14

“TECAVÜZE UĞRAMADAN VAKİTLİCE EVİME GİDEYİM” DİYEN GENÇ KIZLARIN, PATLAMALARDA VAKİTSİZCE ÖLDÜĞÜ ÜLKE, ÜLKEMİZ

Okumaya üşenenler için özet: Aslında bu yazı bambaşka bir şey olacaktı. Ankara’dan yine acı haber gelince olamadı. “…başka türlü bir şey benim istediğim…” diyen şairin başka memleket özlemi ile başlayıp, öğrenciliğimin geçtiği Ankara için tuttuğum yası ve kafamda dönüp duran “peki ama n’apmalı” sorusuna naçizane cevaplarımı yazdım ben de…Olmaz olaydı da ben de yazmaz olaydım diye diye…

Tecavüze uğramadan vakitlice evime gideyim derken, patlamalarda vakitsizce ölen genç kızların ülkesi oldu bu ülke.

Yeni Türkiye; TC kalksın kalkmasın tartışmalarının ortasında; yine TC olarak; ama artık yeni açılımıyla; Türkiye Cehennemi olarak devam ediyor maalesef

Oysa hava ne kadar soğuk İstanbul’da ve “mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır ha ha ha” diyerek zevzekçe havadan sudan bahsetmeyi ne kadar çok isterdim şu an. Hayatlarının baharında öldürülen insanların ardından, onların geride kalan yakınlarının hep üşüyeceklerini bile bile soğuktan şikayet etmeye utanıyor insan. Yetkilerle donatılmış birileri çıkıp “alışacağız, yapacak bir şey yok” ya da “kınıyoruz pek tabi, endişe etmeyin” diyor habire. Biz yetkisizler ise yaşamaktan utanır ve korkar halde devam ediyoruz günlük hayatımıza.

Bugün eve dönmek üzere yollardayken, metrobüsün çok kalabalık olmayacağı bir saati denk getirmeye çalışmaktan utandım ben. Gözlerimle insanların yüzlerini yakalamaya çalıştım; kafalarını telefonlarından kaldırdıkları kısa anlarda. Dışarıdan bakıldığında ben de o yüzlerden sadece biriydim. Dışım kimseyi, içimse kendimi yakıyordu; bir kaç gün sonra eskiyeceğini bildiğim korkularım, ah’larım vah’larım ile…

Ölümler sıradanlaşıyor, taziyeler klişeleşiyordu. O yanı başımızda hissettiğimiz ölüm bir gün bizi de içine alacak kadar büyüyene kadar da belli ki böyle olacaktı.

Onlar şehit değil: Kardeşimiz, eşimiz, dostumuz, anamız, babamız

“Şehit” diyorlar onlara. Oysa daha önceden pek çok kişinin de dile getirdiği üzere; ölümü normalleştirerek, hatta yüce bir mertebeye taşıyarak isyanı daha doğmadan dindirme amaçlı bu sözcük. Yönetim becerisi olmamasından ve güvenlik zafiyetinden kaynaklanan zayiler demek canımızı acıtıyor değil mi? Acıtsın o zaman.

Onlar, korumalara abananlar için sadece birer sayıdan ibaret. Korumasız gezen bizler için ise; yürek yarası ve gelecek korkusu.

Bir gün bir belediye otobüsünün en arka koltuğunun hemen önünde, kolumla yandaki demiri tutmuş bir şekilde ayakta seyahat ediyorum. En arka koltukta oturan kız ayağa kalktı, belli ki inecek. Kolumu indirip yol vermem gerekiyor. Tam o sırada bir viraja girdik, ben kolumu çekemedim, ama kız da ayakta kalmasın diye gayet kibarca gülümseyip “ben de ineceğim bu durakta, acele etmeyin” dedim. Maksadım gerçekten kızın oturarak gitmeye devam etmesi, nasılsa ben inerken kolayca inebileceğiydi. Zaten ayakta duracak yer de yoktu. Genç kız bana bakıp öfkeyle “sana mı soracağım” diye bağırdı. Usta bir çeviklikle benden 2 saniye önce inmeyi başarmışken de ekledi: “geri zekalı”

O kadar şaşırdım ki ağzımı açıp tek laf edemedim. Sonraki onbeş dakikam “neden ağzının payını veremedim ki” diye kendime kızmakla geçti.  En sonunda ona üzülmenin daha doğru bir seçenek olduğunda karar kıldım. Daha taş çatlasın 22 yaşındaki bir genç kızın, sabahın erken bir saatinde bu kadar hiddetlenebilmesi için yaşam sevinci yok denecek kadar az olmalıydı ve İstanbul’da yaşamaya devam edip, kalabalıklarda böyle çemkirmeye devam ederse, erken yaşta kalp krizi geçirerek ya da kanser olarak ölmesi pek muhtemeldi.

Benim tahammülsüzlüğüm, tahammülü kime gösterip kime gösteremediğimize

Bugün tepkisizliğimizi ve ne tepki verebileceğimizi düşünürken, aylar öncesinde yaşadığım bu hikaye geldi aklıma. Yeşil ışık yanınca hemen kornaya davranan, yaya geçidinden geçmeye hazırlanan bir yayayı gördüğümüzde yola çıkamasın diye altımızdaki aracın hızını artıran, komşumuz biraz gürültü yaptığında kaloriferle vurarak anında uyaran, en ufak bir hatada bile paylacak insan bulmanın sevinciyle tüm hıncımızı  çıkaran  o tahammülsüz insanlar biz değilmişiz gibi tahammül ediyoruz cinayetlere, tecavüzlere, hırsızlığa, kötülüğe. Mesele tahammülsüzlüğümüz değil; otoriteye sonsuz bağlılığımız demek ki. Paranın gücüne tapınışımız, silahın gücüne, iktidarın gücüne, karanlık tarafın gücüne…

Durum tespitinden herkes gibi ben de baydım ve aklımdaki o soruya bir cevap bulmak istiyorum aslında. N’apmalı?  

Her zaman dediğim gibi başım kelken sırma saç formülü vermeye cüretim yetmez ama bu ülkenin çalışan, vergisini peşinen veren insanlarından biri olarak bu soruya cevap aramak istedim kendimce.

Peki n’apmalı? Kendime notlar

İçlerinden kendimizi en yakın hissettiğiniz bir partiye üye olup çalışmak belki en güzeli olur, o kadar inancınız kaldı ise tabi, bilemiyorum. Yurt dışında mı yaşasak diye düşünmekten ama adım atamamaktan kendi adıma fazlasıyla sıkıldım. Tepkimizi sokakta, sosyal medyada göstermeye de tamam ama küçük adımlar niyetine yapılabilecek şeyler kalmış mıdır? Buyrun benim yapılacaklar listem budur:

  • O bilinen türdeki sermayeli süper marketlerden alışveriş edilmeyecek. Evet, bazı ürünler daha ucuz ya da marketin yeri daha yakın olabilir. Fazladan yürümek ya da vereceğin biraz daha fazla para seni öldürmez. Saadet zinciri gibi uygulamalarla kendi zenginlerini yaratan bu sistemde, “ben de varım” demek için buna değer.
  • AVM’lere zaten gitmiyorsun, böyle devam et. Hele ki inşaatı sırasında işçi çadırı yanan, 11 işçinin yanarak can verdiği, ve bu canların sadece 5 yıl ettiği alışveriş merkezine adım bile atma
  • Bir gün çok paran olsa , 1 koyup 3 alacağını bilsen dahi, saçma sapan konut projelerine girme. Yine inşaatında işçilerin ölümüne sebebiyet veren projelerin evlerini bedavaya verseler bile alma
  • Yaya geçidinde arabalıysan yol ver, yayaysan arabalara elinle çizgiyi göster ve gerekirse kontrollü bir şekilde çemkir
  • Kendi çevremdeki insanlarla aynı dilden sohbetler yerine farklı görüşlerdeki insanlara dokunma noktalarını artır. Mesela Gezi Parkı’nda birinin yanına yanaşıp, “park ne güzel değil mi, iyi ki böyle kaldı” de
  • Taksicilerle muhabbete devam, “paralel” derse “kim o bana bi anlatsanıza” de. Ya da “çocuk tecavüzleri haberini yapan gazeteciyi hapise attılar duydunuz mu”  de… Ve ekle, “ay Allah korusun çocuklarımızı din tacirlerinin elinden”
  • Bir gün bir patron olursan, işe aldıklarını özenle seç. Mesela Ankara’da ailesinden birini kaybeden bir genci al yanına ya da sedye üzerinde “çizmelerimi çıkartayım mı” diyen delikanlıyı. İşi bilmese de öğretirsin, dürüstlük daha önemli
  • Bazen haftada 1 saatini, bazen cebinden 50 TL bile olsa bir parayı ihtiyaç sahibine karşılıksız ver. Kızların okutulması önemli, paranın nereye gittiğini iyi araştır. Her derneğe atlama. Kimin ne yaptığı belli değil çünkü.
  • Sevdiğin kurumları destekle, gazete okumasan bile sırf yaşasın diye abone ol gazetene. Belirli yerleri kalemle işaretleyip metroda falan unutuver sonra
  • Survivor izlememeye devam. İzleyen arkadaşlarına bırakmaları için “ya ben ya Acun” diye baskı yap
  • Instagramdan abuk subuk şeyleri takip etme
  • Taksimdeki o ıslak hamburgerciye gitmemeye devam. Ama önüne git ve arkadaşınla konuşur gibi yaparken bekleşenlerin de duyabileceği şekilde bahset o mekandan
  • Öldürülenlere şehit deme. Ölümü normalleştirip yüceltme
  • Asla kimseyi küçümseme,sakın ha gaza gelip de “cahiller bunlar” diyen sosyal medya içeriklerini paylaşma. Hakkını yedirme ama bugün bu halde olmamızdaki büyük payın, zamanında halkçı politikalar üretemeyen elitistlerde olduğunu unutma.
  • İhtiyacın olmayanı tüketme, sen deli gibi gelir vergisi ödeyensin, üzerine harcadıkça da ödeyensin. Lüzumsuz yere harcama, borçlanma.
  • Rusya krizinden muzdarip olacak turizmcilere üzülme. Zamanında sevseler, kazıklamaya yeltenmeselermiş yerli turisti
  • Hasan Gülcü hala doktorluk yapıyor mu öğren, “ölecek bile olsam ve dünyada sadece o doktor kalsa bile beni ona emanet etmeyin” diye yakın arkadaşlarına vasiyet et
  • Artık internette stalklamak (bir nevi dedektif edası ile seceresine kadar araştırmak) diye bir şey var; gittiğin doktora ek olarak emeğinle kazandığın parayı kime, neye harcadığını iyi araştır
  • İşin her ne olursa olsun iyi yap ve kimseye umudunu, yaşama sevincini kaptırma, dikkat et ( bu son kısmı yazarken ben bile tam inanmadım kendime ya neyse)
  • Unutma, unutturma
Paylaş

14 Comments

  1. Unutmaya yüzümüz kaldı mı hala ? Daha kaç acı yaşamalı ki dile gelsin vicdanlar? Unutmak bir tercih değil genlerimize işleyen bir bozukluk oldu artık. Mutluymuş gibi yapabilmek için unutarak rahatlıyoruz. “Çok şükür biz iyiyiz” ile ferahlıyor yürekler. Ateş düştüğü yeri yakıyor ve unutmak hep iyi geliyor. Kendine yaptığın liste, bir süredir benim de listem. Umutlanıyor insan aynı düşüncelere sahip birilerini farkedip yalnız olmadığında. Peki yetecek mi değişime ? Geçer miyiz iki elin parmaklarını sahi ? Ümit etmek güzel şey ama yine de şairin dediği gibi : ” Fakat artık ümit yetmiyor bana. Ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum. “

    • Teşekkür ediyorum yorumunuz için, bunlar değişime yetecek ve biz şarkı söyleyeceğiz demek isterdim…Karamsar olmayı genelde reddetsem de sanırım bugün, o gün değil 🙁 Bu kutuplaşma ve bu cehalet yıllar yılı üzerinde çalışılmış ve devreye alınmış bir stratejinin ürünü. Hatta kendilerinin bile bu kadar başarıyı beklemediklerini düşünüyorum. Karşı strateji üreten siyasetçilerimiz yok, organize değiliz vs vs. Onu bırakın şu anda; sistemi eleştiren bir olacak o kadarımız, sabahlara kadar tartışılan siyaset meydanımız bile yok. Ama en azından hiç bir şey yapmamış olmanın yükünden kurtarabiliriz belki kendimizi, biraz da olsa.

  2. Diline saglik Ozge. 10 km uzaktan kimine beddua, kimine sevgi gondermekten baska bir sey gelmiyor elimden. Hayat devam ediyor. Geride kalanlar bir yanlari eksik yasiyorlar. Sevgiler

    • Teşekkür ederim. Evet, maalesef ateş düştüğü yeri yakıyor, kendinize iyi bakın oralarda. Sevgiler

  3. Canim Ozgem, hem ozledigim icin belki, hem de olanlara boyle okyanus otesinden alik alik bakmakla kalakaldigim icin, gozlerim dolu okudum yazini. Gururla Siyaset Meydani izlemek icin uyanik kaldik diyen, aydinlik daha guzel gunleri hayal eden genclerden, elinden birsey gelmeyen, anca uzulebilen, orta yaslilara donustuk.

    Bir gun donerim ne de guzel olur diyordum ilk geldigimde buralara, simdi her konustugumuzda, aile bireylerinin, aman sakin gelme, kardesini de yanina al temennileriyle kapatiyoruz telefonu. Utaniyorum, neyse ben rejim falan degisirse ailemi yanima alirim diye dusunmekten. Cok ozledim, cok ta optum, yazan ellerine, dusunen aklina saglik…

    • Canım arkadaşım, ışıl ışıl dostum benim. Uzakta olmak daha da zordur eminim. Bir tane hayatımız var ve hakkımız değil mi insanca yaşamak diye düşünüyor insan. En fazla aşk acısı çekmesi gereken gençler öldükçe, tüm ailesi biriciklerini, varını yoğunu yitirdikçe anlamını yitiriyor her şey. Yine de o gencligin ve sevincin hala içimizde olduğu umuduna tutunuyorum ben; geçen yıl ağaca tırmandığımız o günü hatırladım şimdi sen bunları yazınca:) Bunu diyeceğimi düşünmezdim hele ki seni bu kadar özlerken ama dönme oralardan. Opuyorum kocaman

  4. Yazınıza katıldım ama Türkiye’de öyle bir kültür var ki bunları yapınca önce kız arkadaşınız “kız gibisin” der ve terk eder. Kendine başka arkadaşlar bul diyeceksiniz elbet ama işte azınlıkta olunca sıkıntı.

    • Çok teşekkürler yorumunuz için. O kültür bizi dar alanlara sıkıştırdı, kendi semtlerimiz, kendi sınırlı çevremiz var artık. Ama Bim’den alışveriş yapmasanız kız arkadaşınız sizi terk eder mi ki, bence etmez; siz bir yolunu bulup anlatırsınız eminim:) Sevgiler

  5. Merhaba Özge,

    Bir süredir takip ediyordum zaten seni sessizce. Son dönemde, insanlara senden bahsetmeye, sözlükte hakkında bir şeyler karalamaya, tüm arkadaş listemi blogunu beğenmeye davet etmeye başladım. Ancak bu süre içerisinde, sana bir şey söylemeyip, iletişimsiz kaldım. Bunun sebepleri vardı. Aslında bir tane sebebi vardı. İçimdeki çocuk, senin içindeki çocuğun kararlılığını kıskanıyordu. Kelimelerinin gücü, bir fil gibi içime oturuveriyordu.

    Ama bugün, bu yazını okuduğumda, seninle konuşmak istedim. Sevdiğim insanlarla konuşmak istiyorum son günlerde çünkü. Onlara daha yakın olmak, onların daha iyi hissetmesi için ufacık da olsa bir şeyler yapabilmek. Benim de kendime notlarımdan bir madde bu çünkü. “Sevdiklerini daha çok sev, sevdiklerine bunu daha çok hissettir, sevmediklerini ise umursama.”

    Bir de sana teşekkür etmek istedim. Kendine notlarından, kendime notlar çıkarmamı sağladığın için. Ben de kendi yeni listemi yaptım ve senden bol bol kopya çektim ^^

    Teşekkür ederim.

    • Ben teşekkür ederim. Listeme sevdiklerine daha fazla vakit ayırı ben neden eklemeyi düşünememişim ki:) Başka atladıklarım varsa da haber verin lütfen, kopya candır:) O fil şu aralar benim de içimde oturduğundan kuru kuru teşekkür dışında çok keyifli bir şeyler yazamadım size, borcum olsun, olur mu:) Tekrar teşekkürler

  6. Bir Ankara’lı olarak hayatımı geçirdiğim 25 yılın ötesinde Ankara benim için aile demek, arkadaş demek, çocukluğum demek, ilk aşkım demek… Şimdi şehrime bakıp da o patlamanın tam ortasından sağ selamet çıkan kız kardeşime bile sevinemiyorum.. Dünden beri karmaşık duygular aldı götürdü beni de. Yüreğine sağlık.. Yalnız olmadığımı hissettim, en azından benim gibi düşünenler de varmış dedirttin.. Listene aynen katılıyorum…

    • Çok teşekkür ediyorum yazdığınız için. Ankara’yı neden sevdiğinizi orda bulunmamış birine anlatamazsınız kolay kolay, ama Ankara size hep kucak açar ya hani…Yıllar var gitmedim ama Güven parkın orda durduğunu ve yine kucak açacağını bilmek güzeldi. Aklımda hep öyle kalsın isterdim ben de. Olmadı. Kız kardeşinize ve size çok geçmiş olsun. Çok sevindim kendisine bir zarar gelmemesine. Sevgiler

    • Çok teşekkürler. Umarım daha güzel havadisler yazacak ortamlarımız olur bundan sonra…Sevgiler

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *