11

MENDİL TAŞIYAN ERKEKLER

Okumaya üşenenler için özet: Olur da ağlayan bir kadına rastlarsa diye ceplerinde kumaş mendil taşıyan erkeklere ben ve neslim kadınlar yetişemedik. Ninelerin bayramda verdiği ütülü mendiller dönemine yetişebildik ucundan kıyısından, onun da ömrü uzun olmadı. Bu yazı, o adamlara n’oldu, o kadınlara n’olduya cevap aradığımız , lakin bulamadığımız bir yazıdır.

Bir konser öncesinde kapının önünde arkadaşımı bekliyorum.Karşıdan üniversite öğrencisi olduklarını tahmin ettiğim genç bir kadın ile genç bir erkek geliyor. Hararetli bir şey tartışıyorlar. Daha yakınıma geldiklerinde merakla beklenirken yeni vizyona girmiş bir filmden bahsettiklerini duyuyorum.

Kız tarafı filmi hiç beğenmemiş belli, oğlanın da beklentisi karşılanmamış ama genç kız kadar değil hayal kırıklığı. Kız kolunu göğüs hizasına getirip elini açmış, “abiii” diye hitap ede ede konuşuyor çocukla. El kol hareketleri diyor ki; “ Birazdan bir minibüs yanaşacak ve ben onun direksiyonuna geçeceğim, şaşırma.” Sonra burada yazmak istemediğim cinsten okkalı küfürler sallıyor filmin yönetmenine. Oğlan küfürsüzce katılıyor eleştirilere. Mekana girerlerken benim de telekulak operasyonum sona eriyor.

İçimi yokluyorum. Beni rahatsız eden ne? Küfürü kadına yakıştıramamam mı? Hayır, küfürü kadın erkek ayrımsız kimseye yakıştırmıyorum, bu beni zaman zaman küfretmekten alıkoyamasa da….Kadın rolü erkek rolü çok mu belirgin ki kafamda adam gibi davranan bir kadın, kadın gibi davranan bir adam görmenin şaşkınlığındayım? Hem kadın gibi davranan adam, adam gibi davranan kadın ne demek allasen? Hayat boyu direndiğim rolleri ne zaman sahiplendim ki şimdi bir barın önünde yaşlı teyzeler gibi, bu üniversite öğrencilerini yargılıyorum ben? Yargılama mı bu? Allaaam o kadar yaşlandım mı ben? Bastonum olsaydı dürter miydim onları misal, “ hişşt, hanım kızım ayıp oluyor ama…” diye başlar mıydım söze ?

Modern dünyanın kadınlarını düşünüyorum, hani benim de içlerinden biri olduğum. Bize dayatılmış erkek figüründen çalınmış imgelerle oluşturulmuş o güçlü, o “miker atarım”  havaları ile koca koca şehirlerin koca koca kaoslarında kendilerine adamakıllı yer kapmaya çalışan kadınları. Bak, adam akıllı diye bir tabir kullandım az önce, dilin düşüncenin aynası olduğuna ispat. Dilimizin kelimeleri bile bizden yana değilken biz nasıl kendimizden yana cümleler kuralım ?

Bir adama ağzını yaya yaya “aabi” demek bazen, onunla aranızda hiçbir şey olamayacağının sinyalini vermek demek.

Ben de en az senin kadar taşaklıyım demek bazen. Taşaklı olmak dilimizde korkusuz olmak demekle eş değer olmuşsa, elden ne gelir deyip uymak demek. O el kol hareketleri biz eşitiz aslında demek. “Bana dokunanı yakarım anadın mı” gibi bir şey.

Küfür de ederim tabi, ben senin bildiğin o cici kızlardan diilim, kendime yeterim. Seninle aynı okullara gider, seninle aynı maaşı alır, senin kadar özgür olurum, ben aslında sendenim, beni başkalaştırma demek. Okunacak bir meydan varsa, haberim olsun demek…Ben kendimden yeni bir ben yaratıyorum senden öykünerek, hazır ol demek…

Aslında kadınlar şöyledir, erkekler böyledir klişelerine inanmam. Çünkü bir kadından daha içli ağlayan erkekler gördüm. Çünkü bir erkekten daha güçlü kadınlar gördüm.

Benim itirazım kendilerini kabul ettirebilmek adına hissiyatından başka bir şekilde davranmak zorunda bırakılanlara. Kadınların artık uluorta ağlayabilmekten vazgeçmelerine sebep olan  o güç savaşına.

Bizim yetişemediğimiz, ancak filmlerden gördüğümüz, kadınlar ağladığında; cebinden temiz, ütülü bir mendil çıkaran adamlara ne oldu?

Uzatılan o mendile burnunu silen, ağlamaktan utanmayıp başını adamın göğsüne koyabilen kadınlara ne oldu?

Kağıt mendilin icadı diye cevap verecekseniz, bakın bakalım bir erkek olarak  duygularını göstermekten korkmayan bir kadının ihtiyacı olur diye cebinizde taşıdığınız bir kağıt mendil var mı en azından. Ya da bir kadınsanız bakın bakalım içinizde gözünüzün yaşını cebinden çıkardığı bir mendille usulca silecek bir adamın özlemi var mı?

İlk kim vazgeçti ?

Uluorta ağlamayı zayıflık gören kadınlar mı, demode diye anılmayı riske alamayan erkekler mi?

Sahi ne oldu o insanlara, bileniniz var mı?

 

Paylaş

11 Comments

  1. Merhaba, sayfanızı bugün bir abim tarafından keşfettim ve bütün yazılarınız bir solukta okudum. Umarım yazılarınız devamı gelir. Mendil taşıyan erkeklere ne oldu derseniz Allah uzun ömür versin birisi babam diğeri dedemdir bunlar benim yakinen şahit olduklarımdır . Kendim 86 doğumluyum aile yapısından mı dersiniz bilmiyorum fakat üniversite 1.sınıfa kadar o meşhur kareli açıldığında 30cm x 30cm boyutlarındaki, her hafta kirli olmasa dahi yıkanıp ütülendikten sonra “mendilini al oğlum cebinde dursun sözüyle” cebimizde ailenin erkek fertleri olarak o mendillerden kullanmışlığımız vardır :), bilmiyorum belki anneme sorsam halen duruyordur :). Mendil yerinde duruyordur da, o erkekleri adam olsun diye yetiştiren kadınlar yoktur belki, belkide mendil bahaneydi doğallığımızı kaybettik.

    • Ne güzel yazmışsınız,çok çok teşekkür ederim.Yazılarımın devamı için e-posta adresinizle kayıt olabilirsiniz.Babanıza, dedenize,o mendilleri sevgiyle ütüleyen annenize uzun ömürler diliyorum. Var mı yok mu bilmesem de; size bir de en doğalından bir aşk diliyorum, size ailenizce işlenen o ince ruhun kıymetini bilen bir kadının aşkı..Tekrar teşekkürler, sevgiler

  2. O mendiller benim çocukluğumda tırnak kontrolü yaptırmak için masaya serilir, burnumuz akarsa sümüğümüzü temizlemek için önlüğümüzün ceplerine konulur, babam tarafından her sabah kravatı ile takım olanı ceketin mendil cebinde, beyaz olanı ise ceketinin ve pantalonunun yan ceplerindeki yerini alırdı.. Ama asıl sihir mendilde değil, insan olmakta gizliydi sanırsam, biz bu vasıflarımızı mı yitirdik ne !!! 🙁

    • Korkarım biraz yitirmişiz evet; ama ben böyle zamanlarda MFÖ’den “benim hala umudum var” şarkısını dinliyorum; bazen işe yarıyor, yaramadığı zamanlarda da gidip birşeyler yazıyorum…Çok teşekkürler

  3. 🙂 Ne güzel oldu, yazınız sayesinde hatırladım, yıllar önce o mendilli adamla belediye otobüsünde tanıştığımı. Ağlamıyordum ama burnum akıyordu alerjiden, bir mendil uzattı, aldım bende, sümkürdüm 🙂 Sonra çay içer misin benimle dedi. İçtik… arkadaş olduk, çok güzel sohbetler ettik yıllarca. Öyle kadın-erkek ilişkisi de yaşamadan üstelik, bildiğin arkadaş olduk. Sonra kaybettik birbirimizi. Bilmem ki bu yazıyı okur mu?

    • 🙂 Ne güzel hikayeymiş, çok teşekkürler. “Keşke okusa”. Buraya birini yazıyorum ama ben içimden 39 kere daha söyleyeceğim bunu…Sevgiler

  4. Duraga henuz yanasmistik ki, minibusun soforu disari dogru “ne var ya ne diyosun?” gibilerinden el hareketleri yapmaya basladi. Gunluk yolcu kapma savaslari vol.2 diyip dikkatimi elimdeki bozukluklara verdim. Para ustunu bekleyen teyzenin bakislarinin elimi yaktigi dakikalardi ve hicbirini dusurmeden paralari yanimdakine teslim edince sorumlulugum sona erecekti. Eremedi… Soforun disariya firlamasiyla elimdeki paralarin etrafa sacilmasi bir oldu. “Piston asagi indi” sahnesini andiran hengamenin ortasinda olani biteni izliyordum: inmek icin birbirini ezenler, yerdeki paralari toplayan cocuklar, “su cami biraz acabilir misin” diyenler ve olaylara ilgisiz kalip kocaman kulakliklariyla muzik dinleyenler… Neden sonra ortalik yatisti ve sofor koltugunda onu gordum: Kolunu göğüs hizasına getirip elini açmış, “abiii” diye hitap ede ede konuşuyordu yolcularla. Demek deminki abiyi o cekip cikarmisti sofor koltugundan. Okkali kufurlere bir onceki soforden alisiktim ancak bu da nesiydi? Bir film icin bu kadar sinirlenmek niyeydi? Sordum, soylemedi. Bir daha sordum, kufur etti. Kolundan tutup son defa soracaktim ki el frenine asildi ve “Bana dokunani yakarim, annadin mi? Ama madem sordun soyleyeyim, filmin kotu olmasina sinirlenmedim ben. Filmdeki gibi bir centilmen ile gercek hayatta karsilasamayacagim gercegine sinirlendim… Hayir James Bond serisinden degildi izledigim film. Ya hayir ne Supermeni be slk! Robert De Niro’nun yeni filmiydi, ‘Intern’ ismi. Robert Bey kadinlar agladiginda onlara uzatmak icin cebinde mendil tasiyormus hep gencliginden beri” dedi ve aglamaya basladi. Cok duygulanmistim ama belli etmedim. Kendisine vermek icin mendilim yoktu, etrafa baktim, torpidonun uzerindeki cam bezi uzanma mesafemdeydi. Cam bezinin yanlis bir hareket olacagini arkalardan yirtilarak, yankilana yankilana gelen “Sofor Hanim, onceki sofor yok oldu, benim bir Kaynarca ustu vardi gelmedi!” cigligi ile anladim. Yerden paralari toplayan cocuklar da o hengamede inmisti. Ozge’ye bir “eline saglik” diyemeden hemen ilk durakta indim. Benden geriye filmdeki mendil verme sahnesi kaldi nacizane:

    • Ne güzel yazmışsınız, yazıyor musunuz bir yerlerde? Öykü tadında keyifle okudum. Çok teşekkür ediyorum:)) Evet bu yazının ilk sözcüğü intern filmini izledikten sonra düşmüştü aklıma, yakalandım:) Çok teşekkürler

  5. Peki ya halen böyle mendil taşıyıp ve sevgilisinin ağlamasına sebeb olmasına dair o mendili paylasamamis adamlara rast geldiniz mi hiç ? Ben geldim ve belki de yaşlarımin bir kısmı bu sebepten dolayı döküldü.

    • 🙁 Ağlatanlara denk geldim tabi ki ama mendil taşıyıp da paylaşmamış olana hayır. Ağlaya ağlaya büyüyoruz napalım, hayatımıza giren herkes bize bir şeyler öğretiyor. Umarım gülmekten gözünüzden yaş gelir bundan sonrasında…Vazgeçtim, mendilsiz olsa olur; yeter ki ağlatmasın sizi…Sevgiler

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *