35

ACIYI ÇAĞIRMA MUZAFFER, BİZDE ONDAN ÇOK VAR

Okumaya üşenenler için özet: Ruh halim çabuk değişir benim, kendi kendine konuşmak ayıp sayıldığından iç seslerimi yazarak çarpıştırdım ben de. Drama kraliçesi, küçük kız ve Muzaffer. Sonunu da söyleyeyim iyi taraf kazandı.


Şair Rüşdü ve Muzaffer’in yaşam öykülerini anlatan, Yılmaz Erdoğan’ın Kelebeğin Rüyası filminde geçiyordu bu cümle: “Acıyı çağırma Muzaffer, bizde ondan çok var.”

İçimde daha önceki yazılarımda bahsettiğim küçük kız yok sadece. Bir de ‘Drama Kraliçesi’  var ki, düşman başına. Ankara’daki patlama sonrasının getirdiği ruh halini fırsat bilip, o küçük kızı şöyle bir elinin tersiyle itti ve kendine hatırı sayılır bir yer edindi içimde. Yüzündeki pis gülümsemesini gözüme sokarak bir bir sıraladı. Etkili bir giriş de yaptı, şimdi hakkını yemeyeyim:

                  Geç kaldın. Herşeye ve herkese geç kaldın.

Savuşturmaya çalıştıkça gitmedi başımdan. Günlerimi bir süre daha, o kahır senin, bu kahır benim geçirmek çok iyi bir fikir gibi gelmeye başlamıştı ki, aklıma bu replik geldi işte. “Hepimiz Muzaffer’iz” edası ile geçtim karşısına; dedim ki “anlat, nedir derdin?”

Repliklerin işe yaradığını anlamış olacak ki hemen karşı atağa geçti. Muzaffer’e baktım göz ucuyla, gözlerini yere dikmiş ne söyleyeceğini düşünüyor gibiydi. Drama kraliçem, nerden baksan en az 10 sene önce izlediğim Ally McBeal dizisinin bir sahnesi ile vurdu beni, o küçük kızı ve Muzaffer’i.

ally-mcbeal

30’lu yaşlarındaki Ally,  işyerinin tuvaletindeki aynaya bakıp ağlamaktadır. Aynı şirkette çalışan ve ilk aşkı olan Billy  içeri girip Ally’yi ağlarken bulur ve sebebini sorar. Ally gözlerini aynadan ayırmadan, kısa küt saçlarını karıştırarak, cevap verir.

“30 yaşıma geldiğimde herşeye sahip olacağımı düşünmüştüm. Şimdi 30 yaşındayım ve saçlarımı bile beğenmiyorum.”

Kroşe sağlam geldi. Allah seni kahretsin Muzaffer, yok mu verecek bir cevabın ?

Ekonomik krizlerin birinde mezun olmuşum. İyi kötü çağıran var yine de. İş görüşmelerim güzel geçiyor, dinliyorlar beni ve ekliyorlar “şu anda kriz olduğu için biz işten çıkarmalar yapıyoruz ama CV’nizi çok beğendik, tanışmak istedik”

“İyi yaptınız, annemle de tanışmak ister misiniz, hazır gelmişken adını koyalım bu işin ? ”

Demiyorum tabi. Belki şimdiki aklım olsa derdim.

 “Ah şimdiki aklım olsa” hayıflanması eşittir beyhude kelime sıralaması

Çoğu kurumdan gelen cevap aynı o dönem. “Tecrübeniz yok”

Kardeş ben diplomayı kapacaktım, siz de tecrübe kazandıracaktınız. Anlaşmamız böyle değil miydi? Ben bütün konuyu yanlış mı anlamışım yani? Ee ama üzerine para vereceğiz, tecrübe de senden, diyorsanız da hatırlatmak isterim ki vereceğiniz para zaten açlık sınırının altında.

Onu da demedim tabi. Şimdiki aklım yoktu o zamanlar. Tıpkı şimdi diyemediklerimi de akıl edecek aklımın henüz olmaması gibi.

“Bedavaya 6 ay çalış bizimle, sonra bakalım” diyen reklam şirketinin nazik teklifini geri çevirmemle reklamcılık hayalimden vazgeçtim. Kiralık bir ev tutup ev sahibine “dur bakalım bir 6 ay oturucam, beğenirsem bakıcaz” denmezdi. Memleketten otobüsle kaç saat gelip gitmek zor olurdu şimdi 6 ay, neme lazımdı. Ayrıca sömürünün de bu kadarıydı…Demedim. Evet bildiniz, şimdiki aklım olsa derdim.

Aradan yıllar yıllar geçti, bu sefer de bazı büyük şirketler dediler ki “Etkilendik sizden ama çok tecrübelisiniz”

Eh be birader, insan bir alo der, “şşt, tamam yeter bu kadar tecrübe, gel hadi” diye. Şimdiki aklım vardı da bu sefer de ayıp olur gibi geldi, yine demedim.

Nerden bulduysa, Yıldız Tilbe’nin “bi alo de” şarkısını söylüyor bu arada zihnim. Drama Kraliçesi dj kabininde, bir elinde rakı kadehi, diğer eli ile gel gel yapıyor. Gidiyorum. Bana ülkeyi terk etmek ya da hayatımı bambaşka bir yere sürüklemek için geç kaldığımı ve yolun yarısına gelmiş olduğumu hatırlatıyor zevkle.

Kim demiş “Yaş 35 yolun yarısı” diye

Şimdi ölen adamın arkasından konuşmak gibi olacak ama “Yaş 35” şiirinin şairi Cahit Sıtkı Tarancı’nın 46 yaşında ölmesine sebep, bence bu karamsarlıkmış. Halk arasında  bilinen (?) adıyla zatülcenp hastalığı değil.

Yaş 35. Adeta toplum tarafından verilen hedefler için bize ayrılan sürenin sonuna geldiğimizin habercisi. Anadolu lisesi, üniversite, kariyer, ev, araba, terfi, evlilik, ilk çocuk, ilk çocuğa kardeş…Hedef odaklı bir insan olup bunları 35 yaşına kadar hallettiysen şu toplumda kafası senden rahatı yok. Ama bu sıralı listede bir yerlerde takıldıysan kafanın bikbiklenmesine hazır olmalısın. E hadi ama, nerde kaldın? Amerikan filmlerinin çevirisine öykünen bir tabirle ifade edecek olursak; “Hey, senin sorunun ne dostum?”

Sanki 35’e kadar yapılacaklar listesini tamamladıktan sonra rahat rahat yaşama dönemi başlayacakmış gibi pazarlıyorlar gençliği. Oysa ne diyordu Murathan Mungan, “yarın hiç kimseye vaat edilmemiştir.”  Onun gibi bir adama karşı gelen taş olur taş.

Rüzgara kapılması, verilen hedeflere uyulması kolay. Zor olan, o rüzgarın yönünü değiştirmeye kalkmak. Kariyer değiştirmek, boşanmak, eş değiştirmek, şehir değiştirmek, evlenmemek, çocuk yapmama kararı almak, başka bir ülkeye yerleşmek.ic ses

Yani o listede sıralı bir şekilde ilerlerken geri dönmek. Kimbilir belki de bu yüzden, eşinden boşanma kararı alan insanların, yeni ve daha mutlu bir hayata başlama ihtimalini daha hiç düşünmeden, ahlayıp vahlıyoruz. Resmi bir belgenin altına gerçek anlamda imza attılar ve ellerinde patladı. Bir soruyu yanlış yaptılar ya da boş bıraktılar, “vakit kalırsa geri döneceklermiş” diye üzülüyoruz ilk etapta. Ya vakit kalmazsa, ya yanlışlar doğruyu götürürse diye endişeleniyoruz.

İçimdeki küçük kızın sesini duyuyorum bu sırada. “Bu hayata deneyimlemek için geldik, sürekli doğruları bulmak için değil” diyor, boyundan büyük laflara bir yenisini daha ekleyerek.

Duymamazlıktan geliyor ve devam ediyor drama kraliçesi:

– Şimdi git ve yeni birileri ile tanış işin yoksa. Git ve yeniden sev. Yeniden sevilmeye çalış kolaysa. Yeniden güven, yeniden kırılacak olma ihtimaline kafa tutarcasına. Yeniden inan ve emek ver aşka. Ha ayrıca zamanlamayı da tuttur bir zahmet. Sen erkenci olma, sana geç kalmasınlar.

– Ya da razı ol rüzgara. Mutsuzsan mutsuzsun, hem herkes öyle. Sonuçta huyunu suyunu bildiğin insan / şirket / ülke, hem mükemmel değil ki hiç kimse / hiçbir iş / hiçbir ülke, rotadan çıkma, rüzgarı al arkana. Yeni her zaman cezbeder ama yorar da insanı. Sen yolun yarısındasın, zaten yorgunsun. Bilmediğin başka kapılarda mundar olursun.

“Ama başaranlar var, hem de çok. Hatırlasana” diyor Muzaffer, sonunda lafa girebilmenin heyecanı ile. Bunu o kadar içten ve o kadar inanarak söylüyor ki gülümsüyorum. Ve hatırlıyorum.

“Haklısın Muzaffer” diyorum; “acıyı çağırmaya gerek yok, bak bugün de yaşıyoruz”

Hem şimdiki aklım, şimdiki aklım işte. 

 

Son söz:  İyi taraf kazandı. Bunda  kendi olağanüstü hikayelerini anlatarak bana cesaret veren*, bana yalnız olmadığımı hissettiren ve iyi dileklerini esirgemeyen tüm orta direk plazalıların payı çok büyük. Bir kez daha teşekkürler…

* Mühendisken ingilizce öğretmenliği okumaya başlayan,herşeyi geride bırakıp Amerika’da akademisyenlik yapan, Sydney’de hayallerinin peşinden koşan, plazasından çıkıp kendi işini kuran, kendi tabiri ile ardı ardına yavrulayarak hayata farklı bir gözle bakan ,girişimcilik eğitimi vermeye başlayan, kendi mobil aplikasyonunu kuran, Gökova’da hayatını sadeleştirip güzelleştiren, çocuk eğitimine destek veren bir vakıfta daha anlamlı işler peşinde koşan, bekar bir anne olarak Kadının İnsan Hakları konusunda tez yazarak Avrupa’ya kafa tutmaya karar verenler…iyi ki varsınız

 

Paylaş

35 Comments

  1. Gene döktürmüşsün Özge… Bir de 35 yaşına geldim yumurtalarım bozuluyor baba adayı da bulamadım, yumurtalarımı donduracağım diye klinik klinik gezip sıfır km araba parası dökmek varmak ajandada, hormonlar ilaçlar da cabası…

    • Çok teşekkürler:) Ama 35 bir şey ki değil daha…Ajandaya öyle şeyler koymayın derim naçizane, evren duyar:) sevgiler

  2. Yine bir içim su gibi.. Kısa ve lezzetli. Eline, yüreğine sağlık.

    • Çok teşekkür ederim:) Yeni yazıya başlıyorum o zaman ben bu gazla:)

      • Ben zaten yakın takipteyim ve sabırsızlıkla bekliyorum. Ayrıca yazma konusundaki üretkenliğini de takdirle izliyorum. Sakın ara verme ve öteleme lütfen. Sevgiler..

  3. Ben bu mucize kadınla tanıştım:) çalıştım hayatımda bana ilk kapıyı gösteren o oldu ve akil kalmyı öğreten aklı selim Özge iyi ki varsın(not :ki ayrı mıydı)

    • :)) çok teşekkür ederim Irmak’cım, iyi ki varsın. Ki ayrı evet ama kalmayı’daki a düşmüş. Olsun; hem gelişme var hem ben seni böyle de seviyorum:)

  4. “Anadolu lisesi, üniversite, kariyer, ev, araba, terfi, evlilik, ilk çocuk, ilk çocuğa kardeş…Hedef odaklı bir insan olup bunları 35 yaşına kadar hallettiysen şu toplumda kafası senden rahatı yok” demissin, cok da guzel demissin. Kafasi rahatlar en mutlularimiz sanirim. Peki mutlulugun recetesi var miydi? Varsa bunlar miydi sabah aksam tok karnina yapmamiz gerekenler? Kendi kendime sordum yillarca. Insanlari gozlemledim, ordan burdan bir seyler okudum. Belki bir formul bulurum da hayatima uygularim diye. Yillar once mahalle maclarinda kaleye gecirilen, tek burun deligindeki sabit sumuk, o sumugu sildigi kolsuz penyesi ve o penye uzerine baskilanmis Hugo ile hatirlanan, liseden sonra askere giden, dondugunde “iyi kotu” bir ise giren ve ardindan hemen evlenen, ev hanimi olan esiyle kiraya cikan, baba olan ve ailesiyle toplu tasima kullanarak alisveristen donen adam mesela. Cocuk mutlu; en sevdigi cikolata var elinde (mutluluk=cikolata diyip yazima burda son veririrken ben, siz degerl…) Kadin mutlu; mahallesinde eslerine siddet uygulayan bir suru ayi varken kendisi bu anasinin kinali kuzusu ile evlendi, varsin tek burun deliginde hala sumuk olsun. (bence alisveris posetindeki mutfak robotunun payi da yok degil bu hislerinde) Adam mutlu; ailesini ayakta tutuyor, kendi anne babasinin hayir duasini aliyor. Ama imkanlar/sartlar, ama kendi secimi boyle bir yasam surmesine sebep olmus. (Baskalastiriyorum ‘boyle’ diyip cunku gercekten benim yasamima gore cok “baska” kaliyor bu hayat) Muhakkak ki bu ailenin de kafasi rahat degildir. Belki “yav yemegi nasil kaynatmissin hanim, hasladin beni” diyor adam, belki “mahallede tuplu televizyon kullanan bir tek biz kaldik!” diyor kadin, belki cikolatayi cok yedigi icin kosede hatir hatir kasiniyor cocuk. Neseli Gunler, Gulen Gozler kivaminda geciyor omurleri. Sanmiyorum ki kalkip “Nerde yanlis yaptik biz, niye boyle olduk?” ya da “Etrafta mutlu insanlar var. Ulkemiz bu sartlardayken nasil boyle mutlu olabiliyorlar?” ya da “Ne zamandir yurt disina cikip soyle agiz tadiyla bir krosan yiyemedik” ya da “Yazmasaydim cildiracaktim, o yuzden blog actim, duygularimi diger insanlarla paylastim, hatta usenmedim gittim yazilanlarin altina yorum! yaptim. Boylece icimdeki cocugu sevindircem, daha mutlu olucam, hepsi benim olacak, vuracam kirbaci” demiyorlar. Mutluluk hayat amaciysa, bu adam ve ailesi, senden alinti yaptigim ilk kisimdaki mutluluga goturen araclari (mal, mulk, itibar, kariyer vs) kullanmadan amacina ulasmis. Bilincli ya da bilincsiz, bu sekilde yasamlarini surdurdukleri icin onlari elestirmek bir yana, hasetle karisik saygi duyuyorum kendilerine. Ister “ignorance is bliss” diyelim, ister “dunning kruger” diyelim. Bu adama Tulin ile Caneri sor soylesin ama ne Dunning’i taniyor ne de Kruger’i. Bu adamlari taniyor olman seni daha bilgili yapiyor, daha mutlu degil. O zaman hadi evi arabayi satalim kiraya cikalim, yemekleri ilik servis eden biriyle evlenelim, cocuk yapalim ama cikolataya alistirmayalim, yillardir doldurdugumuz bakir levhamizi bir guzel kalaylatip arkadaslarimiza kalpleri kadar temiz bir ‘tabula rasa’ ayiralim ve boylece konu aileden daha fazla mutlu olalim demiyorum tabi. Cunku sartlar/imkanlar ve kendi secimleri sayesinde 35 yasina kadar hedeflerini tamamlamis, mutluluga goturdugunu varsaydigimiz araclarin hepsine ya da bir coguna sahip olmus mutlu insanlar da var. Peki o zaman ne diyorum ben? Valla sanirim baglayamadim bir yere. Ozge disinda, bu yaziyi usenmeden buraya kadar okumus sayin okur vaktini caldigim icin senden ozur dilerim, bir sonraki yoruma gecebilirsin. Basladigi isi sonuna kadar goturen, yasadigi hayal kirikliklari kendisini yildirmayan sayin okur, iste kaldik basbasa. Sana bir iyi, bir kotu, bir de cirkin haberim var. Cirkin haber: sen igrenme diye ‘tek delik’ dedim ama cocugun burnu malesef cift kirmali tufek gibiydi. Cadi Sila’dan boyle eziyet gormedi penyedeki Hugo. Iyi haber: Yazinin sonu geldi ve mutlulugun formulunu veriyorum. Kotu haber: Sen bu formulu uygulayamacaksin cunku buraya kadar okumus olman senin merakli, hevesli, sorgulayan, kurcalayan ve “o adamin” aksine bos zamanini televizyon izleyerek degil de okuyarak gecirdigini gosteriyor. Iste yukaridaki sifatlardan yoksun olmak bana gore mutlulugun formulu. Ha diyorsan ki (bence demelisin) ‘o sekilde’ mutlu olacagima ‘bu sekilde’ mutsuz olurum, ben de sana derim ki: Mutsuz olalim, hep mutlu olunacak diye bir kural yok ki! Onemli olan iyi insan olmak…
    https://www.youtube.com/watch?v=0LnN80fW2dI
    (bos zamanlarimi televizyon izleyerek gecirdigimi anladigina gore benim “o adam” oldugumu da anlamissindir sanirim. Ama ne yapayim ya bogrumu yakip deliyor yemekler, hele o patates…)

    • Bu ikinci yorumdan sonra artık Fatih diye hitap edebilirim değil mi:) İlk okuduğumda ne yalan söyleyeyim, iyi bir şey mi dedin bana kötü bir şey mi anlamadım. Ama sonra dedim ki keşke Fatih de bir yerlerde yazsa da kapışşak:) Mutluluğu abartmamak lazım haklısın ama olduğumuz gibi de mutlu olalım bence, o mahalleye taşınmadan da mesela, ya da doğrucu o savcı kadın gibi vakitsiz ölmeden mesela?
      Bu arada video telif sebebi ile açılmıyor ama o sahne dün gibi aklımda olduğundan izlemiş kadar oldum, çok teşekkürler

      • Tabi Fatih diyebilirsin 🙂 Aslinda ne iyi ne kotu bir sey diyorum. Anlattigin konular cok guzel, uslubun da oyle. Bir sey diyecek olsam iyi seyler soylerim ama! Ben sadece “bak sen boyle diyosun, benim gordugum bir de bu tarafi var olayin” temali yorumlar yapiyorum ikidir, hepsi bu. Bir yerlerde yazmiyorum, aslinda yorum da yapmiyordum ama, senin icindeki cocuk en sonunda sokaga cikip oyunlariyla(yazilariyla) etrafa nese sacip gurultu yapinca benim icimdeki cocugu uyandirdi, gel gor ki oglenci oldugu icin benim icimdeki cocuk, once gozlerini acti saga sola bos bakislar firlatti (bununla birlikte 3 tane) sonra uykusuna kaldigi yerden devam edecek. Uyuyamazsa pencereden seni izlemeye devam edecek. Bir gun o da sokaga cikmaya cesaret edecek, topraga bulanacak, sonra sularla birlikte bir cicegin bedenine yuruyecek, oradan ozune ulasacak, cicegin ozune bir ari konacak, belki, belki o ari sen olacaksin 🙂

        • 🙂 çok güldüm yazdıklarına, çok da mutlu oldum. Uyumasın o çocuk da, sokakta hayat var; anneler seslenene kadar en azından:)

    • Fatih,
      (nereden geliyorsa bu samimiyet? sanırım sonuna kadar okuduğum için yazıyı!)

      yazdıklarının içeriğine değil de, formata takıldım.
      bir daha ki sefere paragraf kullanmayı dener misin:)

      • (uyandiktan sonra oyle kolay da olmuyo uykuya donmek tabi)
        Ya Nihan isterim gercekten; paragraf olsun, italik olsun, suslu puslu resimli yazamiyoruz ki biz Ozge gibi bu yorum kismina. Onunki ayvalik tostu bizimkiler okul kantini tostu gibi oluyor:) (gulen surat cikmasin diye bosluk birakmamayi da yeni ogrendim)
        Bak senin icin denedim bu yorumda paragraf olayini, mutlu ol istedim ama olamayacaksin. O yaziyi sonuna kadar okuduysan isin zor:)

        • Paragraf da olmuyormus zaten, yine denedik yine yenildik. (Umut Sarikaya mutsuzluk…)

  5. Hafta hafta nasıl tutturabiliyorsun yazılarında benim ruh halimi Özge? Psikoloğa boşuna para veriyorum hissiyatına kapılmaya başladım senin yazılarını okumaya başladıktan sonra 🙂 tebrik ederim süper yazıyorsun. Aklımdan geçen bin beş yüz tane düşünce senin yazılarında kroşe şeklinde acıtarak vuruyor yüzüme. İyi de oluyor. Yalnız değilmişim diyor seviniyorumda aynı zamanda. Aslında yalnız olmadığımı orta direk plaza arkadaşlarımla konuşmalardan biliyordum ama cesaretle bu kadar ortaya koyabilen ve güzel yazan sen oldun. Eski plaza çalışanı hem de bankacı 🙂 yaşattığın bu Mutlu anlar için teşekkürler …

    • Ne mutlu bana o zaman, çok teşekkür ediyorum:) Valla nasıl tutturuyorum inanın bilemedim, ama bildiğim gün o psikologa gönderirim hesap numaramı:) Tekrar çok teşekkürler, sevgiler

  6. Çıktıklarımda da var mıydı böylesi, çıkarımlarımda mı yanıldım ya da çıkardıklarımın toplamından aldığım ”ah” çıkarıldıklarımın ”vah”ına mı eşit.Hasıl-ı kelam kendimi çok sevip de çıkmamıştır karşıma böyle düşünen, bu şekilde yazan bir kadın desem ”hooop ne oluyor asılıyor musun?” toplumunda yaşadığım için yanlış anlaşılırım.Elinize sağlık yüreğinize sağlık.

    • Ben yanlış anlamadım, hatta ilk cümleyi kıskandım bile ne yalan söyleyeyim. Neyse ki bir sonraki yazı için ilham geldi şu an:) Tüyo vermeyeyim şimdi ama becerebilir de o yazı yer alırsa burada, siz anlarsınız zaten:) Çok teşekkür ediyorum güzel yorumunuz için.

  7. Yazılarını okudukça içimden bu kadın beni hiç tanımadan neler düşündüğümü nereden biliyor diye geçiriyorum. Başkaları da varmış böyle düşünen, benim gibi hisseden. Hem güzel hem hüzünlü geldi bana bu. Hep bir gün bir kopma noktası olacakmış gibi hissediyorum ben. Bir gün tekmeyle açacağım bu iş yerinin kapısını, The Hobbit’teki Bilbo gibi “I am going on an adventure!” diye bağırarak gideceğim. Ya kendimi dünyanın yollarına vuracağım sırtımda bir çantayla ya da gidip bir yerde içi taptaze meyvelerle dolu bir bahçe yapacağım. Toprağı seveceğim avucumla (avucum kelimesini hiç kullanmamışım daha önce sanırım, tuhaf geldi). Güneşin doğuşuyla yolun kenarında açan bir çiçekle mutlu olacağım. Hayatımı olabilecek en basit halde yaşayacağım. İnsanları paranın, işin, rekabetin önüne koyacağım. Bir gün… Ölmeden önce bir gün. Bunun umudu sanırım devam etmemi sağlıyor benim. O günün hayali, özlemi. Bir yanım da diyor ki, tık diye gideceksin bir gün böyle umut ederken. Sonra sen de kalmayacaksın, umudun da. İnsan olarak doğmak zor işmiş diyorum kendime sık sık. Hayat gittikçe güzelleşmiyormuş. Öldüğüm an yüzümde bir gülümseme olacak diye düşünüyorum hep bu yüzden. “Bitti sonunda… Nihayet” diye geçireceğim içimden.

    Bir de bu içinizi kararttım diye gelen vicdan azabı var şimdi. Uslen bir özür dilerim bu yüzden günü güzel geçerken beni okuyup hüzünlenenlerden. Umarım hep yazarsın. Yazılarını da altındaki yorumları da okumayı hayatımın bir parçası yaptım.

    İşime döneyim ben.

    • Deli bir kadın TDK’ya mesaj attı, teşekkür kelimesi artık kendisine yetmiyormuş, yeni sözcük istedi diye bir haber duyarsanız bilin ki o kadın benim:) O zamana kadar yine çok teşekkür ediyorum. Özellikle avucum kelimesini kullanmadım demeniz beni düşündürdü, benim kullanmadığım güzel sözcükler neler acaba diye. Bence o kadar içten ve inanan bir şekilde ifade etmişsiniz ki, bana burdan bakınca karamsar değil de bir gün kesin yapabilecekmişsiniz gibi geldi. Yalnız o tık diye gitmeyi bir daha kullanmayalım cümle içinde, evren duyar muyar, iş almayalım başımıza…Sevgiler

  8. Hayat bir deneyim, yaşanacak ve bitecek. Çok büyütmemek lazım sanki değil mi? Bittiği zaman nasıl yaşadığının ne önemi olacak?
    Önemli olan şuan! Şuan ne hissettiğin. Şuan ne istediğin. Ve bunu, iç sesini dinleyerek keşfetmek mesele, dış seslere kapatıp kulaklarını.
    29 yaşında 5,5 senelik evliliğimi sonlandırma kararı aldığımda ben de çok sorguladım. Herkesin çocuk yaptığı yaşta ben 0 noktasına geri dönecek ve baştan başlayacaktım. Tekrar bir şansım olacak mıydı anne olabilmek için? Tekrar birine güvenebilecek miydim? Herkesin dediği gibi pişman mı olacaktım yoksa, beni bu kadar seven bir adamı “hayata aynı pencereden bakmıyoruz, ruhum akmıyor bu ilişkide” diye ayrıldığımda? Etrafımdaki tüm seslere rağmen kalbime doğanı takip ettim. Şimdi bu anlamda çok huzurlu hissediyorum kendimi.
    Aynı sıkışmışlık hissini işim için de yaşıyorum ve bazen yaşadığım şehir için de. Her şey adım adım değil mi? bir anda olmuyor hiçbir şey.
    Tek istediğim beni çağıran sese kulak vermek. Gerçekten nasıl mutlu olacağımı biliyorum, cesaret edip ona doğru ilerlemek. Ve basit yaşamak. Olabildiğince basit.
    Sevgiler 🙂

    • Çok teşekkürler, an’ı yaşamak bu kadar güzel ifade edilebilirdi. Hayata aynı pencereden bakmak çok önemli bir kriter ama bunu anlatmanın ne kadar zor oldugunu tahmin edebiliyorum. Daha ne istiyorsun, ne kadar nankörsün, bunu bulamayanlar da var demişlerdir muhtemelen. İyi ki dinlememiş ve kendi huzurunuzu yakalamışsınız, artarak devam etsin diyelim:) Ve evet, her şey bir anda olmuyor ama sizin örneğinizde olduğu gibi bir cesaret gelirse bünyeye, durdurabilen de olmuyor sanırım. Tekrar teşekkürler…

  9. Yazılarınızın müdavimi oldum,keyifle okuyor ,bir sonrakini dört gözle bekliyorum.Hep yazın olmaz mı ? Olabildiğince güzel günler diliyorum.

    • Çok teşekkür ediyorum; yazmaz olur muyum hiç bu güzel sözlerin üzerine:) Sevgiler

  10. Sevgili Özge senin yazıların ile sayende tanıştığım diğer cevherleri de (ki o güzel yorumların her biri potansiyel bir yazar duygusu veriyor bana) düşününce ben bu yazıların kolaylıkla müdavimi oldum…. 55 yaşında olan ben bile yeni yolu yarıladım derken 35 için bunu söyleyemeyiz (tabii ben bunu yeni idrak etim) 😉 Ancak okuldu, yurt dışıydı, 29 yaşında evlilik, 31i sürerken ilk çocuk, hiç düşünmezken 38 de 2nci çocuk derken seneler öyle hızlı akıp geçmiş ki arkama dönüp baktığımda halen yapmak istediğim bir çok şeyi yapamadığımı görüyorum… Bu kısacık ömür bana şunu anlattı ne kadar güzel yaşadığın veya ne kadar süründüğünün hiç önemi yok hangi yaşta olursan ol hep “yapmak istediklerini yapamamışlık duygusu” içimizde olacak… Ama sen yazılarınla benim tüm duygularıma tercüman oluyorsun… Durma hep yaz olurmu <3 Seni sevgiyle kucaklarım… <3

    • Siz şimdi yorum yazan diğer cevherleri övünce biraz kıskanır gibi oldum ama sonra geçti:) Ben de çok keyifle okuyorum çünkü onları. Sizin verdiğiniz destek çok değerli benim için, çok teşekkürler. O 55’e baya birşey sığdırmışsınız bence ama yapamamışlık duygusunun devam edecek olması önce beni panikletse de sonrasında rahatlattı:) Yaşam sevincinin bir ifadesidir belki de bu, hep sürmesi de güzeldir…Çok teşekkür ediyorum değerli yorumlarınız için, sevgiler

  11. Kalbime dinamiti koyup gidiyorsun. Bu kadar mi etkilenir bir insan. Bravo sana

    • Ah ah bu güzel yorumlar yeni yazılar için baskıyı nasıl artırıyor bir bilseniz:) Çok teşekkür ediyorum. Sevgiler

  12. bu yazıyı okuyunca aklıma mezuniyetim sonrası hayaller hayatlar ikilemi geldi bir hey gidi hey salladım o günlere ve dedim ki bi de özgeyle paylaşayım
    sene 2009 sonu 2010 başı mezun olmuşum sanıyorum tüm şirketler çeşitli görevler için beni bekliyorlar ama heyhat hayatın acı gerçekleri yaptığım zibilyonca görüşme, tecrübesiz bulunduğum bir dolu mülakat, krizin bahane edildiği bir kaç görüşme derken küçük bir firmada 1000 TL’ye razı olup(ki ev kirası 800 TL, tabi ben o dönem fotosentez yaptım) işe başladım üstüne bir de 6 ay denendim (deneme süreci=sigortasız işçi çalıştırma). İyi ki yazmışsın kalemine sağlık…

    • Siz de ne iyi ettiniz de yazdınız:) çok teşekkür ederim, yeni mezunun çilesini çekmeyen bilemez.Öğrenciliğin konforunu bile arar insan

  13. 30’uma girmeden üç ay üç gün önce evlendim 🙂 12 yıl sonra boşandım. Kirlenmek güzeldir diye diye oğlumu büyütürken, o, ellerini kirletmekten hiç hoşlanmayan bir çocuk oldu 🙂 yani… Yanisini bilemedim, konuyu bağlayamadım. Olsun, ben kendimi böyle de seviyorum. Ha bir de domates ve çiçek ekmeye başladım. Toprak iyi geliyormuş insana, onu fark ettim. Geçenlerde 44 yaşına girdim ve tek düşündüğüm artık dört dörtlük bir kadın olduğum :)) tamam hiç bir şey anlamadınız biliyorum. Ne yapayım kelimelerim düşüncelerimin hızına yetişemediğinden böyle oluyor heyecanlanıp yazmaya çalıştığımda. Birde Fatih Beyin yazısı ki hoşuma gitti, iyice çoğalttı zihnimde koşturan düşünceleri, sonuç bu oldu. Ama olsun netice de iyi geliyor bana, iyi hissettiriyor burada okuduklarım. Sağol Özgecim. (İkidir Özgecim diyorum ama vallahi hanım demek gelmiyor içimden, sen bu kadar iyi hissettirirken bana)

    • Hanıma gerek yok tabi ki:) Ben tesekkur ederim, ne iyi ettin de yazdın. Fatih şu aralar yurt dışındaymış, onun da yazması için gaza getirmeye calısıyorum kendisini:) tekrar teşekkürler, sevgiler

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *