0

NİYET ETTİM MEDİTASYON YAPMAYA, AMİN

Okumaya üşenenler için ana fikir: Emek yoksa yemek yok. Dışarıdan boş boş oturuyorsun olarak gözüken meditasyon bile hayli emek istiyormuş beyler…Bu yazıda: meditasyon yaparken sırt kütürdetmek meditasyonu bozar mı; sırt ağrılarınız için ofis sandalyesi mi yoga matı mi daha yararlı gibi daha bir çok sorunuza cevap bulacaksınız

Birazdan yazacağım yazıyı aslında meditasyon yaparken yazdım ben. ‘Aklina düşünce gelirse birak aksin’ diyorlar ya hani, ben aklıma gelen her düşünceyi tuttum tuttum, onlardan cümleler kurdum. Hani olur da benim gibi meditasyonu deneyip de “ay bu hiç bana göre değilmiş annem” diyecekler olursa onlara rehber niteliğinde olabilir. Sanal ortamlarda biraz araştırma yapmaya kalksanız, herkesin adeta bir meditasyon gurusu olduğuna, meditasyonun tüm dertlere deva olduğuna inanıp sadece siz bu işten anlamıyorsunuz gibi hissedebilirsiniz çünkü. En azından bende öyle oldu.

Öncelikle bir işi kitabından öğrenme metoduna bağlı, kullanma kılavuzlarını hiç atamayan bir insandan beklenecek şekilde; zamanında gitmişim bir kitapçıdan Akif Manaf meditasyon dvd’si almışım. Yapılacak şey çok belli aslında, rahat şeyler giyilecek, rahatça oturulup burundan nefes alınıp verilecek ve hiç bir şey düşünmeden durulacak. Ama hayır, ben gidip bir dvd almışım. Sonra da evde o dvd’yi ileri sara sara izleyip “aman bir şey anlatmıyor bu, bildiğin oturuyor, parama yazık etmişim” diye hayıflanıp dvd’yi de meditasyon hevesimi de bir kenara kaldırmışım. Evet Akif abi bozuk şivesi ile birkaç şey söyleyip sonra meditasyona geçiyor dvd’de…Ne bekliyordum, nasıl bir kafadaydım bilmiyorum.
Yazmadığım zamanları ‘Amaan kişisel gelişim benim neyime, ülke gündemine bak hele’ diye diye geçirdim. Çok sonra hatırladım; zaten içimde gamın, kederin manyağı, afili cümlelerin seevdalısı vardı ve ben, içimdeki bu diğer ben’e inat olsun diye bir kişisel gelişim günlüğü tutmaya karar vermiştim.

Ülke gündemi hala önemlidir, suya sabuna bulaşmamazlık etmek nazarımda ayıplı davranıştır. Yine de hayat dışarda ve içerde devam ettikçe başka sözler de söylemeyi  ayıp saymamak size değil; benim kendime tavsiyemdir.Hani nerde benim meditasyon dvd’m demem iste bu ruh halimin sonucudur.
Velhasıl bir aksam geldim evime, çektim eşofmanları, yaydım matı…Akif Abi anlattı ben başladım; bir burun deliğinden nefes al diğerinden ver…Hooop dakika 1 gol 1. Benim burun kırık, yanlış kaynamış ( bu kısmı özellikle yazıyorum ki olur da bir gün burnumdan estetik ameliyat olursam ‘ahanda yazmıştım zamanında deviasyon var bende’ diyeceğim.) Bir delikten nefes alıyorum da diğerinden randımanlı çıkmıyor o nefes….
 
Neyse dedim takılmayalım, oturuşlara geçtim. Yarabbel alemin o nasıl bir sırt ağrısı, sırtım yanıyor ağrıdan. Dik oturmuyorum sanki, beni Filistin askısına asmışlar… Elleri mudra yaptık da kollar o kadar düz duramıyor bi kere. Gözlerim kapalı, kendimi beyaz şeffaf bir balonun içinde hayal ediyorum; iç sesim ” O ofis sandalyesi buraya gelecek, orda mutluydum beeennn”  diye bağırıyor. Zaman geçiyor geçiyor… Zaman aslında hiç geçmiyor. 
 
Ben aldığım nefesleri değil, vücudumda ağrıyan noktaları takip ediyorum. Sonra tabi ki olmadik her zamanda olduğu üzere burnum kaşınmaya başlıyor. ‘Ommm takılmayalım geçti gitti’ derken çişim geliyor. Diyorum ki ‘transa devam’. Kendini şişleyen Hintliler görmustum Singapur’da. Onlar gibi derin transta olursam olur diyorum. Ordan aklıma Singapur geliyor, ne güzel tatildi beee… Neyse iyisi mi tuvalete gideyim ben derken ayağımın uyuştuğunu fark ediyorum, zıplaya zıplaya gidiyorum tuvalete. Allah’ tan filmi kaçırıcam endişesi yok; Akif abi put gibi yapıyor meditasyonunu, döndüğümde aynı yerde buluyorum kendisini. 
Bir süre daha bir şey düşünmemeye çalışıyorum, o sırada lisedeki edebiyat öğretmenim geliyor aklıma. Adam bi rahat 15 yıl aklıma gelmemişken tam da şimdi beyaz şeffaf balonumun içine giriyor manyak. Gençliğimin bir dönemi bu adamin derslerinde uyumamak icin kendimi çimdikleyerek gecti. Şimdi ofiste olduğu gibi ‘bir kahve alayım kendime’ seklinde bir Amerikan rüyasinin içinde değiliz tabi, çimdikle idare ediyoruz.
Bir gözümü açıp dvd’de kaçıncı dakikada olduğuma bakıyorum: 23 ! Bana iki saat gibi gelen koskoca bir 23 dakika. Tuvalet molasına rağmen üstelik…‘Ah keşke dvd’nin üzerindeki süreye baksaydım’ hayıflanmasından sonra burundan nefes alıp veriyorumlar, burnumdan soluyoruma tekabül ediyor. Sırtım kambur durma dışında hiç bir pozisyonu kabul etmezken ben o şeffaf balonun içinde , ‘sakız çiğnesem orucum bozulur mu acaba’  diye soran müminler gibi sırtımı kütürdetsem meditasyonum kaçar mı acabanın hesabını yapıyorum.

Bir şey düşünmemeyi başarmayı bırak, tek başıma yaptığım geyiklere neredeyse sesli gülmek üzere olduğumu fark edip ” aslında düşüne düşüne yapmak da fena diilmiş lan” diye kendime gaz veriyorum. Ve beklediğim o ses geliyor kim bilir ne zaman sonra : ‘Evet şimdi yavaş yavaş çözülüyoruz.’

En iyi yaptıgım hareket bu çözülüp mata sırt üstü yatma hareketi. Ohhh miss…Yatıyoruz, yatıyoruz, yatıyoruz….E hani kalkın demedi bu? Bu sefer de belim ağrımaya başlıyor iyi mi? Arif Abi’den ses yok. Bu adam kesinlikle bel boşluğunu da aldırmış ve şimdi de matın üzerinde uyuyakaldı. Dvd sonsuza kadar sürecek ve ben ağrıyan bel boşluğumla sonsuza kadar yerde bok böceği gibi kalacağım allaam, konuş be adam diye kafamı çevirip gözümü açıyorum. Hayır belki dvd player bozuldu, dondu kaldı…. Yok, müzik akıyor, akıyor…Muzik bile aslinda hic akmiyor.

 ‘Nefes alın kalbinizi gevşetin’ diyor ses. Hacı o kalbi nasıl gevşetiyoruz? ‘Hem bence gevşektir zaten o, gevsek olmasa duramazsın aha ha ha’ diye kendi çapımda tweeter esprileri yapıyorum. Adam yattığı yerden gevşetiyor kalbini; bense artık dayanamayıp bacaklarımı kaldırıyorum, bel boşluğum düzleşince kalbim de gevşer gibi mi oldu ne?

Sonra ne oluyor anlamıyorum ama uyku ile uyanıklık arasında bir yerde ‘kalkıyoruz’ dediğini duyuyorum. Uyudum mu ben? Yoo..Ama uyanık da değildim. Ya resmen inadımdan alfa* seviyesine geçmişim iyi mi?  Yavasca kalkıyorum. Sanki saatlerce uyumus gibi dinç kalkıyorum bir şekilde. Daha demin öz geyik yapıyordum ne zaman oldu bu anlamıyorum. ( Öz cekimden sonra öz geyik lafı da oldu bence…) Ama kalkarken sunu biliyorum ki, yarın da yapıcam, hele su sırtımın ağrısı bir geçsin de…

 Kamu Spotu: Bu yazıyı yazdıktan sonra 3 kez daha meditasyon yapma zamanım oldu, acı gittikçe azalıyor ve kesinlikle iyi hissediyorsunuz. Deneyin, kendiniz görün derim. Hele ki benim gibi sürece değil sonuca odaklanıyorsanız; evet sonuç hemen gelmeyecek ama süreçten keyif almayı denemek çok kötü bir fikir olmasa gerek
 
 * Beyin dalgaları frekansına gore alfa, beta, teta olarak sınıflandırılır:
  • Beta dalgaları (13-30 Hz.) her şeyden önce uyanık iken, gerginlik ve stres durumlarında belirmektedir.
  • Alfa dalgaları(8-12 Hz.) gevşeme durumuna has olup uyku ile uyanıklık arasındaki devreyi ifade eder.
  • Teta dalgaları(4-7 Hz.) uykuda ve derin meditasyonda hakimdir. Şuuraltı aktiftir ve öğrenme yeteneği büyüktür.
Paylaş

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.