0

HİNDUSTANİ: JAB TAK HAİ JAAN *

Okumaya üşenenler için anafikir: Modunuzu yükselten neyse onu bulun. Bu bazen güzel bir müzik olur, bazen açık havada bir yürüyüş. Ben benimkisini tesadüfen buldum: Bollywood

Artık kendimden umudu tamamen kesmek üzereydim. Bari vakit öldüreyim diye film izlemeye dadanmış ruh halim o akşam internette güzel puanlar alan bir filmi seçti: My Name is Khan.

Filmi, filmin önyargılara olan duruşunu çok sevdim, henüz izlemediyseniz tavsiye ederim. Filmdeki hintli adam zeka düzeyi geride kalmış birini oynamakta gayet başarılıydı. Filmin duygusu, türüne ise pek karar verememiştim. O zamana kadar Hint sineması ile ilgili tek bilgim çocukluğumdan hayal meyal hatırladığım Avare filminin şarkısı ( yanılmıyorsam İzzet Altınmeşe türkçesini söylemişti, çocukluğumda nasıl bir iz bıraktıysa bugün bile hatırlıyorum travma niyetine) ve Oscar ödüllü Slumdog Millionare filmiydi.  Ayrıca daha önce çalıştığım iş yerimde Hintliler çalışıyordu, allaaam o nası bir karalıktı ööle, kara mı sarı mı karar veremediğin cinsten. Hindistan hakkında bildiklerim özetle şu şekildeydi:  Bok yüzen derede kutsal diye yıkanılır mı hacııı, köriyi çok seviyosunuz anladım da o kadar köri kimbilir ne kadar kokar yarabbim. İneği kutsal diye yeme, bok içinde ibadet et tövbeler tövbesi…

Eğri oturayım doğru konuşayım, bi kere Hint sinemasını seven biri olmak benim ideal imaj kurgum arasında yer almıyordu. Böyle söylüyorum çünkü sevdiği şeyi aslında sevmeyi kendine yediremeyen  insanlar tanıdım. ” Ay türkçe müzik mi, valla hiç dinlemiyorum” deyip  ortamını bulduğu an kalkıp çakkıdı çakkıdı Demet Akalın şarkılarında oynayan insanlar gibi. Ya da sorsanız herkes evde belgesel izliyor hesabı işte, anladınız siz…Bu toplumun bir evladı olarak bende de var bu kusurlardan. Beğenilerini asilleştirme çabası, elitizmin bir çeşidi. Misal Türk dizisi seyredenlere karşı antipatim var. Kendimce haklı sebeplerim var tabi ki, çok ağlaklar derim, insanı uyutuyor bunlar hep derim, derim de derim. Bu bana göre haklı sebeplerim Türk dizisi izlememe engel olsa iyi, bir tür tepeden bakma hissiyatı hasıl olur bana ki buna katılmam ama yine de öyle hissederim. İşte kendi kendime ” Lan yoksa Hint filmine mi sarıyorum ben ciddi ciddi” diye sormam bu ruh halimin bir sonucudur. N’oldu o ” Ben kendi çapımda film seçerim, öyle herşeyi izlemem, katı bir gerçeklik duygum vardır, buna uymayan fantastik boyutları dışlarım, bazen isterim ki küçük bütçeli olsun ama yeter ki hayata dair olsun” larıma dedim içimden, ama işaret parmağım o “play” tuşundan vazgeçmedi arkadaş.

Shah Rukh Khan

Hem My Name is Khan, benim kafamdaki Hint filmine pek benzemiyordu, kadın oyuncu pek bi güzeldi, adam da rolü iyi kıvırmıştı. Haliyle bir şans daha vermeye karar verdim. Shah Rukh Khan’ın başka bir filmini izledim. Sonra bir başkasını, sonra bir başkasını daha…Yarabbel alemin…” Aman Brad Pitt’in nesini beğeniyorsunuz” sorularıyla arkadaşlarını hayrete düşürmüş olan ben, aradığım lezzeti Hollywood’da değil, Bollywood’da bulmuştum sonunda. O ne kavrukluktur, o nasıl bir seksapeldir öyle.

Gülümseyip gamzeleri belirene kadar haşin erkek, gülümseyince kedi yavrusu şefkatinde…( yazı an itibariyle başka yere kayıyor, hemen toparlamam lazım) 

Sonra Aamir Khan filmleri ile tanıştım. Diyeceğim odur ki; benim karman çorman ruh halime iyi geldi bu filmler. Hayat gibiydiler, bir sahne beni güldürmeye bir sahne ağlatmaya çalışıyordu. Bazı sahneler sıkıcı geliyordu, bazıları kör göze parmak…Ama seviyordum bir şekilde, aşık olduğun insanı iyisi kötüsü ile nasıl seviyorsan öyle…

Ölüm törenlerinde beyaza , düğün törenlerinde kırmızılara bürünen, rengarenk bir halk oldu benim için Hindistan. Türk filmlerinde sahici bulmadığım aşkların tillahı burda da vardı, kör gözün açılması mı dersin, 30 yıl beklemeler mi…Üstelik filmlerin yaklaşık 3 saat sürdüğünü düşünün. Ama hepsinin içinde müzik vardı, çok hüzünlü bir film olsa dahi çoğunda dans vardı, yoksulluktan, dini ögelerden ya da kast sisteminden kurtulamasak da filmlerin içinde hep umut vardı. İşte o umut kendimden ve yorgun ajandalarımdan vazgeçmeye niyet ettiğim bir zamanda beni buldu. Oysa ben o umudu  zaman zaman dalıp gittiğim tavanda, bir kaç kadehte, kişisel gelişim kitaplarının birbirine benzeyen sayfalarında, sokaktaki insanların yüzlerinde aramıştım. Bu kez bilmediğim yerden gelen şey soru değil, cevap olmuştu. Valla bence iyi de olmuştu.

Hindistan’ı henüz gidip göremedim. Bir yanım çok istiyor bir yanımsa yakından tanımaktan korkan platonik bir aşık gibi…Her ne olursa olsun;her daim rengarenk giyinen, zevkin kitabını yazmış ( bkz: hintçede kama zevk, sutra kitap), Şah Cihan’ın yaptırdığı dünyada aşk için dikilmiş en büyük ve en güzel anıt olarak kabul edilen Taç Mahal’a ev sahipliği yapan bir ülkenin, yüz mimikleri dahil dansa tapar gibi dans eden, sinema aşkı nedeni ile sinema salonlarında yer kavgası yapan bir milletin, Buddha’nın yetiştiği toprakların, dilleri dinleri sömürgeliği ile mozaiğin dibini görmüş bir ülkenin kötü olabileceğine inanmıyorum.
Bana iyi gelen Hint filmleri oldu, bu nedenle Hindustani: Jab tak hai jaan ; yani *yaşadığım sürece Hindistan….
Naçizane önerim; size ne iyi geliyorsa onu bulun
Benimki gibi danslı müzikli olursa ne ala, olmazsa da sizin yolunuz olsun, amin…

Kamu spotu: Aal iz well yani herşey yolunda

Paylaş

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *