7

PLAZADAN AT BENİ, İN AŞAĞI TUT BENİ

Hayatımda en korktuğum şeydir, ömrünün sonuna doğru elinde kakalak bir hikaye ile kalakalmak

Bir gün kendi hikayemi o kadar da sevmediğimi fark ettim. Aslında hepsi bir günde olmadı. Ne de olsa sebat etmenin mutluluk getireceğine inanan kuşaktandım, haliyle önce kendi mutsuzluklarımı reddettim. Ama sonunda o kadar uzun sürdü ki bu reddedişlerim, galiba en sonunda kendimi reddetmeyi de reddettim. 

Bu nedenle işe önce kendimden başladım. İlk gördüğüm; saçlarım bile asiydi benim. Oysa bankacının makbulü her daim düz fönlü olanlardı, kıvırcık saçlılar değil.

Topuklu ayakkabıları hiç bir zaman sevmedim.

Cam duvarları da öyle.

Plazaların hiç açılmayan o koca camlarına alnımı yaslayıp dışarıya avazım çıktığı kadar bağırma hissim, maaş bordroma bakıp teselli bulmaya çalışsam da yıllar içinde hiç geçmedi

Geceli gündüzlü fazla fazla mesailerimin karşılığını zaman zaman alsam da bunlar doktorun bana “vücudunda D vitamini kalmamış nerdeyse, daha çok güneşe çıkmalısın” dediğinde verebileceğim karşılıklar olmadı.

Plazalarda ne kadar üst katta çalışırsan o kadar iyi bir şey sanılmasına şaşırmaktan geri duramadım, toprakla aramızdaki mesafenin çok fazla olmasının sağlıksız olduğunu sorsalardı söylerdim, konu hiç oralara gelmedi.

Saçlarımın aşırı dökülmesine sebep arayan bir başka doktorun verdiği 3 sayfalık tahlil isteği elimde, laboratuvar önünde sıramı beklerken, o sebebin kanımdaki ölçütlerde çıkmayacağını ben zaten biliyordum.

Gazetelerde ya da sosyal medyada çokca gördüğümüz, çok çalışkan pek başarılı ama sonunda kanser olmuş insanların pişmanlıklarını, 10-15 maddelik “iyi yaşam” öğütlerini okudukça onlardan biri olmak istemediğimi ama bu hızlı giden araçtan inemezsem uçuruma yuvarlanacağımı biliyordum.

Hani o çok kurumsal yerlerde “senden daha çok var” demenin kibarcası olarak söylenir ya “aslolan kişiler değil, sistemlerdir” diye. Benim için de o çok kurumsal yerler öyle. Aslolan kurum adları değil, hizmet ettikleri sistemleri, yarı ingilizce-yarı türkçe, yarı samimi yarı değil dilleri…Banka değiştirdikçe herşeye yeniden başlıyormuş gibi iyi hissetsem de, yıllar yıllar sonra anladım ki ben sadece başka bir camın ardındayım, belki biraz daha iyi, belki biraz daha az iyi….

Kendime bakmamı sağlayan kurumlara laf sokuşturmak değil niyetim, öğrendim, eğlendim, çok güzel arkadaşlıklar edindim, karnım doydu her şeyden önce. Büyüdüm, büyükçe kim olduğumu daha iyi anladım. Ve bir yanım büyümek değil küçülmek istiyordu aslında.

Kafamda kendimi en kötüsüne hazırladım, kurguladığım en kötünün bile kendi değerlerime uymayan bir işte olmaktan daha kötü olmadığına karar verdim. Bu süreçte de en büyük eleştiriyi kendime yaptım. Çünkü ben bir işe sahip olayım derken, iş bana sahip olmuştu. Bir şarkıda geçtiği gibi ; düşüne düşüne düşlerimden ayrı kalmıştım.

Uzun lafın kısası ben artık büyümek değil, küçülmek istiyorum dediğimde şaka yapmıyordum. Şimdi her şeyi baştan öğreniyorum. Hepsi bu.

Misal:  Plazadan attım kendimi, indim aşağıya tuttum kendimi.

Paylaş

7 Comments

  1. Canim Ozgemin ilk blogu, kosa kosa ise geldim sabah bir solukta ilk yaziyi okudum. Iyiki attin kendini Ozgecim, iyiki de dusmeden yakaladin. Artik is seyahatlerinde okuyacak super bir blogum oldu benim de. Bakarsin ben de atarim bir gun kendimi.. cok opuyorum seni, hep yaz daha cok yaz.

  2. çok güzel ve duru.. herşeyden öte gerçek .. senin gibi cesaretli olabilirim umarımm.. dinimiz amin süpaneke

    • Çok teşekkürler Merve:) Ben de senin yazına bayıldım, bloguna devam edeceğim. Hiç tanımadığın biriyle tam olarak aynı şeyleri hissetmek ne garip ve ne güzel değil mi? O cesaret sende de var, yazından belli bu.Hem laf aramızda; ben de her sözcüğün bir vakti, her vazgeçişin de bir hazır olma anı olduğuna inanıyorum…

  3. Ben de attim kendimi, ne de guzel oldu 🙂 Yaziyi okuyunca oh be dedim, baska atlayanlar da varmis 😀 insan bazen yalniz hissediyo, o fen matematigi bosa goturen bi ben miyim diye 😀 sikayet eden cok, atlayan pek yok oldugu icin. atlayanlar klubu mu kursak napsak 😀 sevgiler

    • Okulda öğrettikleri fen, fen değildi zaten boşverin:) Cosmos belgeselini izlediniz mi, benim beynim yandı izlerken; o yüzden hep derim “ben hiç fen dersi görmemişim” Atlayanlar klübü, çakılanlar klübüne dönüşmediği sürece kulüp fikrine sıcak baktığımı söyleyebilirim:) Çok teşekkürler yorumunuz için, sevgiler

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *