenize kişisel gelişim konusunda bana göre en baba kitapları okumuşum, üzerine kafa yormuşum, arkadaşlarıma bilmiş bilmiş konuşmuşum ama sonunda teoriler elimde patlamış, ” Eeee hani olmuyor ya bu” sorusu ile kalakalmışım.
Bu hayal kırıklığının ardından önce okuduğum o kitapları çöpe atmayı düşündüm, zaten edebi de değillerdi. Sonra hızımı alamayıp kendimi çöpe atmayı düşündüm. Kitapların hepsinde aynı şey yazıyordu ve ben üniversite bitirmiş, koca koca kitapları hatmetmiş biri olarak o aynı yazıları bile hayata geçiremiyordum. Geri zekalı olma ihtimalimi sorguladığım dönemlerdi.  “Hayatta hiçbir şeyi ertelemeyin” yazıyordu birileri, ben de “ Evet ya, sahiden de ertelememek lazım” diye onlara hak veriyor, hemen yarın ertelediklerimin bir listesini yapmaya karar veriyordum. Bu dahiyane karar beni o an için o kadar mutlu ediyordu ki iç huzuru ile uyuyor, “yarın kesin” demeyi de ihmal etmiyordum gözlerimi kapamadan önce…Ertelediklerinin listesini yapmayı ertelemek rasyonel bir davranış değildi, yoksa yoksa ben rasyonel mi değildim?
“Sabah kendinize aynada gülümseyin” dediler diye alnımın ortasına “gülümse” yazan bir post-it yapıştıracak düzeye çok yakındım. Sabahları yataktan kendisini kazıyarak kalkan birisi için aynada kendine gülümsemek kolay iş değildi, çünkü ben o süreyi ” neden akşam erken yatmadım ki” diye kendime söverek geçiriyordum.
Sonra “Nasılsa yarın diete başlayacağım” diye yediğim o son mantılar olmasaydı, yeminle daha zayıftım.
“Düzenli spor yapacağım” deyip spor salonuna bir yıl üye olan ve tabi ki kapısından birkaç  kez girmiş o tipik kurumsallardan biri olduğumu zaten tahmin edebiliyorsunuz.
Sevdiğim bir kitap ya da youtube’da izlediğim bir motivasyon videosundan sonra hoop yeniden başlıyordum yeni (!) kararlarımı ajandalara yazmaya. Nasıl motive oluyorsam artık, hepsini hemen başlayacak şekilde planlıyordum. O ertesi gün var ya, o gün kalkacaktım ve dieti oldu bil, spor mu oo kolay iş, en pozitif ben olacağım, işten erken çıkacağım, akşam eve gelince kitap okuyacağım, yıllarca ne ertelediysem hepsine başlıyorum…
O ertesi gün hiç gelmedi tabi ki. O ertesi günlerin sabahlarında yine yataktan kendimi kazıdım, aynada kendime gülümsemek aklıma bile gelmedi. Hem işten kaçta çıkacağım belli bile olmazken nasıl spor yapabilirdim, e-posta okumaktan kitap okumaya mecalim mi kalıyordu ki, benim daha sahici sorumluluklarım vardı, kolaysa gel sen pozitif ol şu birbirinin fotokopisi gibi duran günlerimde, zaten ülkenin hali içler acısıydı, ayrıca bazı şeyleri yapabilmek için yeterli param yoktu, yeri dar gönlü dar yeni gelinler gibi salınıyordum ortalıklarda. Belki o sabah gülümsemesini becerebilsem devamı gelirdi de…Olmadı işte
Hemen hemen her yılda neredeyse aynı “to do”ları (*) madde madde yazdığım ajandalarım, “task list, reminder” içerikli iphone uygulamalarım, nasıl bir gazla satın aldıysam eve astığım mantar panom ve ben bahtiyar değildik. Ajandalar yorgundu, ben yorgun.
Neyse, en azından yalnız değildim. Dünyada Pazartesi diete başlamış, Salı vazgeçmiş; yeni yılda bir dizi karar almış Şubat ayında hepsini unutmuş sadece ben olamazdım. O zaman geriye tek seçenek kalıyordu. Irrasyonelim, irrasyonelsin, irrasyoneliz, haydi halaya o la la…

Evde tek başıma halay çekemeyeceğimden başka bir şey yaptım ben de. Akşamları Hint filmi izlemeye başladım…

Kamu Spotu: Erteliyorum diye kendini kötü hissetmek yerine, kendinizi iyi hissedeceğiniz bir şey bulun. Hemen.
 
(*) Türkçenin içine yabancı kelimeler sokuşturan plaza dilini sevmem ama bir seferlik mazur görseniz ölmezsiniz di mi? Ölmezsiniz ölmezsiniz, onlar affınıza sığınırak durumun vehametini anlatmak için buradalar
Paylaş

4 Comments

  1. Merhaba Özge
    Blogunuzu yeni kesfettim ve her yazida kendimi buldum. Anlatim diliniz cok sicak , esprili ve bir okadar da gercek. Tebrik ederim ve tesekkurler hislerime tercüman olduğunuz icin…

    • Çok teşekkürler, güzel yorumlarınızı paylaştığınız için:) Ben teşekkür ederim, aşağı yukarı aynı şeyleri yaşadığımızın altını çizip yalnız olmadığımı gösterdiğiniz için:)

  2. Her yazİda ayri ayrı aynı yasanmisliklar aynı hisler …bazılarında gulumsettiniz bazılarında aglattiniz …ne diyelim en kisa surede ani yasayabilenlerden olalım:)

    • Çok teşekkür ediyorum :)) Mutlu anlar dileklerimi iletiyorum ben de size..Sevgiler.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *