190

DÜNÜN “ORTA DİREK” ÇOCUKLARI OLDU SANA ŞİMDİNİN AFİLİ PLAZA ÇALIŞANLARI

Okumaya  üşenenler için özet: 1980’lerin meşhur tabiri “orta direk” ölmedi; direk olarak içimizde yaşıyor. Ne eğilip bükülebiliyorsun ne de sıçrayabiliyorsun içine kaçan bir direkle…Ortadan ortadan yaşıyorsun işte. İçindeki küçüğün sesi daha yüksek çıkmaya başlayıncaya kadar tabi…

Eğer Özal’ın ilk kez bir seçim propogandasında kullanarak hayatımıza kazandırdığı tabir ile “ ortadirek” bir aileden gelip kapağı bir plazaya atabilmişseniz benim gibi; dost acı söyler olarak alın lütfen; işiniz biraz zor şu hayatta.

Plazalarda çalışıp kalem etek giyebilmek, kravat takabilmek için ne çok emek vermişsindir kim bilir. Ailen bir yandan, sen bir yandan ne çok didinmişsinizdir o camların önünde bir yer kapasın, boynuna bir giriş kartı asasın, o turnikelerden edalı edalı geçesin diye.

Bu ülkede açlık sınırında yaşayan, senin okuduğun okulların onda birini okumaya fırsat bulamamış çocuklara ihanettir senin burun kıvırmaların. Hem öyle kolay değildir, emek verdiğin, ülke ortalamasına göre güzel paralar kazandığın bir şeyden ” yok ya benim istediğim bu değilmiş” diyerek vazgeçmek…İnatla sevmeye çalışırsın.

Bilimdeki karşılığı ile Dunning-Kruger etkisi ; Türkçedeki karşılığı ile cahil cesareti olarak ifade edilen gerçek, hepimizin gerçeğidir oysa. Az bilgili insan daha özgüvenli olur.

Orta direk bir ailenin çocuğu olmak demek, çok çalışarak çok başarılı olunabileceğine inanmak demektir. İş hayatına başladığı kurumdan emekli olmuş, bunu da gayet normal saymış bir ana-babanın çocuğu olmaktır. Olur da kurum değiştirmeye kalkarsanız  gözlerinizin içine “ eyvah, gitti kıdem tazminatı” diye bakılmasıdır. Öyle fazlasında gözü olmayan, kısmetin bile hayırlısını “SGK primi tam yatan insan”da arayan mütevazi bir aileye sahip olmak demektir.

Beyaz yakalıların kısa yoldan para kazanmaya aklı ermez

Akıllı olmadığı, çalışkan olmadığı için değil. Ayıp sayar hatta çok zenginliği; emeğe inanır, eğitime. Yani günümüzde pek de prim yapmayan şeylere.

İşte tam burada devreye girer malum Kruger etkisi. Bakkalın olsa kasasına oturtmayacağın insanlar bir yerlere gelir sonra. Hani aslında dövmek isteyeceğin tipler. Neden dövdüğünü kendisine söylemeyeceğin, böylelikle dayaktan değil; “bu beni neden dövdü acaba” diye meraktan ölsün istediğin tipler.

Anadan babadan kalan sermaye yok diye hayıflanmak ortak paydamızdır eyvallah ama birden para çıksa ne yapacağı konusunda bir fikri olmayan insanların sayısı azımsanamayacak kadar çoktur içimizde. Bu nedenle de bir butik otel işletmek, ya da kafe açmak dışında çok fazla bir seçeneğe rastlamazsınız, beyaz yakalıların yırtma planları arasında.

Onlar zamanında hayal kuramamış çocuklardır

Eli ekmek tutmayı, doğru düzgün bir işte iki yakasını birleştirebilmeyi, tüm bunları yaparken de dürüst olmayı başarı sayan bir aile tarafından büyütülmüşüzdür. Biz bu güzel çocuklar da bunun kıymetini bilmiş, kıt kanaat bizi okutan ailelerimize ihanet etmeyip , olmayacak hayallere kapılmamışızdır.

Zaten şimdiki gibi instagram falan da yok ki kime özeneceksin ? En fazla oturduğun sokağın zenginine özenirsin, büyük düşünürsen de gazetede haber olana. Yediğini içtiğini paylaşmanın görgüsüzlük sayıldığı bir dönemde büyümüşsün. Internetin olmadığı haliyle tüm dünyanın önüne serilmediği bir zamanda gözlerini açmışşın yaşama. En büyük hayıflanman “dedem zamanında şurdan bir yer kapaydı iyiydi” olmuş. Ne olacaktı ki başka?

Bizim ailede işinden şikayet edeni hiç duymadığım gibi, hayatları boyunca hiç uçağa binmemiş olmalarına hayıflandıklarını da duymadım.

Promosyonlu bilet bulup yıllık izinlerini yurtdışında geçiren bir ortadirek çocuğu olarak ölesiye mutsuzluğu kendime yakıştıramamam bundandı benim. “Çok mutsuzum” diyemedim şöyle ağzım dola dola, ama mutlu da olamadım. Yıllarımı, o direk içime girmiş gibi yaşadım bu yüzden. Aralarda yırtabilenler çıktıkça gaza geldim, imrendim; sonra konut kredimin borcuna, annemin yüzüne baktım vazgeçtim. Ucuz  biletle yurtdışına gittim, bi kruvasan yedim geldim, bir süre daha idare ettim.

Büyük patronlar ( istisnalar her daim tenzih kapsamındadır malum) ya babadan zenginler ya da zaten kaybedecek bir şeyi olmadığı için işlere balıklama atlama cesaretini gösterenlerdir oysa. Bordrolu, SGK’lı çoğu beyaz yakalı olarak o zamana kadar doğru dürüst hayal kurmadığımızdan, birbirimizin hayalini ödünç aldık bir şekilde. “Aslında tam şuraya makarna-salata yapan bir kafe açacaksın, ne iş yapar ha” sözünü bu kadar telaffuz etmemiz işte tam da bu yüzdendi.

Güneye yerleşmeyi hiç mi hiç düşünmemiş bir beyaz yakalı gördünüz mü, ben henüz denk gelmedim.

Aslında kafa o kadar çalışıyor ki, bir dönercide sarılan et üzerinden ‘günde ne kadar ciro yapılır’ı anında kafadan hesaplayabilen güzel insanlarız vesselam; kim ne derse dersin 🙂

Onların Snapchat’i bizim ICQ’umuzu döver!

Bu neslin yetiştirdiği çocuklar ise daha özgüvenli oldu. Kendi ailesinden gördüğü gibi elindeki varını yoğunu çocuğuna yatırdı. Bu nedenle tek çocukta kalma ısrarı. İngilizceyi 3 yaşında öğrenmesini istemesi, “mutlu olsun da ne yaparsa yapsın” demesi; özgüvenli çocuk yetiştirmek adına el kadar bebesini drama kurslarına yazdırması bundan. Evin bir maaşını çocuğun okuluna, bakıcısına, sonra oyun grubuna, eğitici pahalı oyuncaklarına hiç tereddütsüz gömmesi… Şimdi onlar internetli bir dünyaya gözlerini açmış pırıl pırıl çocuklar oldu. 22 yaşında o CEO olmayacak, kendi işini kurmayacak da kim kuracaktı ki?

Meıcqlek yatırımcı peşinde koşan, rezil mi olurum acaba demeden, snapchatte, youtube’da videolarını paylaşan gençler onlar. Biz ICQ’da kod adlarımız ile gizli gizli flört etmişken, onlar kendi isimleri ile bangır bangır bağırıyorlar dünyaya. Sonuç; onların özgüveni bizimkini döver…Onların cesareti var, bizimse ucuz uçak biletlerimiz ve kapı gibi bordromuz, özel sağlık sigortamız.

Yine de biz kurumsallar “challenge”ları severiz, challenge kelimesine henüz Türkçe bir karşılık da bulabilmiş değiliz, ama ellemeyiniz böyle iyiyiz…

Varsın ömrümüz o challenge’ların dibini görsün. Doğru bir zaman geliyor. Öyle birdenbire hemen gelmiyor belki ama hayatınızda artı eksi hesabı yaptığınız zamanların sonunda sürekli eksi vermekten bitkin düşerseniz bir gün; sizin doğru zamanınız tam da o gün oluyor. Öncenize bakıyorsunuz; sizi büyütenlere; sonranıza bakıyorsunuz; sizi özgüveni ile geçenlere. Sonra bir orta yolunu buluyorsunuz bir şekilde.

İşinden istifa edip de güneye yerleşenlerin hikayelerini okuyup okuyup kendinizi sanki yapılacak bir şey var da siz yapmıyorsunuz gibi talihsiz, beceriksiz hissetmenin bir anlamı yok. Ne istediğinizi hala bilmiyor olabilirsiniz. Ama bu hayat size ne istemediğinizi öğretiyor en azından. Hem ortadirek sözcüğünü cümle içinde kullanan politikacılar da artık yok. İçimizdeki çocukla konuşmak lazım, o ne istiyordu, bu yollara düşmeden önce? Onu iyice bi hatırlamak lazım.

Ben  “plazadan at beni, in aşağı tut beni” demenin bir yolunu buldum kendimce evet. O bilinmeze doğru yol alırken; “Alice Harikalar Diyarında” kitabını büyülenmiş gibi bir günde okuyan ve “ben de yazı yazmak istiyorum” diyen  küçüklüğümü düşündüm en çok…Edebiyat okusam mı diye düşünürken “ama matematiğim iyi, ziyan olmasın” deyip TM’ci olan o küçük kızı.

Yıllarca görmezden geldiğim o küçük kıza bir sözüm var. Şimdilik bu sözümün arkasındayım, gerisini nasılsa bir şekilde hallederim, ne de olsa ben de her kurumsal gibi“ challenge” ları pek bi severim.

Kamu spotu: Her daim elalemin challenge’larını handle edeceğinize, biraz da kendinizinki handle ediverin; n’olur ki?

 

 

Paylaş

190 Comments

  1. Bitmesin diye nefesimi tutarak okudum; yüreğimize kaleminize sağlık. İçinizdeki
    Küçük küçük kıza çok sıkı sarılın.. Ben de 41 yaş sendromuyla kendı içimdekiyle çok konuşuyorum bu aralar.. Sevgiler

    • Ben de sizin yorumunuzu mutluluktan gözlerim dolarak okudum. Çok teşekkür ediyorum. Size ve sizin küçük çocuğunuza benden sevgiler, selamlar:)

      • Merhaba özge hanım,
        Bir konu hakkında düşüncelerinizi almalıyım yazılarınızı hayranlıkla takip ediyorum mailime dönebilirmisiniz?

  2. Merhaba, yazinizi cok begendim. Challenge yerine “meydan okuma” kullanabiliriz. Daha da dobra bir kelime. Sevgilerimle.

    • Çok teşekkür ederim. Meydan okuma başlı başlına bir yazı konusu bile olur aslında, güzel öneri.Tekrar teşekkürler

    • niye biz kullanıyoruz? yazıyı yazan o, o kullansın bence

  3. Harikasiniz nihayet plaza insanlarinin mutlu yapmacik gulumsemelerinin ardinda kendilerinin bile henuz tam kesfetmedigi ozlem ve eksikliklere tercuman olmussunuz. Yazmaya devam edin.Biz takip edecegiz.

    • Harika olan sizin hiç üşenmeyip güzel yorumunuzu benimle paylaşma nezaketi göstermeniz bence. Çok teşekkür ederim

  4. Çok beğendim. Çok şükür ki kendi challengelarımı handle etmeye uzun süre önce karar verip, uyguladım. Herkese tavsiye 🙂

    • Çok teşekkür ederim. Sizin adınıza da çok sevindim.Neden ciftyumurta blogun adı derken öğrenmiş oldum.Güzel geçsin, güzel olsun herşey, sevgiler:)

  5. Tabii bilemiyorum hic birikiminiz var mi, ama risk almayi kolaylastiracak tek sey birikim. Sizin boyle hissetmeniz sizin sucunuz degil, sistem boyle. Hepimiz ayni seyi hissettik, hissediyoruz. Kendinizi uzmeyin o yuzden. Turkiye’deki egitim sisteminden cikarak dogru durust karninizi doyuracak karar maas alacaiginiz bir ise girebilmeniz icin genclik hayatinizda tarhana yogurt nasil yapiliri deil degil ossyi, matematigi bilerek gecirmeniz gerekti.

    Ama en onemli sey, bunun bilincindesiniz. Bankadan kredi alip sansinizi deneyebilirsiniz. Ya da birikiminiz varsa belki onlari kullanarak?

    Ne yazik ki ulkemizde uretime, durust olarak tirmanmaya deger yok.
    Ithalata, insaata ve lukse deger var. Luks mal ithalati ya da insaat isine girebiliyorsaniz ne ala. Gerci bu sektorlerdeki insan profili de sizi hayattan tiksindirebilir…

    Hayatta kucuk mutluluklardan zevk almak da onemli. Bu kimi icin sizin tabirinizle ucuz biletle yurtdisina ucup kruvasan yiyip gelmek olur, kimine gore yogurt yapmak. Ucuz biletle kruvasan nedeniyle sucluluk hissetmeyin, ya da yanlis bir sey yaptiginizi dusunmeyin.

    Cok okuyan degil cok gezen bilir derler ne de olsa.

    • Çok teşekkürler, yorumlarınız için. Hayatımın gidişatını o dediğiniz şekillerde zaten biraz değiştirdim aslında. Şimdiki direniş hem bu yaşamış,düşünmüş olduklarımı anlatma hem de yönünü değiştirmeye niyetlendiğim rüzgara kafa tutma. Ve haklısınız; ne yapıyorsak olalım farkında olmak ve kendimizi suçlamamak en önemlisi…Tekrar teşekkürler:) sevgiler

  6. Gerçekten çok iyi bir yazı, yürekten tebrikler. Ne yapmam gerektiği konusunda değil de ne yapmamam gerektiği hakkında daha iyi hissediyorum kendimi.

    • Çok teşekkür ediyorum. Farkındalığın iyisi kötüsü olmaz. Ne yapmamamız gerektiğini anladısak; ne yapmamız gerektiğini anlamamız yakındır. Sihirli kelime zaten iyi hissetmek bence. Yolunuz açık olsun hep, sevgiler

  7. Özge sana sarılıp öpmek istedim. Ne güzel ifade etmişsin.Özellikle ” yok ya benim istediğim bu değilmiş” diyerek vazgeçmek…İnatla sevmeye çalışırsın.’ Kısmı vurucu olmuş…

    • Çok teşekkür ederim, sıcacık yorumunuz için:) Her zaman gelebilirsiniz beni öpmek için, benim gezdiğim de çocuğum da yok henüz. Ama sitenize bakıp feci gaza geleceğim kesin:) Tekrar teşekkürler, sevgiler

  8. Ben güneye kaçtım ve şimdi yapacak bir şey bulamıyorum 🙂
    Dersime iyi çalışmadan bodoslama atladım galiba 🙂

    • Adresinizi yayınlayalım blogda, hep beraber size kalmaya gelelim; böylece size de iş çıkar:) Şaka bir yana, iç sesinizi dinleyin güneyin sakinliğinde, mutlaka harika yaptığınız bir şey size seslenecektir; merak etmeyin:)

  9. Az önce Facebook’ta denk gelip bir çırpıda okudum yazıyı ve 5 dakika içinde birsürü kişiyle paylaştım bile; zira arkadaş sohbetlerimizde eksilmeyen bir konunun ta kendisi.
    Çok güzel tespitler, nefis anlatım. Diğer yazılara bir bir geçiyorum, eline sağlık!
    Üstelik adaşmışız 🙂 Çok sevgiler!

    • Çok teşekkür ediyorum, sevgili adaşım:) Blogda kayıt ol seçeneği de var, yeni yazılar e-postana gelsin istersen. Ülkenin farklı yerlerinde aynı sohbetleri yapan insanlarız aslında hepimiz. İyi tarafından bakalım; ne olursa olsun yalnız değiliz aslında:) tekrar teşekkürler

      • Özge Hanım öncelikce tebrik ederim. Hani bir çırpıda derler ya aynen o şekilde okudum yazınızı. Keşke kısa bir blog yazısı değil de kalınca bir kitap olsaydı dedim bitirdikten sonra da. Yakamızın renginden hayallerimizin şifresini çıkarmışsınız. Biz başka yazıda da yukarıdaki kendi yorumunuzdan esinlenmenizi tavsiye ederim. Blogdaki kayıt ol seçeneği ile istersek yeni yazıları e-posta olarak alabileceğimizden bahsetmişsiniz ya bu da başlı başına bi yazı konusudur bence. Zira her şey o kadar hızlandı ki etrafımızda beklemek için vaktimiz kalmadı. Artık sabahları blogu açıp yeni yazı var mı diye bakmaya bile takatimiz yok. Tabi caizse oltaları bırakıp balığın bize gelmesini bekliyoruz. Çünkü balık tutmak için vaktimiz yok. Başka şeylerle meşgul olmayı planlıyoruz o arada. Halbuki ne güzel olurdu blog açılana kadar “acaba yeni yazı var mı bugün” diye bekleşmek, yenisini görünce sevinmek. Bir arkadaşımın paylaşımıyla gördüm yazınızı. Bundan sonra da “kayıt olmadan” takip edicem sizi. 🙂 Keyifli günler dilerim…

        • “Yakamızın renginden, hayallerimizin şifresi” ne güzel bir ifade olmuş, “neden benim aklıma gelmedi” diye hayıflanacağım türden bir ifade:) Tüm önerilerinizi kayda aldım, çok teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız:)

  10. senelerdir mühendisim, işimi yaptım. yeri geldi yapamadım, işten atarlar korkusuyla panik ataklar geçirdim. en son ben de bi kendimi dinleyeyim dedim, millet 3. çocuğunu yapıyorken, ingilizce öğretmenliği okumaya karar verdim. okula giderken huzur duyar mı bir insan ya? demek ki oluyormuş, içimden eğitimci çıktı resmen 🙂 böyle böyle zamanında başarılar arasına sıkıştırılmış mutsuz insanlarız hepimize saygılar..

    • Çok teşekkürler. Sizinki de yazılsa zevkle okunacak bir hikayeymiş aslında. Herkes yapamaz, cesaretinizden dolayı tebrik ediyorum.Harika bir ingilizce öğretmeni ile karşı karşıyayız, eminim:)

  11. Ne güzel anlatmışsınız, her satırı içimizdeki haykırışlar. Bizden sonrakiler de aslında bizden farklı olmayacak bence. Tek fark biz sahip olmaya çalışıp da sahip olduklarımızın istediklerimiz mi oldugunu sorgulamaya devam edeceğiz. Onlar ise sınırsız sunduklarımızla, bir süre sonra daha beni ne mutlu eder derdine düşecekler.
    Sevgiyle kalın

    • Çok teşekkürler. Sanırım bizden sonrakileri hep birlikte görmekten başka seçeneğimiz yok. Yine de onların daha zor mutlu olacakları konusuna tamamen katılıyorum. Sevgiler benden olsun, tekrar teşekkürler

  12. Sahane yazmissiniz, kaleminize saglik, 15 yilini o plazalarda gecirmis bir memur cocugu olarak tum duygularima tercuman olmussunuz, yolunuz acik, yureginiz hep o tatli kizin neseilsiyle dolu olsun dilerim, sevgiler

    • Çok teşekkür ederim; hem yorumunuz hem de güzel dilekleriniz için:) Bizi en iyi biz anlarız. Sizin de yolunuz hep açık, neşeniz bol olsun.

  13. Uzun zamandir okuduğum en iyi yazılardan biri, kaleminize sağlık.

    • Şimdi bu yorumun üzerine ne yazsam boş olacak ama çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız:)

  14. Cok begendim yazdiklarinizi ve sosyal agimdaki kisilerle hemen paylasmak istedim ama sonra vazgectim… cunku ben icimdeki cocugun dediklerine kulak vermeye basladigim gunden bu yana hersey degisti ve sosyal agimdaki kisiler tarafindan bu yazinin benim tarafimdan paylasilmasinin ukalalik olarak algilanma ihtimalinden dolayi paylasmiyorum cunku yazdiklariniz cok aci veren gercekler bence ve bu dongunun icinde mutlu olmayan kisilere bunu hatirlatiyor olmak ne kadar dogru bilemiyorum..

    Ben once kurumsal isimden vazgectim, sonra hayal kurmak icin Turkiye’den uzaklastim.. geri dondugumde online bir is baslattim ve sonra hayatimin arkadasiyla hayallerimizin pesinden Sidney’e geldik ve cocuklarimizi burada buyuturken bir yandan da Turk markalarini Avustralyalilarla tanistirmak icin bir web sitesi kurduk.. Cosylane.com.au, iki yavrumuz ve Sidney’de kendi istedigimiz gibi sekillendirdigimiz hayatamiz hep icimizdeki cocuklarin hayal urunleri.. o yuzden herseyi birakip hergun biraz hayal etmek kendimiz icin yapabilecegimiz en guzel sey..

    • Çok teşekkür ediyorum; hem güzel yorumlarınızı hem de kendi hikayenizi benimle paylaştığınız için. Ne kadar cesur davranmışsınız, ne güzel yapmışsınız. Kendi yazımı paylaşmanız için söylemiyorum ama bence yanlış anlaşılma ihtimalinizi boşverin gitsin. Eminim bir çok kişiye ilham olmuştur hayallerinizin peşinden koşmanız. Ben de mutsuzluğu yüze çarpmak için değil de aynı şeyleri yaşadığımızı ve yalnız olmadığımızı hatırlatmak için yazıyorum bunları. Bir kişide bile farkındalık olsa ne güzel olur. Mutsuz olmaya niyeti olan zaten olacak ve sizi örnek alacak olan da zaten alacaktır.
      Sydney’e ve hayallerinize selamlar, başarılar.

      • Çok komik ama bu yazıyı paylaşan Cemine hn. Avustralya’da hayalleri peşinde koşarken, bizim gibi Türk firmalarını dolandırdığını ve kendisine gönderilen ürünlerin parasını ödemek bir yana kendisinden haber alınamadığını ve mesajlara cevap vermediğini paylaşmak isterim. Hayalleri peşinde koşanlar, başkalarının çocuklarının hayalleri ile oynamadan koşsunlar lütfen.

        • Şimdi ben buna mevzudan bi haber birisi olarak yorum yapamam tabi ama yayınlamamak da olmaz. Umarım Cemile hnm burdan okur da çözülür aradaki sorun. Svg

    • Ne mutlu bana:) çok teşekkür ederim. yaşınızın bir önemi yok, o küçük kızlar, oğlanlar hep içimizde duruyorlar nasılsa:)

  15. Merhaba, 40 yaşındayım, bir beyaz yakalı üst düzey yöneticiyim. Orta direk çocuğuyum. (Ve tabii ki ismim gerçek değil) Çok okurum.. Normalde hayatımda bir blog yazısına yorum yapmışlığım pek vaki değildir. Ama bu yazıya kayıtsız kalamadım.
    Evet, itiraf edeyim yazınızı göz yaşları içinde okudum, her bir satırını hatmettim. Üzerine tez yazılacak, düşünülecek, felsefi bir tartışma haline dönüştürülebilecek bir yazı. Her bir harfinden, gramerinden içeriğe, bold-italik hassasiyetinize kadar yazıda gösterdiğiniz özene şapka çıkartıyorum. Selam ediyorum.
    Allah sizi mutlu etsin. Hayatınız bir güneş gibi parıldasın.
    Sizi hiç tanımıyorum. Ama sizi çok seviyorum…

    • İyi ki de kayıtsız kalmadınız ve paylaşma inceliğini gösterdiniz; çok teşekkür ediyorum. Gözlerim dolu dolu bir kaç kez okudum yorumunuzu.İnanın üzerine söyleyebilecek daha güzel bir söz bulamadım. Siz de çok mutlu olun hep, tekrar teşekkürler. Sevgiler

  16. Merhaba Özge,
    Yazını çok beğendim. Çünkü yazıda kendimi, daha doğrusu bizim jenerasyonu buldum. Benzer sorgulamaları senelerdir yapıyorum. Ve işin içinden çıkmaya çalışıyorum. Sanırım hayal kurmaya cüret edemediğimiz gibi bizim için hayal kuranları da hayal kırıklığına uğratmaya yeltenemiyoruz.
    Yeri gelmişken, eklemek istedim, belki okumak istersin:
    http://gununcorbasi.blogspot.com/2015/12/dare-to-disappoint.html

    Bir de bir şey soracağım, çocuğun var mı? kendin dışında geçimlerini sağlamakla yükümlü olduğun kişiler? Bunlar olunca o risk hep senin önüne set çekiyor. Belki de benim hayallerimde böyle. Benim hayallerim para kazandırmıyor:( yazılarını takip edeceğim, çünkü dediğim gibi kendimi buldum.
    sevgiler.

    • Merhaba, çok teşekkürler:) yazınızı da okudum hemen, birbirimizi hiç tanımasak da yok aslında birbirimizden hiç farkımız. Ankara konusunda bile aynı cümleleri kurmuşluğum var yemin ederim:) Soruna cevap olarak da benim çocuğum yok; bakmakla yükümlü olduğum tek çocuk içimdeki.bir de “benim hayallerim para kazandırmıyor” deme, para kazanmayı düşünmeden koş; iyi hisset gerekirse para senin arkandan koşar derim naçizane:) sevgiler

      • koşuyorum aslında ama mevcut işimi bırakmadan. Çünkü ben çıkış yolunu bunda buldum. Multiple kariyer:) ciddiyim. ya kusura bakmazsan bir yazı daha paylaşacağım, orada anlatıyor ne demek istediğimi:
        http://gununcorbasi.blogspot.com/2016/01/kariyerinizi-nasl-alrsnz-makro-mikro.html
        Yani mevcut işini devam ettirirken bir başkasını da yürütmek, bu konuda kendini geliştirmek. Bunu bir ömür boyu da sürdürebilirsin, geçiş dönemi olarak da kullanabilirsin. Yani kısacası tası tarağı toplayıp güneye yerleşmek illa hayallerini gerçekleştirmenin tek yolu değil:)
        bu arada yazını facebook sayfamda paylaştım, umarım daha fazla okura ulaşmanda faydası olur.
        sevgiler
        yeliz

  17. Mükemmelsin…Bizim hayallerimiz plazalardan daha büyüktü. Tüm plazaları fethedene kadar ve yerine daha iyilerini bırakana kadar durmak yok. ıCQ vs SnapChat tanımına bayıldım :)) Gece internete girerken çevirmeli modem sesininin birilerini uyandıracak tedirginliği ile büyüyen bir nesiliz… 😉 özleyenlere

  18. Harika bir yazı olmuş! Bahçelerini talan ettiğinden komşu amca-teyzelerin en büyük düşmanı olan çocukla karşılıklı oturdum şimdi… Öyle konuşuyoruz… 🙂
    Çok teşekkür ederim.

    • Ben çok teşekkür ederim:) selam söyleyin o haşarıya da…sevgiler

  19. facebookta denk gelip okudum.. 36 yasindayim ve bu yazdiklarinizla ilgili kendimden de o kadar cok sey buldum ki.. ayni donemlere denk geliyoruz sanirim.. her ne kadar bana kendimi sorgulatsa da buyuk bir keyifle okudum.. cok guzel ifade etmissiniz 🙂

    • çok teşekkür ederim mustafa bey:) evet kesinlikle aynı dönemlerdeniz:) sevgiler

  20. Çok güzel bir yazı olmuş! Uzun süredir aklımda olan bir soruya çok güzel bir cevap olmuş.”Biz neden başaramadık?”.

    Teşekkürler 🙂

    • Çoook teşekkürler. Bu soruya cevap verebildiğimize göre birlikte; umarım “nasıl başardık”diye de yazışırız bir gün:) Sevgiler

  21. Ciddiye alınır bir süredir benzer düşünceler ve sorgulamalar içindeydim. Çıkış yolumu bana kalsa belki daha uzun süre sadece hayallerimde yaşar, kendimi ikna ile (ki bizim nesil pek başarılıdır bu konuda) mutsuz ama umutlu, karamsar ama gayretli yaşar giderdim. Sonra ardı ardına yavruladim 🙂 bunun bana etkisi hayalleri plana çevirmenin şart olduğu duygusunun içime yerleşmesi şeklinde oldu. Ne de olsa garantici bir nesliz. Haliyle uzun vadede olmasa da, cesareti bol, riski optimum bir plana evrildi benim hayaller. Yani hayaldi, plan oldu (ah biraz da bundan dolayı bizim nesil sefil oldu ya, neyse, başka kulvarın tartışması bu).

    Çocukla ilgili yazdıklarınızın bir de tam tersi var yani. İşte bana yalnız olmadığım hissini veren o insanlar.

    Düşünceleriniz ve ifade şeklinizle bu yazının her plazanin asansörlerinin yanına asılmasıni şart kosmalilar ki her sabah kendine gelsin millet. Sevgiyle

    • Plaza asansörleri fikrini çok sevdim:) Çok teşekkür ediyorum güzel yorumlarınız için. Çocuğum yok ama çocuklar konusunda yazdığım bir yazıyı hatırlattı bana yazdıklarınız; belki onu da bir gün yayınlarım. Onlardan öğreneceğimiz çok şey var kesinlikle.Size ve yavrularınıza mutluluklar dileklerimle, sevgiler:)

  22. bir labirentte sıkışıp kalmış gibiyiz orta direk ailelerin çocukları olarak. Yetiştirildiğimiz değerler (mütevazılık, paraya tamah etmeme vs) ile içine atıldığımız dünya bambaşka… El yordamıyla, kafa göz yara yara ilerlemeye çalışıyoruz. Bu yüzden çoğumuz kaçıp gitmek istiyor buralardan. Yapabilenlerimiz de oralarda kayboluyor, çoğu yalpalayıp geri dönüyor. Yazınızı çok beğendim, iç görü, birikim, empati derken alıp yürümüş… Kaleminize sağlık. Bende bu sorgulamaların ardından kendi çıkışımı buldum ama tam da bir çıkış oldu mu çok emin değilim… En azından plazalardan kurtuldum diyebilirim. Dilerim hep beraber mutsuz emeklilere dönüşmeden bir çıkış buluruz. Sevgiler

    • Çok teşekkür ediyorum, güzel yorumlarınız için. Siz de zaten çok önemli bir adım atmışsınız; geri kalanı da halledersiniz bence. Mutlu emekliler olarak tekrar yazışırız, olmaz mı:) Tekrar teşekkürler, sevgiler

  23. Ellerinize sağlık, harika bir şekilde anlatmışsınız bizleri. Memur bir ailenin büyük özverileri ile iyi okullarda okutulmuş çocuklarından olduk. Zor şartlarda okumuş/okuyamamış ebeveynlerin Allah razı olsun bizlere sağladıkları şartlar ile yetiştik, başkalarının hayallerini gerçekleştirmek için yıllarca çalıştık… Ama içimizdeki hayaller ölmüyor ve başarı hikayeleri bizi motive ediyor. Bugüne kadar 2000 kişiye girişimcilik eğitimi verdim ve hayalleri peşinden koşanları çok şanslı olarak yakınen gördüm ve görüyorum. Başardıkça kendinize inancınız da olumlu olarak değişiyor…. ben de aynı şekilde başkaldırıp yoluma devam ettim çok şükür…. sevgilerimle

    • Çok teşekkür ediyorum. Sizin hikayeniz gibi mutlu gelişmelerle dolu olan hikayelere bayılıyorum.Hele de başkalarının hayatlarına dokunan bir hikaye ise sizinki gibi. İlham oldunuz, tekrar teşekkürler:)

  24. belki ben yanlış anladım ama yazıda “biz zengin olmayan ama iyi aile çocuklarıyız o yüzden fazla hayal kurmaktan korkuyoruz, düzenli işlerde bu yüzden çalışıyoruz” ifadesine yakın bir şeyler anladım. Fakat ne yazık ki bir ortadirek ailede büyümüş biri olarak buna pek katılmıyorum. daha doğrusu bizden sistemin istediği bu, haddimizi bilmemiz ki sistem devam edebilsin diye hissediyorum.

    mesela hikayenin diğer kahramanlarına bakarsak (ailelerimiz), her insanın da bir gün yaşayacağı gibi bazılarımız anne ya da babalarımızın, hatta bazılarımız her ikisinin yavaş yavaş cenazelerini görmeye başladık. çok iyi, efendi, kibar, bize doğruyu ve ahlaklı olmayı öğreten, belki ilk girdiği işten emekli olan bu insanların bazıları hayatı boyunca çalışıp, çocukları ve eşleri dışında belki bir mutluluk yaşayamadan öldüler. kimisi devlet hastanesi mağduru, yanlış ya da eksik tedaviden öldü, kimisi ambulans geç geldiği için. çünkü ödedikleri primler ancak bu kadarına müsaade etti.

    ben burada sistemi sorgulamıyorum ama daha fazla imkanımız varken, bize maddi ve özellikle manevi o kadar yatırım yapılmışken, plazalarda kaderimize boyun eğmek o kaybettiklerimize haksızlık oluyormuş gibi geliyor bana. üstelik görece olarak onlardan daha iyi ekonomik şartlarda yaşadığımız yanılsamaya da katılmıyorum. bu dönemsel bir şey, yani şimdi ki cumhurbaşkanının cehape döneminde bilgisayarları yoktu, biz her öğrenciye tablet dağıtıyoruz ile kısmen aynı şey. onlar daha az kazanıyorlardı ama daha mutlulardı sanki, daha az sömürülüyorlardı. ellerinde az olanı da bizim daha iyi ve mutlu bir birey olmamız için harcadılar (ben kendi adıma böyle düşünüyorum). o yüzden plazalarda kaderimize boyun eğmek, hayal kurmaktan korkmak bana onlara ve kendimize ihanet gibi geliyor.

    • Öncelikle çok teşekkürler, yorumlarınızı paylaştığınız için. Bence sizinle çok da farklı şeyler söylemiyoruz aslında; orta direk tabirini yaratan da onların çocukları olarak bizlerin hayal kurmasını engelleyen de bir sistem ve onun talepleri elbette var.Plazalarda kaderimize boyun eğmek, eğer böyle hissediyorsak kesinlikle kendimize haksızlık bence de.Bu nedenle birinci işimiz kendimizin,potansiyelimizin,hayallerimizin farkında olmak olmalı; yazımda da bunu anlatmaya çalıştım. Ekonomik olarak onlardan daha iyi yaşadığımız savımı ise sürdürüyorum, ama daha iyi koşulda yaşamak demek daha mutlu olmak değil elbette. Daha az sömürüldüğümüz, daha mutlu olduğumuz bir yaşam hepimizin hakkı, umarım yakalayabiliriz. Sevgiler:)

  25. Bence biz aynı okullarda okuduk, aynı yolları geçtik ve sen konuştuklarımızı kağıda döktün. Çoğu bloga karşı mesafeliyken aldı götürdü beni yazdıkların. Eline sağlık arkadaşım..

    • Çok teşekkür ediyorum güzel yorumunuz için:) Bu kadar benzerliğimiz varsa, belki sahiden de karşılaşır konuşuruz bir gün, belli mi olur:)
      tekrar teşekkürler

  26. Bu kadar mı iyi anlatılırdı? Tebrikler, hiç bitmesin diye diye okudum.

    • Çok teşekkür ederim:) Sitede e-posta adresinizi bırakmak isterseniz,yeni yazılardan haberdar olabileceğinizi de hatırlatmış olayım. Ben “çok uzun mu yazıyorum acaba” derken “bitmesin diye diye okudum” demeniz çok iyi geldi bana, çok teşekkürler tekrar

  27. İç sesim dile gelmiş de yazıya dönüşmüş gibi hissettim. Bir süredir bu farkındalık ile yaşıyor, çıkış alternatifleri geliştirmeye çalışıyorum ama henüz ne olduğunu bilmiyorum. Olsun ne olmadığını anladım ya gerisi gelir değil mi:)

    • Elbette gelir:) Çok teşekkürler yorumlarınız için.Seslerimiz bir oldukça daha yüksek çıkar hem:)

  28. Yalniz degilmisim hatirlatmasi.icin cok tesekkurler. Sarilip opmek geldi icimden:) Harika bir paylasim, diger yazilarini okumak icin sabirsizlaniyorum. Iyiki icindeki cocuga donmussun, tebrikler.. Darisi bizlere.. .. Sevgiller..

    • Çok teşekkür ediyorum; içten ve şahane yorumunuz için:) Yazılar çıktıkça sıcak sıcak gelsin derseniz e-posta adresinizle kayıt da olabileceğinizi hatırlatmış olayım. İçimdeki çocugun da size çok selamı var, dışarım korkuyor ama o sakin şimdilik. Neyin darısını çekiyorsa gönlünüz, sizin de olur inşallah…Tekrar teşekkürler, sevgiler

  29. Dostum…
    Her gün o lanet olası takım elbise ve lanet bir şekilde jilet gibi gözükmeye çalışmak..
    08;45 de ofiste sahibinden.com da kaş kiralık dairelere bakarak mutlu olmak..

    • Ah ah, ya topuklu ayakkabı üstünde yürümesi, saçını çekiştire çekiştire fön çektirmesi…Yine de ne olursa olsun, umudunuzu kaptırmayın o binalara..Sakın, aman diyeyim.

  30. Merhaba, elinize saglik. Ben de diger bircok yorumcu gibi kendimi buldum. Bir detaya dikkat cekmek isterim. Plazada ne kadar kazandigimiz bizi motive ediyor, hatta sanirim bircok kisi icin en buyuk motivasyon burada yatiyor. Ancak aslinda bu da iluzyonun parcasi. Genc yasta mudur olsan da, akranlarima gore iyi kazansan da kafes ayni kafes. Bunu hic unutmamamiz gerekli diye dusunuyorum.

    • Merhaba,yorumlarınız için çok teşekkürler. Bu para konusundan ayrı bir yazı daha çıkar aslında. Özetle; kesinlikle haklısınız ve bilin ki para ile ilgili yazı burada olduğu zaman buna siz vesile oldunuz:) Tekrar teşekkürler, sevgiler

  31. Okurken sok gecirdim. Ben de memur cocugu, plaza calisaniyim. Ezik miyiz ayol biz?:)) bu yaziyi yazarak hep yapmak istediginizi yapmissiniz, ne guzel. Darisi basima… Harika bir yazi olmus

    • Ezik olur muyuz ayol:)) Bence ülke bizim sayemizde ayakta, maaş bordronuzdaki vergi kesintisine bakın, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız:) Güzel haberlerinizi alalım inşallah. Teşekkürler, sevgiler

  32. Uzun zamandır bu kadar başarılı ve bir o kadar içten ve samimi bir yazı okumamıştım gerçekten… yüreğinize ve kaleminize sağlık… ben de 47 yaşında ve yazinizda gayet basarili bir biçimde tarif ettiginiz ortadirek memur bir ailenin çocuğuyum. Yazınızı nefesimi tutarak okudum ve çok etkilendim. Bizim kuşağın duygularına çok ama çok güzel tercüman olmussunuz…gönülden kutluyorum ve yazılarınızın devamını diliyorum. Sevgiler…
    PS. “challenge” bence gayet uygun… “meydan okuma” tam olarak ordaki duyguyu veremez 😊

    • Çok teşekkür ederim. Özellikle “içten” olmayı çok önemseyen biri olarak yazıyı “içten” bulmanız beni çok mutlu etti. Devamı için; dilerseniz e-posta ile haberdar ol seçeneğini kullanabileceğinizi iletmiş olayım, bizim kuşağın yazısı bitmez malum:) Bu arada bence de challenge can’dır; içime su serptiniz… Tekrar teşekkürler, sevgiler

  33. Sevgili Ozge, Levent Yuksel’in ilk albumu gibi bir yazi olmus. Donup donup ayni keyifle okunasi.
    Bir onceki yazi ile birlestirdigimde cok daha anlamli oldu. Orta direkleri zengin saydigimiz bir cevreden gelip plaza hucrelerinde tutunabilmeyi basari sanan bunyeyi de sarstin epeyce. Cok tebrik ediyorum. Bakabilecegini bilsem orkide gonderiridim 🙂

    • Çok teşekkür ederim Adem’cim:)) Orkideyi de göndermiş kadar oldun, çok teşekkürler…

  34. Merhaba,
    Gözlerim aynı anda hem gülmekten hem ağlamaktan yaşarmış, boğazım düğümlenmiş halde okudum. Biz orta direklerin çocukları, ortada kalanlar olduk büyüyünce işte…
    Kendi adıma, uzun süre önce uzun boylu binalardan yırtmış olsam da, ruhumdaki ortadirek olmanın ortalamayı geçemeyen dar vizyonunu okumak güzeldi.

    Elinize, gönlünüze sağlık. Sevgiler 🙂

    • Çok teşekkür ediyorum değerli yorumlarınız için. Varsın vizyonumuz biraz dar olsun, dürüst kaldık ya, o da güzel:) Hiç tanımadığım kişilerin ” hem güldüm, hem hüzünlendim, elinize sağlık” diye yazdıklarını okumak o kadar tatmin edici ve sahici ki…Bana bunu yaşatanlardan birisi olduğunuz için size çok teşekkür ediyorum. Sevgiler

  35. Bu nedenle plazalardan uzak duruyorum, iş dünyasından da uzak duruyorum, kariyer de umurum da değil, daha az esyayla , markasız ya da ikinci el alışveriş yaparak ama sinirlerimi bozmayarak, her gün uykumu tam alarak yaşıyorum. Ben niye bunca yıl okudum da işimi yapmiyorum diye kendimi yemiyorum. Çünkü okumak zorundaydik ve okuduk işte.Çocuk yapmıyorum, aklımdan bile geçirmiyorum. Tatillerimi turla ya da herşey dahille değil ucuz yollu yapiyorum, yurtdışına da çıkıyorum. Hijyen de hijyen, organik de organik diye diye kimsenin canını yemiyorum. Makulunu bulmaya calisiyorum.Hayvanları çok seviyorum, ellerimin kirlenmesini, üstümün tüylenmesini umursamiyorum. Beni bir yere bağlayan çok az şey var. Bu dünyaya bağlayan çok az amacım var ve bundan hiç rahatsız değilim.Bir yerden ceketimi alıp istediğim an gidebilme özgürlüğü her şeye değer.

    • O özgürlüğün kokusu burnuma geldi sanki yazdıklarınızdan.Paylaştığınız için çok teşekkürler. Ben henüz sizin cesaret seviyenizde değilim sanırım, ama umarım bir gün o kadar özgür olabilirim gerçekten…sevgiler

  36. Sadece beyaz yakalılar için değil çoğu çalışan için geçerli bence hepsi:) memur olmama rağmen yazdıklarınızın hepsine katılıyorum. Pazar günü YGS’ye giriyorum (bir şeyler yapacağım meçhul:) tekrardan öğrenci olunca mutlu olacağım gibi hissediyorum:D

    • Çok teşekkürler,yorumunuz için.Ben beyaz yakayı tanıdığım için öyle yazıyorum ama herkes için geçerliyse daha da kalabalığız demek ki:) Size pazar günü için başarılar, umduğunuz gibi olur umarım. Bekliyorum güzel haberlerinizi, tekrar teşekkürler

    • Çok sağol Gözde’cim:) Yazmadan duramadım ki zaten, bir de durmadan yazmayı deniyorum bakalım:) Çok teşekkürler, öpücükler

  37. O kadar etkilendim,o kadar içimi,kendimi gördüm ki tekrar okuyamıyorum,okumaya korkuyorum…yüzleşme ve müdahale edememenin acizliğini hissetme korkusu,gerçeğin çarpması çaaat diye!Aklına,kalemine sağlık…respect🙏☺️

    • Çok teşekkür ederim yorumunuz için…Yazdıklarım korkutmasın sizi lütfen,cesaret versin isterim:) Hem demek ki yalnız değiliz ve farkında ola ola güzelleşeceğiz belki de…Tekrar teşekkürler, sevgiler

  38. Ne kadar doğru tespitler .çok beğendim yazınızı.ellerinize sağlık:)

  39. Uzun suredir kelimesi kelimesine bu kadar katildigim bir yazi okumamistim, bitirir bitirmez de size yazmak istedim. Cok dogru bir karar vermissiniz, sonuc ne getirirse getirsin benim gibi hayatinda hicbir yaziya yorum yazmamis birini bile nerden yaziliyor yorum diye arattiysaniz sitede kimbilir daha kac kisiyi pesinizden suruklersiniz 🙂 yolunuz acik olsun, tum kalbimle,umarim hakettiginiz yerde olursunuz…

    • Çok teşekkür ederim,iyi ki de aramışsınız o yeri benim için.Çok mutlu oldum.Sitede kayıt ol diye bir seçenek de var aklıma gelmişken,sıradaki yazılar e-postanıza geliyor:) Dilekleriniz o kadar içten ki; içimde onları çoğaltıp size fazlasıyla gönderiyorum, tekrar çok teşekkürler

  40. Bugün piyasada kağıt ziyan eden, ekranlarımızda pikselleri boşuna harcayan ve kendine yazar deyip de içimizdeki tek bir duyguya bile tercüman olamayan usta(!) kalemler okusun bu yazıyı… Okusun ki, bir yazı da duyguya ve yazı sanatına nasıl saygı duyulur.

    Yıllardır gazetecilik ve editörlük yapıyorum. Çok büyük gazetelerde çalıştım. Az çok biliyorsam bu işi, nacizane önerimdir;lütfen kitap yazınız!

    • Bu kadar iddialı bir yoruma hazır mıydım, hak eder miyim bilemedim:) “Sözlerinizle beni utandırdınız” klişesi doğruymuş gerçekten de:) Çok teşekkür ediyorum, şu anda size karşılık olarak verebileceğim daha güzel bir söz bulamadım. Çok teşekkürler

  41. Şu boynumuza taktığımız yaka kartları çok havalı olmasa bırakıp gideceğim. Ama o turnikeye bastığında çıkan dit dıt sesi beni benden alıyor. Vazgeçemiyorum. 🙂 süper yazı elinize sağlık.

    • Çok güzel bir bakış açısı olmuş:) O sesi duyar gibi oldum yeniden:) Çok teşekkür ediyorum..

  42. Gunaydin ,

    Sayenizde ucuz biletle gittigim yurtdisinda yedigim kruvasan bogazimda kaldi, cafe acma planimdan da emin degilim artik, bu kadar cafe yatirimcisi varsa anlami kalmadi. Edali edali tasidigim kartta agirlastimi ne ?
    pusulam da şaştı , sadece guney varmis benimkinde de.
    Yazi harika olmus elinize saglik.

    • Pusulanız şaşarsa üzülürüm ama; eminim daha başka hayaller de vardır içinizde,yoklayın biraz:) Hem zaten kruvasan can’dır. Çok teşekkür ediyorum, sevgiler

  43. Merhaba,
    Güneş görmemiş yerlerimize dokunan, can yakan bir yazı olmuş; yüreğinize sağlık!
    Gerçekleri görmeyelim diye parıltılı ödüllerle gözlerimizi kamaştıran karanlık, bir adımda değişebilecek dünyamızla aramıza kalın bir perde örüyor. Biz bu perdeye “emniyet” diyoruz. Ortak korkuların elinde oyuncak olmuş yaşamlar sürüyoruz. Bir gün anlayacağız; ama ya o gün bu dünyadaki son günümüz olursa?
    Bir zamanlar o plazaların tepesindeyken, bir gün aniden İstanbul’u terk eden ve kendi küçük otelini açan Aydın Göksu’nun ödeyemediği kredi borcu için kayyum olarak oraya yollanan Emir’e dediği gibi: “Ağzına kadar güvensizlikle, acımasızlıkla, apaçık kalpsizlikle dolu bir şeye sen iş hayatı mı diyorsun?”
    Ben o plazalarda 20 yıl geçirdim. Karanlığın gözlerinin içine baktım yıllarca. Mutlu olduğuma yemin edebileceğim günler geçirdim. Sonra bir gün, o günleri “harcadığıma” pişman oldum. İşte yazdığım ilk roman, “Acıyan Yerini Bul” da bu yılların sonunda doğdu. Herkesin aydınlığın farkına varması ve peşine düşecek cesareti bulması için…
    Sevgilerimle,
    Kılıç Arslantürk

    • “Ne kadar güzel yazmış” diye ilerlerken sonunda kitabınızın adını okuyunca şaşırmadım tabi ki:) İlk fırsatta okunacaklar listeme alıyorum. Bu arada ben pişman değilim, çok güzel şeyler biriktirdim belki de, belki de o günler olmasaydı bu günler olmayacaktı. Ama çoğu noktada hemfikiriz. Çok teşekkürler, sevgiler

    • Evet bu yazıyı hatırlıyorum, çok başarılı…Yok aslında birbirimizden farkımız:) Çok teşekkürler, sevgiler

  44. 80 çocuğuyum. Taşrada yoksulluk içinde büyüdüm. Bir üniversiteyi bıraktım, diğerine başladım. (Ama memur çocuğu olarak, ikincisini kazanıp kayıt dondurmuş ve kendimi sağlama almıştım elbette.) Üç tane meslek değiştirdim. Bir dördüncüsüyle ilgili yüksek lisansa başladım. Üç ülke değiştirdim. Birikimsizlik hep dert oldu. Son bir yıldır yerleşiğim ama belli olmaz. Bakarsın yine giderim. Freelance bir meslek seçtim. Bile bile, isteye isteye, aç kala kala, sokaklarda sürüne sürüne. Hala da inatla devam ediyorum. Çünkü istiyorum. Garantim yok ama tutkum var. “Ya sen de kimsin arkadaşım?” diye bakan olursa, “Öyle mi? Tabii.” diyerek derhal arkamı dönüp gidiyorum. İnan üç tane böyle gelse, bir tanesi sana ve ahaytına saygı duyarak geliyor. Hiçbir zaman umutsuz olmadım. Ama başkalarının mutluluğunun benim umutsuzluğum olmasına da izin vermedim. Önce hayaller kurdum, sonra gerçekleştirmem için imkan olanları aralarından bir bir seçtim.

    Bunun cesaretle ve riskle ilgili olduğunu düşünüyorum. Başarısızlık bir seçenektir. Başınıza gelir. Ama daha güçlü ayağa kalkar ve devam edersiniz. Oysa korku bir seçenek değildir. Sizin elinizdedir. Tıpkı hayalgücünüz gibi. Onu, dünyanın acımasız gerçeklerine karşı bir manifesto olarak kullanın, bırakın “gerçek siz” sizi yönlendirsin. O zaman ne kadar sıkılsanız da, umutsuzluğa kapılsanız da, içinizdeki direği hissetseniz de, oradan sıyrılıp gerçek mutluluğu yaratma gücünü kendinizde bulabiliyorsunuz.

    • Ne kadar güzel yazmışsınız.Cesaretinize, özgürlüğünüze hayran kaldım.Bu yazıyı ara ara açıp okunacaklar klasmanından kaydediyorum. Çok teşekkür ederim

  45. Muhteşem tespitler, tebrik ederim. Hemen orta direk aile çocuğu ve şimdinin afili plaza çalışanı olan, aynı dertlerden muzdarip arkadaşlarımla paylaştım.
    ben de bir ara şunları yazmıştım:
    Biliyorum, bu değil hayattaki amacım. Bir gün gelip önümde bambaşka bir yol açılacak, biliyorum. Söylüyorum da dostlarıma “Bir gün, çok farklı bir iş yapacağım ve çok farklı hizmet edeceğim dünyaya. Nasıl anlatayım bilmiyorum ama başka türlü birşey benim istediğim!”
    Ne olduğunu bulmaya çalışıyorum bu başka türlü şeyin. Bir ucundan tuttum elbet evrensel bilginin ama bu feneri artık Ermiş gibi elime alıp aydınlatmak istiyorum insanları. Bilgiyi içimde hissetmek yetmiyor, paylaşmak istiyorum herkesle. Sahneye çıkmak gibi birşey sanırım. İçimdeki şifacıyı dışarı çıkarmam, bu sahnedeki rolümü almam gerekiyor ama bilemiyorum ki nasıl?
    Şöyle bir bakıyorum, neler yapmışım şimdiye dek ve hangileri ruhumu doyurmuş. Görüyorum ki ben ne bankacıyım, ne sigortacı…Yıllardır bu sektörde çalışmışım ve hala da bir şekilde içindeyim – ( bu arada an itibariyle bu sistemin içinde değilim, ben cesaret edemedim çemberden çıkmaya ama sağolsun onlar çıkardılar ben 🙂 – ama hiç de bana ait bir giysinin içinde hissetmiyorum kendimi. Üstelik şimdi bir de perakendeci şapkası taktım bankacı kıyafetimin üstüne. Ne komik oldum anlatamam. Bu komikliğin o kadar da farkındayım ki nerede çalışıyorsun, ne iş yapıyorsun diye soranlara anlatmakta zorlanıyorum işimi. Rol yapıyorum sanki. Bankacılık oynuyorum bir çocuk gibi: “Şimdi senin bir kredi kartın varmış, onunla taksit yapıyormuşsun, bol bol puan kazanıyormuşsun, tamam mı?” diyorum oyun arkadaşıma.
    Bana ne ki kredi kartından, insanların kendilerinin olmayan bir parayı kullanmaları hoşuma mı gidiyor sanki? Bana ne sigortadan, insanların korkuları üzerine kurulu düzene bir tuğla daha eklemek iyi geliyor mu bana?
    – Ya evinize hırsız girerse,
    – Ya sevdiklerinizin sağlığı bozulursa,
    – Aman Allah korusun 40 yaşından sonra risk grubundasınız, ya kanser olursanız…
    Alın bu sigorta ürününü de emin ellerde hissedin kendinizi!
    Yakışıyor mu bunlar bana?
    Gelin görün ki LinkedIn profilimdeki anahtar kelimeler bunlar. “Beyin avcıları” görüp beğenip bunları talip oluyorlar izdivaca. Oysa bilmiyorlar ki benim asıl bir gönül avcısına ihtiyacım var.

    not: bu vesileyle linkedin profilleri ile ilgili harika tespitlerin olacağından eminim 😉 buradan da güzel bir yazı çıkar.. sevgilerimle…

    • Merhaba, çok teşekkürler yorumlarınız için ve tabi ki hikayeniz için:) Asıl benim bir gönül avcısına ihtiyacım var ne güzel bir ifade ve ne kadar samimi:)takipte kalalım, bankacılık ayrı bir yazı konusu zaten.Linkedin’deki önerinizi de düşüneceğim. Çok teşekkürler, sevgiler

  46. Bende mart 83 doğumluyum.. Aslında kuşak çatışması diye bişey var tarihten beri ama teknolojiyle başka bir yöne kaydı yada fark büyüdü.. ben Bu yazıyı bi erkek yazdı diye okudum sonradan farkettim ki bayanmış.. ucuz bilet ve promosyon olayı , Maslak plazalarda sıkışma, iyi maaş ama mutlu olamama.. bırakamama.. ve bütün yazdıkların beni anlatıyo resmen.. günün ortasında hüzünlendim.. yaşlanınca güney yerine Ege ye gitcem :).. eline sağlık bi solukta okudum..

    • Çok teşekkür ederim. Ege de güzeldir:) Takipte kalalım, ordan da yazın bana bir gün; Sevgiler

  47. Yazınızı imrenerek okudum. Yaklaşık iki sene önce ben de bir takım sorular sormaya başladım kendime. Evliydim. Bir çocuğum vardı. Keyifli diyemem ama orta direk bir Plaza yaşantım vardı. Birgün bıraktım ben de her şeyi. Güney’e yerleşmedim hala İstanbul’dayım ama işi bırakıp üniversiteye geri döndüm. Orta direk bilirsiniz öğretmenliği meslekten saymazdı getirisi az diye seçmedik o dönem. Şimdi Ingilizce öğretmenliği okuyorum. Kendimi buldum. Çok keyif alıyorum. Hayatımı küçülttüm. Az tüketiyorum az geziyorum ve kendimi hiç hissettmediğim kadar huzurlu hissediyorum. Henüz Güney’e yerleşmedim ama okul bitince ilk işim bu olacak. Ne de olsa o direk orta yerimizde duruyor hala! 😉

    • Harika bir ingilizce öğretmeni adayı ile karşı karşıyayız o zaman:) Kendinizi bulmanıza çok sevindim. Bana bir gün güneyden de yazın olur mu? İlham olsun…Çok teşekkürler, sevgiler

  48. Sabah müdürümden aldığım bir e-posta ile plazanın tepesinde tüm günümün mutlu geçecek olması sizin sayenizde 🙂 Hayatımdaki en güzel şey okumak, yazmaya hevesli o “küçük kızımı” da aldım yanıma artık sizi takip edeceğiz. Belki cesaret bulur bir gün “o” da yazar. En güzeli de bu kadar net, akıcı, özenli, çarpıcı bir yazıya yazılmış olan yorumların çeşitliliği,milyon tane hikaye, ne kadar şanslısınız, ne kadar şanslıyız. İyi ki karşılaştık. Sevgilerimle…

    • Ne güzel bir yorum bu, ne mutlu bana.Çok teşekkürler.Evet iyi ki karşılaştık ve evet kesinlikle yazmalısınız. Çünkü küçük kızların hevesi kırılmaz. Tekrar teşekkürler, sevgiler:)

  49. Çok güzel yazmışsınız, elinize sağlık. Bir “plaza insanı” olarak bir not düşme gereği hissettim. Artık bir çok girişimci de plazalara kök saldı. İstanbul semtlerinin “bankalar” caddesinde işe başlayan bir çok küçük girişimci işi büyüterek plazalara taşındı. Nereden mi biliyorum? Kendimden.

    Blogunuzu çok beğendim, hemen takibe alıyorum.

    Altbaşlık

    • Çok teşekkür ediyorum,değerli yorumlarınız için. Sitenizdeki kitap incelemesi dikkatimi çekti. Körlük kitabına ben de bayılmıştım, iletişimde kalalım:) Tekrar teşekkürler, sevgiler

  50. Çok güçlü kaleminiz var. Büyük ve sorunlu bir topluluğun ızdırabını dile getirmişsiniz. Nasreddin Hocanın damdan düştüğünde “bana doktor değil damdan düşen birisini getirin dediği” gibi sizi ancak anlattığınız şeyleri yaşayanlar anlayabilir. Hayatın binlerce giriş-çıkış kapısı var. Bazen kendimiz seçiyoruz o kapıları, bazen birileri gösteriyor, bazen de arkamızdan itiyorlar. Girdiğimiz yol bizi mutlu etmiyorsa çıkış kapsını aramaya koyuluyoruz. O çıkış kapısını ararken de hayat elimizden akıp gidiyor. Belki de çıkış kapısını aramak yerine asıl bu kapılar neden var diye düşünmek lazım belkide Yani hayatın anlamını. Kaleminize sağlık.

    • Çok teşekkür ediyorum Oktay bey. Benzetmenize bayıldım, damdan düşen de benim, çıkış kapısını arayan da:) Kapılar neden var sorusunu çözdüğümüzde açabileceğiz bence. Tekrar çok teşekkürler, sevgiler

  51. uzun zamandır okuduğum en gerçek anlam ifade eden yazıydı..kaleminize sağlık..çok beğendim.

    • Çok teşekkür ederim beğeniniz için, bunu dillendirdiğiniz için:) E-postanızdan ( sitede gözükmeyecek) beni en iyi anlayanlardan biri olduğunuza eminim. Tekrar teşekkürler, sevgiler

  52. Özge Hanim, yaziniza bayildim. Olmaz böyle bir sey. Sanki kendi yasamimi filim gibi izledim. Hem bu “cok acimasiz” diye düsündüm, hem de cok güldüm halime, halimize. Neden? Cünkü yazdiginiz her sey GERCEK.
    Sizi tebrik ederim: bir yazi ile bircok kisinin, hatta bir neslinin hayatini özetlediniz. Inanin bu sadece Türkiye de yasayanlar icin gecerli degildir, bunu ben iki farkli ülkede ve 3 farkli kültürde gördüm ve yasiyorum.
    Yazinizin özeti ve belki de slogani bu olmali:
    “Ne istediğinizi (istedigimizi) hala bilmiyor olabilirsiniz(olabiliriz). Ama bu hayat size (bize) ne istemediğinizi (istemedigimizi) öğretiyor en azından.”
    Almanya`dan sevgilerimler

    • Çok teşekkür ediyorum. Almanya’dan bildirdiğinize göre, uluslararası oldum diye sevinebilirim değil mi şu an:) Şaka bir yana, çok sayıda olduğumuzu biliyordum ama tahminimizden de çokmuşuz biz. Çok sağolun yorumunuzu esirgemediğiniz için. Size ve Almanya’ya sevgiler, teşekkürler

  53. Memurlar artık plazalarda. Memuriyetten çıkıp mobil uygulama geliştiren Kasaba Labs’ı kurdum. App fikriniz varsa 9000 TL’ye yaptırıp memuriyetten kurtulabilirsiniz. Ben memur olarak kalim derseniz eve giderken BİM’e uğrayıp yoğurt almayı unutmayın.

    • İlham oldu şimdi bu yazdığınız, neden olmasın:) Başarılar diliyorum o zaman size,çok teşekkürler yorumunuz için, sevgiler

  54. Esas vurucu olan nedir biliyormusunuz, eğer bir eserle, hem güldürüp hem ağlatabiliyorsanız, kişi psikolojisinde med-cezir yaratabiliyorsanız ve o eseri gören-okuyan kişi, kendinden bir parçayı görüyorsa yani aidiyet duygusu oluşturuyorsanız , işte o zaman sanatkarsınız ya yazar, ya yönetmen ya da eser yaratan neyse işte. Babam ve oğlum filmi tadındaydı yazınız , hem ağladım hem güldüm , hem kendimden bir parça gördüm hemde “acaba?” “gerçekten mi?”, “bak böyle düşünmemiştim ” dedim. Harikaydı , elinize sağlık.

    • Benim için esas vurucu olan şu anda, sizin bu yorumunuz…Çok teşekkür ediyorum. Yazarlık o kadar yüksek bir mertebe ki gözümde, ben henüz “yazarım” bile diyemezken kendime bu yorumunuz gözlerimi doldurdu. Yüzlerce kere teşekkürler, sevgiler

  55. Kendimi okudum sanki. Hele ki kruvasan metaforunu biz de kullanırız sıkça arkadaşlarla 🙂 yazıda geçmesi şaşırtıcı oldu.

    • Belki de o arkadaşlarınızla bir masada oturup kruvasandan bahsederken, yan masadan sizi dinlemişimdir; olamaz mı:) Biz beyaz yakalılar aşağı yukarı aynı mekanlara gideriz zaten. Bence olabilir:) Çok teşekkür ediyorum güzel yorumunuz için. Bir sonraki yiyeceğiniz kruvasan bana gelsin. Tekrar teşekkürler, sevgiler

  56. Dun ailemin yanindan Antalyadan İstanbula dondum. Ondan onceki gun de İzmirden misafirlerim vardi. Kafami 1 haftadir kemiren konulara deginmissiniz. Gunde 4 saatini yolda geciren, buyuk sehirde kaybolmus birisi gibi hissediyorum artik. Cok basit seylere imrenir oldum. Kardesim koyden sut getirtip yogurdunu kendi yapiyor, esi 10 dkda is yerine gidiyor, arkadasim bostanli sahilde hergun yuruyus yapiyor, memleketteki kuzenlerim bahcelerden meyve topluyor, annem kendi ekmegini kendi yapiyor, babam da ahpaplik kurdugu bi adamdan gul tohumu almis 100 metreden kokacak diye seviniyor. Sonra donup kendime bakiyorum, ben istanbulda koca bir hic kalmisim. Bazen nelere imrendiginle olcuyorsun hayat kaliteni.

    • Öncelikle şehrimize hoşgeldiniz:) Yorumunuz için çok teşekkür ederim. İstanbul için ayrı bir yazı yazmak istiyorum aslında; ne tam olarak sevebiliyorsunuz bu şehri, ne de nefret edebiliyorsunuz. İçindekiler dışarıya, dışardakiler içeriye özeniyor hep. Babanızın güllere sevinci içime o kadar dokundu ki…Ne diyeceğimi bilemedim. Sanırım şimdilik burada tek söyleyebileceğim; evet yoğurt yapmak (el yordamı ile yaşamak yazımda bahsetmiştim) çok iyi geliyor. Ama korkarım babanızınki kadar naif bir sevinç bende de henüz yok maalesef:( Tekrar teşekkürler, sevgiler

  57. ‘meraktan ölsün istediğin tipler’ cümlesi bittiği anda yüksek sesle güldüm. Belki güneye yerleşme fikrim hiç olmadı ama kendimi sanki yapılacak bir şey var da ben yapmıyormuş gibi o kadar çok kez talihsiz, beceriksiz hissetmiştim ki. Şimdi ise hisseden değil, hissettirenler utansın diyorum 🙂 Neşeden, bu yazıyı yazan parmakların gıdıklansın Özge!

    • Parmaklarımın gıdıklanmasını bırakın, ben yorumları okudukça sevinç dansları yapıyorum klavye başında:) Çok teşekkür ediyorum güzel yorumunuz için. İyi hissettirebildiysem ne mutlu bana ve evet, kötü hissettirenler utansın; ha hayt:)

  58. Ayni ortadirek cocuklariyiz vesselam. Kaleminize saglik. Icinizdeki kucuge sevgiler.

    • Çok teşekkür ederim; içimdeki küçüğün de size ve sizin küçüğe selamı var:)

  59. Yazınız kadar yorumlara verdiginiz pozitif ve nazik cevaplarinizi da çok sevdim .. hepimizin secimlerimizde cesitli nedenlerimiz bazen bahanelerimiz var elbet .. Ama yaşam her gün biraz daha kendimiz olabilmek için bize sunulmuş bir fırsat .. kendimize yolun başında çizmiş olduğumuz tüm o sınırlara rağmen dilerim nice ilham kapıları önümüzde açılsın ve neyse dünyaya getirebilecegimiz o minik yaratıcı fikirler zamanla ortaya çıksın ve hepimiz kendi masalimiza sahip cikabilelim. . Sevgiler ..

    • Çok teşekkür ederim sevgili adaşım:) Keyifle cevap veriyorum inanın hepsine. Yaşamı kendimiz olabilmek için bir fırsat olarak tanımlamanızı çok sevindim. Size de kendi masalınızda keyif ve başarılar diliyorum. Tekrar teşekkürler, sevgiler

  60. 55 yaşında, artık yokuşun en tepesine gelmiş ve hatta inmeye başlamış bir emekli olarak, uzun zamandır kendime sorduğum, nedenlerim ve içimde yaptığım hayat muhasebesinin her işlemine cevap buldum yazınızı gözlerim dolu dolu okurken… Evet çocuklarımla da paylaştım yazınızı onlara yol gösterip, benden daha cesur olabilmelerini sağlar umudu ile 😉 Kaleminize, emeğinize sağlık… Lütfen devam edin yazmaya, bana çok iyi geldiniz… Sevgiyle…

    • Çok teşekkür ediyorum Nuray hanım. Size iyi geldiysem ne mutlu bana:) Sitede mail adresinle üye ol seçeneği var, ordan da size ulaşmasını sağlayabilirsiniz. Çocuklarınız daha cesur olurlar umarım ama onlara gelene kadar siz varsınız benim için:) 55 yaş hiç bir şey değil bence. Öğrendiklerinizle, gördüklerinizle güzel yaşamanın, keyif almanın tam zamanı hatta:) Tekrar teşekkürler, sevgiler

  61. Ne çokmuşuz aslında.dial upcılar olarak. herkes için yazmak istiyorum 🙂 Ben plazacı değilim, bir kaç yıldan sonra kendi işimi kurdum. Memur çocuğuydum ama tek düşüncem,” 50 yaşına geldiğimde, evin bir kenarında gazete okurken, -keşke kendi işimi yapsaydım- ” dememekti. Kurdum 13 yıl oldu. Sormayın bu tarafta pek zor. ilk faturam batak, çek nasıl yazılır bilmem vb seklinde basladık. Bir de ticareti öğrenecegiz diye yırtındık. Dizlerimiz kanadı emin olun… Neyse..
    O taraf ayrı bir zorluk bu taraf apayrı…
    Ama şunu anladım, modellerin hepsi nedense hiç bulunmamış bir şeyi buluyor ve çook para kazanıyor. Çok başarılı oluyor. Sonra siz de oturup acaba nasıl bomba bir fikir bulsam da ben de yapsam diyorsunuz. O bomba fikir de bir türlü gelmiyor. Hapis hayatına devam .
    1. Yok böyle birşey; Türk halkının genlerine kendi işini yap yazmışlar. Takkeyi önüne koy herkes kendi işini yapamaz. Boş yere yapamayacagını isteyerek kendini mutsuz etme.
    2. Gerçekten istiyorsan, yapman için de mutlaka bomba bir fikire ihtiyacın yok, isteyerek peşine düşeceğin bir fikre ihtiyacın var. O kadar.
    3. Param olsa yapardımı geç. Paran yoksa hayallerini gözden geçir/küçült. “Param yok” bazen korkuların paravanı oluyor.

    Saded, belki de plaza hayatı senin için güzel bir hayat iyi irdele. Orada kalabilirsin ama yanına bir şeyler koyabilirsin. STK larla mutlu olursun, İnternetten transit ticaret yaparsın, bende olmayan ctesi tatillerinde sen balık avlarken denize karşı bakmanın keyfini çıkartırsın.

    Tekrar bak. mutluluk diyerek neyi arıyorsun. Belki oldugun yerde ama farkında değilsin, belki de istediğinin daha azı bile mutluluk ama kendine yakıştıramıyorsun. . ( Özge ye özel not ; genel sayfalarda berbat türkçeler, nasılsa yüzünü görmüyorumun cesareti ile argolar vb nin yanında nezaket yüklü cevapların bizim kuşağın sıralarından / ailelerinden olduğunu belgeliyor aslında. Bu çok güzel. HAlen var demek ki. Keyif aldım )

    • Çok teşekkürler paylaştığınız için. Eminim bir çok insan kendi doğru zamanında hikayesini yeniden yazabilecek.Bu belki aynı plazada ama daha farkında ve keyifli çalışmakla olacak belki de biraz daha cesur olup başka bir şeye sıçrayarak da.Siz kendi adınıza zor da olsa başarmışsınız ne güzel:) Tekrar teşekkürler, sevgiler

  62. Yazınızla ilgili söylenebilecek o kadar güzel şey var ki insan neyi hangi sırayla yazacağına karar veremiyor. Bu nedenle şaşkınlığımı ve heyecanımı mazur görürseniz sevinirim. Öncelikle kuru da olsa bir teşekkür etmekle başlayayım. Öyle ki bir dönemin çocuklarının hikayesinin mükemmel anlatımı olan yazı da, bu dönemin yetişkinlerinin hislerine tercüman olmayı da başarmışsınız. Bununla da yetinmeyip bizlerin içindeki hisleri öyle harekete geçirmişsiniz ki hepimiz size teşekkür etmek ve bunları yazıya dökmek için buraya koşmuşuz. Sanırım ağırlıklı olarak 35-45 yaş aralığında olanlar ve kendini o yaşta hissedenler buradayız. İşin güzel yanı ise içindeki çocuktan hiçbir zaman kopmamış olan çocukluğunu acısıyla tatlısıyla bu ülkede en güzel yaşama fırsatı bulmuş bir nesiliz. Her ne kadar ailesine karşı vefa borcunu ödemekte sapmalar yaşayan, büyümeyen bir çocuk olsam da, sizleri tanımıyor olmama rağmen aynı atmosferi paylaşmış olmaktan büyük keyif aldım ve almaya devam ediyorum. Uzattım, biliyorum ama son olarak belirtmek isterim ki yazılan her yorumu aynı ciddiyet ve saygıyla cevaplamış olmanızdan çok etkilendim. Bunun içinde sizi takdir takdir ediyor, teşekkürlerimi sunuyorum. İçinizdeki çocukla hep mutlu kalmanız dileğiyle…

    • Çok teşekkür ederim kendimi harika hissettiren yorumlarınız için. Mazur görülecek bir şey yok; siz asıl bendeki heyecan ve şaşkınlığı görün bir de:) Bundan bir kaç ay öncesinde e-posta trafiğinden bunalmış bir insanken; gelen yorumlara cevap yazışımı görmelisiniz, sanki hayatım boyunca bunu beklemişim gibi severek yapıyorum inanın…İçimdeki küçük kız “baaak ben sana demiştim yaz diye, sen beni dinlemedin hiç” diye ukalalık yapıyor sayenizde şu anda. Ve size selamları ile güzel dileklerini gönderiyor. Tekrar teşekkürler, sevgiler

    • Çok teşekkür ederim:) Fight Club’ı bir kez daha mı izlesem acaba bu akşam dedirttiniz bana, yıllar olmuş:)

  63. merhaba – birgun kalbinin sesini dinlersin, ne derse onu yaparsin. sozcukler bosalir sayfalarca. bu yazan sen misin? yoksa kim? neden simdi yaziyorsun? ve ya neden daha once yazmadın. cevabı her ne ise bu sorularin guzel oldu hakikaten. simdi bir soru daha var onunde. Bundan sonra ne olacak? a,b,c,d,e…umarım bu guzel yolculuk burada bitmez ve bizler de senin sayende kimimiz tekrar kimimiz de ilk defa kalbimizin sesini dinleriz, ve sonra sozcukler bosalir sayfalarca…

    • Merhaba:) Hep yazdım aslında ama sahipsiz mektuplar olarak kaldılar, ortalığa saçmaya cesaretim olmamıştı hiç, malum direkten sanırım.Şimdi o mektupları kucaklayan sizler gibi insanlar oldukça yolculuk daha keyifli hale geldi.Bunun bir parçası olduğunuz için çok teşekkür ederim, iyi ki varsınız

  64. Saat su an sabah 4. Bir kabusla uyandim. Ruyamda calistigim plazaya bomba atiliyordu. Sanirim gundemdeki canli bomba haberleri ve uyarilari bilincaltima girmis. Korkuyla uyandim. Yanimda yatan 1 yasindaki kizima sarildim. Kokusunu icime.cektim. Sicak ekmek gibi kokusu yayildi icime… Yetiverdi kabuslarin buzlarini cozmeye.. Bu sefer baska bir korkuyla yuzlestim. Sevdiklerimden bir gun ayrilacagim korkusu… Sonsuzlugun soguk taslari yuzume yuzume vurdu. Panikledim. Iceriden telefonumu aldim ve ilgimi dagitacak bir yazi aradim. Ama gercekten beni alip goturmeliydi… Samimiyeti usuyen hayallerimi isitmaliydi.. Yazi bittiginde sabah olmali ve gunes dogmaliydi tum korkularimin ustune.
    Tam da oyle oldu… Belki de bekledigimden fazlasi… hayatimdaki butun rollerin elbisesini cikarip sonsuzlukta kaybolmusken, uzaktan sallanan elin sicakligiyla beni isitan ve her sansli insanin keyifle hatirladigi cocukluk hayallerine goturen, yalnizligima sicacik bir kucak olmus bir yazi… Tesekkur ederim. Farkinda olmadan ne cok insanin “an”ini degistirdiniz.. Onlara aradiklarini bulmasini sagladiniz.. Buna mucize denmez de, ne denir?
    Sevgiler

    • Yazdıklarınızı okudum, bir daha okudum, bir daha okudum.Çok teşekkür ediyorum. Bu kadar iddialı yorumları haketmek için ne yaptığımı gerçekten bilemiyorum inanın; sanırım o bahsettiğim orta direk çekingenliği sebep buna. Çok teşekkür ediyorum size. Güzel rüyalarınız olsun inşallah hep; kızınızla sarmaş dolaş, bayıldığım tabirinizle “sıcak ekmek kokusu” gibi bir ömrünüz olsun. O eli uzaktan da olsa sallamaya devam etme niyetindeyim ben. Tekrar teşekkürler, sevgiler

  65. Nasıl güzel bir yazı, nasıl güzel bir ifade ediş. Normalde bir yazıya yorum yapmışlığım yoktur. Bu yazıyı okuduğum andan itibaren yazmalıyım dedim. İnsanın gerçekten bir sarılası geliyor sana.

    Yaklaşık 2 sene önce biz göç ettik buralardan. Bir gün bile acaba İstanbul’a geri dönsek mi demedim. Başka bir yaşam alternatifi her zaman var aslında ve illa ki bu seçim için tuzu kuru olmak gerekmiyor. Eğer kentin sanal gerçekliklerine sıkı sıkıya bağlı yaşanmıyorsa adım atmak aslında o kadar zor değil. Bu adımı atmak içinde oturup yıllarca stratejik planlar yaparak karar almayı içimizde büyütmemek lazım…

    Bir çok şey yazabilirim aslında ama bu bir “merhaba” yazısı olsun.

    • Merhaba:) Öncelikle çok teşekkürler sıcacık yorumunuz için.İstanbul’a uğrarsanız,arayın,sarılışırız da:) Blogunuzdaki bir kaç yazıyı okudum hemen; “farz edin ki olmadı…” kısmına bayıldım, benim de çıkış noktam tam olarak buydu.”En azından denedim” demek. Bu ayrı bir yazı konusu olur aslında, önyargılarımız dağ gibi malum. Sizin hikayeniz eminim başkalarına da ilham oluyordur. Tekrar teşekkürler, sevgiler

  66. Olağanustu sevimli, bir cirpida okunabilen, gunumuz bizlerini cok da guzel anlatan bir yazi olmus emeginize saglik 🙂

    • Çok teşekkür ediyorum; hem beğendiğiniz hem de bunu benimle paylaşma inceliğini gösterdiğiniz için:)

  67. Bitmesini istemeyerek okuduğum bir yazı oldu. Plazalı değilsem de kamu ile benzer bağlara sahibim, uçağa istemediğim kadar biniyorum ve bütün bunlar içimde orta direğe aidiyetin dibine doğru beni itiyor. Bu yazı içimdeki boşluğa “doğrudan” hitap etti. Çıktısını alıp cebimde saklayasım var adeta. Siz yazmaya devam edin, içinizi ve akıbetinizi paylaşın ve biz okurlara -biraz da edilgen kalanlara- hiç olmazsa terapi olsun. Söz sizi kıskanmayacak ve desteklemeyi sürdüreceğim 🙂

    • En çok bu yorumu seviyorum, bitmesini istememek. Kısa cümlelerle aram iyi değil; yazıları kısaltayım derken uzatıyorum çünkü. Çok teşekkür ediyorum güzel yorumlarınız için. Kıskanmanız içinizdeki o boşluğu doldurabilecekse kıskanabilirsiniz de, hiç alınmam valla. Nazar değmediği sürece sorun yok, değerse de iki okutup üfletiriz sıkıntı yok. Tekrar teşekkürler, sevgiler

  68. merhaba ;ben orta direk değil daha da alt gelir grubu bir ailede büyüdüm kendimle birlikte etrafımdaki çok kişinin bana bağlı hayalleri vardı.9 yıldır bankadayım ne kendimle ilgili ne de yanımdakilerin hayallerini gerçekleştirebildim.hep aldığım maaş yaşam tarzıma orantılı olarak arttı durdu.sistem sizden 30 tl lik gömlek giymenizi istiyorsa maaşınızıda ona göre hesaplıyor bence 🙂 ha bu arada kendi hayallerimi gerçekleştiremedim ama facebooktan izliyorum üst kademe yöneticilerin 14-15 yaşındaki çocuklarının hayallerini gerçekleştirebiliyoruz bizler sayesinde.naapalım biz değilse en azından onlar mutlu yaa:(

    • Şöyle bakalım o zaman, orta direk değil daha alt gelir grubu bir ailede büyüyüp aynı yerlere geldiysek; sizin başarı rasyonuz daha yüksek aslında.Çünkü siz biraz daha geriden başlamışsınız hayata; dolayısıyla kat ettiğiniz mesafe benimkini döver. Böyle bakınca daha da iyisini yaparsınız gibi geldi, yalan yok. Şu para konusunu yazmak ise bana farz oldu; çünkü benim de en büyük hatam param artıkça harcamalarımın artmasıydı sanırım. Çok teşekkürler yorumunuz için, sevgiler

    • Teşekkür ediyorum, yorum yazan, beni şımartan elleriniz dert görmesin:)

  69. Gençliğinin baharında 🙂 8 yılını plaza çalışanı olarak geçirmiş ve sonunda “kendi challenge’larını handle etme” kararı alarak kurumsal iş hayatına üç ay önce veda etmiş eski bir beyaz yakalı olarak kendi hikayemden çok şey buldum yazında.

    İşten ayrıldıktan sonraki deneyimimi tek kelimeyle özetleyebilirim: ÖZGÜRLÜK! 8 yıl boyunca ne çok özgürlüğümden vazgeçmişim meğer; baharın ilk güneşli günlerinde sahilde yürüyüş yapabilmek, sabahları güneşin ısıtan ışıklarını yüzümde hissederek açık havada kahvaltı edebilmek, sevgilimle gündüzleri de vakit geçirebilmek, yılda 15 günden fazla tatil yapabilmek, giyeceğim kıyafetleri ve çalışacağım saat aralığını seçebilmek, “verimli” olacağım zamana kendim karar verebilmek, hastalandığımda yatıp dinlenebilmek, öğleden sonraları oksijene ihtiyaç duyduğumda camları açıp derin derin nefes alabilmek, “Sıkıldım artık her toplantıda saatlerce aynı şeyleri konuşmaktan” diyerek çekip gidebilmek, Aralık ayının tamamını sunum hazırlayarak geçirmek yerine yılbaşı tatili planları yapabilmek, vs. vs. vs. Kısacası istediğim gibi bir hayat yaşama özgürlüğünden vazgeçmişim meğer.

    Böyle hisseden herkese iyi bir haberim de var; sadece para kazanmak uğruna günde 9-10 saatimizi FEDA ettiğimiz işlerde çalışmak yerine; bütüne katkısı olan, geliştiğimiz ve başkalarının gelişimine katkıda bulunduğumuz, faydalı olduğumuzu hissederek ve yaptığımız şeye inanarak çalıştığımız işlerimizin olduğu bir hayat bence mümkün. Gözlerimizi kapatıp nasıl bir hayat istediğimizi hayal edebiliyorsak sonrası kolay. Konfor alanımızdan çıkmak için adım atmak, biraz cesaret, biraz akıllıca riskler almak ve azimle hayalimize doğru ilerlemek yeterli. Prangalarımızdan başka kaybedecek neyimiz var 🙂

    Harika bir yazı olmuş, Özge. Yukarıda yazdıklarımı da ekleyerek Facebook’ta paylaştım. Bu motivasyon için sana çok teşekkür ederim. Severek yapacağın ve seni mutlu edecek yaşam amacını bulman dileğiyle. Sevgiler.

    • Çok teşekkürler, hem yorumunuz hem de güzel hikayenizi paylaştığınız için. Yolunuz açık olsun, güzel güneşli günlere selamınız hep bol olsun:) Bu arada eminim merak edenler çıkacaktır, peki şimdi para kazanmak için bir şey yapıyor musunuz diye. Ben onların elçisi olayım madem:)

      • Çocukların eğitimine destek veren bir vakıfta çalışıyorum tam zamanlı olarak. Beyaz yakalı olduğum günlerdeki kadar kazanmıyorum ama çok daha özgürüm. Hem özgürüm hem de doyumlu, anlamlı bir şeyler yaptığımı, bütüne katkıda bulunduğumu hissediyorum. Darısı dileyen herkesin başına 🙂

        • Süpermiş:) Başarılar ve bol keyifler o zaman. Bu arada okudunuz mu bilmiyorum ama sitedeki “dişe dokunamayanlar” yazısı tam sizlikmiş. Bir başkasına değer katma endişesi üzerine, kendi yazım diye demiyorum ama tavsiye ederim sevgili dişe dokunan:)

    • Ağlatmak istemem tabi de bence geldiyse tutmayın bir dahakine; umarım gülmekten gözünüzden yaş getirtmeyi başarabilirim. Yeni hedefim bu olsun o zaman benim:) Teşekkürler, sevgiler

    • Okurken dinle kısmına ekledim gitti o zaman:) Güzel şarkıymış, “wake up you need to make money” beni benden alsa da, enerji verdi yeminle.Çok teşekkürler

  70. Selamlar sevgili Ozge,
    Yazlarınızı Facebook’taki bir paylaşım üzerine okudum. Dil ve üslup olarak hedef kitleyi (hayatından bezmiş plaza yorgunları) harika yakalamış olduğunu itiraf etmek isterim. Öte yandan hayatında riske girmeyi en baştan göze almış, inandığı ve yetenekli olduğunu bildiği konuda, sistemin karşısına koyduğu fırsatlara hayır diyebilmiş ve hayallerinin ne olduğunu çok önceden farketmiş insanlar için anlatılanlar maalesef bir anlam ifade etmiyor diyebilirim. Bir enstrüman arkasında, bir spor dalı uğruna, bir resim tuvali üzerinde, tozlu bir dans stüdyosunda hayal peşinde koşmuş ve bunu başarıya dökmüş, hayatını sevdiği ve seçtiği işlerden kazanabilen çok dostum var… şanslıyım. Plazadan atlamak bir başarı ise eğer, o plazayı elinin tersiyle itip, o koca soğuk binaya nanik çekebilmek çook daha büyük bir erdem ve cesarettir diye düşünüyorum. Yeni hayatınızda neyin peşinden gideceğinize karar vermiş olmanızı ve bu kararınızdan başarı sağlayabileceğinizi umarım. (Plaza yazıları bu karar değildir umarim)
    🙂
    Sevgiler

    • Merhaba, değerli yorumunuz için çok teşekkürler:) Bir yazının istisnasız herkes için anlam ifade etmesi zaten beni aşardı sanırım:) Ben pratiğini bildiğim şeyden; sistemce orta direk olarak işaretlenmiş ebeveynlerin yetiştirdiği, ve yine sistemin bir şekilde plazalara ittiği insanlardan bahsetmeye çalıştım.O plazaları en başından elinin tersi ile itebilenler, sizden farklı olarak pratiğini çok deneyimleme şansı bulduğum kişiler değil ama elbette saygıyı ve övgüyü fazlasıyla hak ediyorlar. Yine de bu yazı, bazılarının o plazaları, sistemleri ilk etapta neden elinin tersi ile itemediğine bir cevap arıyor. Bu nedenle biri daha erdemli, diğeri daha az gibi bir genelleme yapamıyorum. İyi dilekleriniz için tüm samimiyetimle çok teşekkür ediyorum:) Tekrar teşekkürler, sevgiler

  71. 1977 doğumluyum..bu yazıyı da şu an plazadan çıkmış sıkışmaktan düğüm olmuş trafik keşmekeşinim içinde 2 katlı otobüsün üst katında boğaz köprüsü üzerinden kara denize bakarak yazıyorum..ve bunu her gün yapıyorum..ve evet ortadirek çocuğuyum ben de..her cümleyi evet..evet..evett..işte aynen..şeklinde okudum..hepsini birebir yaşadım ben de..elinize sağlık..çok güzel yazıya dökülmüş düşünceler ve altına imzamı atarım..

    • “Varınca mesaj atın” diyecektim ama mesajınızı geç görmüşüm:( Çok teşekkür ediyorum, güzel yorumlarınız için.

  72. Bu resmen kendi neslimizin ‘Bizi Maruz Görün’ mealinde dışa vurumu olmuş. Esentepe’de bir bankanın 17. katından görebildiğim tüm büyük plazalara selam olsun..

    • Eski bir bankacı olarak hangi banka olduğunu bildim sanırım:) Muhtemelen farklı binaların camlarından sizinle eş zamanlı olarak dışarı bakıp offlamışızdır; “ne zaman bitecek bu toplantı” diye…O zaman göz göze gelememiş olabiliriz ama şimdi bir sayfada geldik sanki:) Selamlar
      (not: ama o blog en son 2012’de kalmış, bir el mi atsanız acaba, naçizane)

  73. Plaza çalışanları baharın gelişiyle hayatı sorgulamaya başlamış yine…nostaljik hisslerle.. Yıllık iznimizden 1 hafta kullanıp dinlenme zamanı gelmiş gibi…

    • Aha ha; hiç bu açıdan bakmamıştım ben:)) “Tatile ihtiyacım var” diyeceğim ama bende yaz kış bu iç çekişler…Çok teşekkürler yorumunuz için. Sevgiler, iyi tatiller:)

  74. En son Rudyard Kipling’in If şiirini okuduğumda böyle hissetmiştim. Bir gün bir yerde o şiirin, insanın hayatını değiştirmesine vesile olacağına inanırım. Bu yazı da öyle. Tekrar tekrar okumalık, hatırlamalık.. Çok sevdim 🙂 Hatta bu yazıyı yazdığın için sana teşekkür ederim.

  75. Kırkından sonra kendini yeniden doğuranlardanım. Hayatımda esen rüzgara karşı değil onun gösterdiği yöne doğru hareket edince hayat çok daha ilgi çekici ve zengin hale geldi. İhtiyaçlara göre hareket etmek üzere kendimi zorlandığımda hep hastalandı bedenim. Şimdi ise o çok dikkatli ve özenli yaşayan ortadirek ailenin kızı olarak İstanbul’da başladığım yüksek lisans eğitimime Berlin’de çift diploma programında devam ediyorum. Gelirken yanımda üç valiz ve sekiz yaşındaki oğlum vardı! Bekar bir anneyim ve bunun Avrupa gibi değerleri hep yüceltilen bir kıtada bile ne kadar zor olduğunu deneyimliyorum. Tezimi de, bu sebeple, AB’de Kadının İnsan Hakları üzerine yazıp Avrupa’ya da kafa tutacağım 😉 O ortadirek anne babalar haram yemekten korkar, kıt kanaat geçinirlerdi ya… Boşuna değildi. Bize sağlam bir şekilde hayata devam etme gücü verdikleri gibi başımıza gelenler bize uymadığında değiştirme gücü de kazandırdılar. Çünkü onlar ihtiyaç halinde hep oradaydılar, bizi aynılıklarıyla nefeslendirip yeniden savaşa katılma şansı tanıdılar. Ben de oğluma, en zor durumda kalsa bile yaşayabileceği başka yaşam biçimleri olduğunu, mobil olmanın artılarını ve eksilerini gösteriyorum. Çok basit bir örnekle açıklayayım: İstanbul’daki 140 m2’lik daireden sonra Berlin’de 27 m2’lik bir öğrenci dairesine sığma ve yaşamı idame ettirme cambazlıklarını deneyimleyerek büyüyor oğlum şu anda. Şikayetim yok. Bir de yazmaktan para kazanmayı başardığım gün bu iş bitmiştir! Onun için bir okurunuzun değindiği gibi geçici olarak eğitimimizin kazandırdıkları ile hayallerimizi beslemeye devam edebiliriz. Hiçbir çaba boşa değildir! Hele İzafiyet Teorisi’nin kanıtlandığı şu günlerde sevgiyle, sebatla, inatla ve onatla yaşamaya devam, derim. Sakın yazmayı bırakmayın. Okuduğum ilk yazınız (Facebook’ta denk geldim) ve şahane tespitleriniz var. Okuyucuların tepkilerinden de anlaşılıyor. Saygıyla…

    • Sizdeki su hikaye bende olsa degil blog, roman yazardim inanin.Cok tesekkur ediyorum paylasiminiz icin;)) Okudukca dogru yoldayim dedim kendime, cesaretinize hayran kaldim,bakis aciniza da bayildim. Size ve oglunuza kocaman sevgilerimi gonderiyorum. Cok tesekkurler tekrar

  76. Facebook’umda birden fazla kisinin paylasmasi sonucunda kendimi bu sayfada buldum ve yaziyi okudum. Yerinde ancak plaza hayatini 3-5 yil yasamis herkesin kolayca yapabilecegi tespitlerden olusan bir yazi. Belki de bu kadar cok paylasilmasinin ve yorumlanmasinin sebebi de insanlarin bu tespitlere duydugu empati.

    Ancak, plaza diliyle ifade edersek “concrete” bir alternatif oneremiyor 🙂 Cozumsuz tespitlerden ibaret olmasiyla, paylasim ve yorumlarin sayisini da goz onunde bulundurunca bende biraz hayal kirikligina sebep oldugunu soylemek zorundayim.

    ayni problemi yasayan insanlarla bulusup, “oh yalniz degilmisim” diye sevinerek daha guzel bir yasantiya yelken acmak pek olasi degil maalesef.

    • Öncelikle degerli yorumunuz icin çok tesekkur ederim. Saniyorum çokca paylasilmasi sizde beklentinin biraz yuksek olmasina neden olmus:( Hayal kirikligina ugratmak istemezdim ama sadece 1.000 kusur karakterli bir yazida hem bolca tespit yapip hem de kitleleri pesinden kosturacak cozumler siralamak, ustelik bunu yaparken kisisel gelisim yazilarindan farkli, biraz daha edebi bir dil kullanmaya calismak cok kolay degil takdir edersiniz ki. Kaldi ki haddime de degil kafam kelken sirma saç formülü vermek. Sitede baska yazilar da var; hayati anla(t)ma denemelerim;tuttugum yerinden,oldugu kadar olarak tarif ettigim..Körün fili tasviri demem de bu yuzden. Yine de kendi cözümlerimi paylasirim belki ben sizin ve sizin gibi dusunenler icin;) Herseye ragmen yalniz olmamak guzel ve farkinda olmak da çözümün bir parcasi bence…Elestiriler de oyle: )) Tekrar tesekkurler,sevgiler

  77. Harika bir yazı olmuş. Düşüncelerim daha iyi telaffuz edilemezdi;)

  78. Sevgili Özge, gerçekten nefis bir yazı, yüreğine sağlık. Yaşları 35+ olan herkesi gülümseten ve “evet ne kadar da doğru” dedirten sıcacık bir yazı olmuş.Matematiğini ziyan etmeyip iyi kötü bir şeyler yaptığın kesin ama bence şimdi içindeki o küçük idealist çocuğun edebi yanını özgürleştirerek yazmaya devam etmelisin. Her şey gönlünce olsun..

    • Çok teşekkür ediyorum ilginiz, yorumunuz için:) Önerinizi kalbimin bir yerine yazdım. Dilerim sizin de gönlünüze göre olur her şey. Çok teşekkürler, sevgiler

  79. ” yok ya benim istediğim bu değilmiş” diyerek gayet iyi maaş aldığım, 7 yıl çalıştığım firmadan istifa edip hayallerimin peşine düştüm. Fotografçılığa başladım. Hatta işi abartıp 3. üniversite fotografçılık bile okudum.
    Başta herkes deli gözüyle baktı bana.
    Maslak’taki plazada istifa için görüşme yaparken bile defalarca sordular eminmisin diye.
    Dört yılın sonunda bir çok arkadaşım ne iyi yaptın Esin diyor.
    Hayallerinizin peşinden koşabilmeniz dileğiyle . Sevgiler…

    • Çok teşekkür ediyorum, ne iyi yapmışsınız:) Sitenizi inceledim hemen ve özellikle daha çok yurtdışı kaynaklı örneklerde görmeye alışık olduğumuz, esprili aile fotograflarına bayıldım. Yalnız 3.üniversite çok iddialıymış. Tebrikler, iyi dilekleriniz için de çok teşekkürler, sevgiler
      Bu arada Ankara’dasınız sanırım, hepimize ama en çok Ankara’lılara geçmiş olsun:(

  80. Özge Hanım merhaba,
    Az önce yazınızı Facebook’ta hem Acıyan Yerini Bul hem de Kılıç Arslantürk sayfamda paylaştım. Kitabımda anlattığım hikâyeden tatlar var yazınızda… 20 yıl bir sürü markanın üst yönetiminde bulunmuş biri olarak, “beyaz yaka”nın o kadar da “beyaz” olmadığını bilenlerdenim.
    Bana bir e-posta adresi iletebilirseniz, sizinle temasa geçerek adres bilgilerinizi almak ve bir adet adınıza imzalanmış “Acıyan Yerini Bul” iletmek isterim.
    Sevgilerimle…

    • Merhaba:) Çok teşekkür ederim hem yorumunuz hem de paylaşımınız için. filtasviri@gmail adresinden bana ulaşabilirsiniz. Sevgiler

  81. Kaleminize saglik.Okadar etkilendim ki.Tam 15 sene meslegimi,muhendisligi sevmeye calistim.Belki birseyler degisir diye ulkemi birakip yurt disinda yasamaya calismaya basladim.Depresyonlar ,kalp carpintilari,dakika saymalar hepsinin sebebinin ne oldugunu bildigim halde kabul etmek istemedim.Yuksek lisansli,4 dilli,odullu, yurt disinda multinasyonel bir sirkette calisan bir insan.Kulaga nekadar hos geliyor.40 yasima birkac gun kala donum noktasidir demisti deger verdigim bir insan.Guzel seyler bekliyor seni demisti.Gercekten de dogruymus.40 yas hesaplasma,farkina varma yeniden baslama yili oldu.Artik cocukluktan beri seramikle ugrasmak,seramik sanatcisi olma hayaĺim hayalden cikti ve gercege donusmeye basladi.41 yasinda ben ben oldum.Kendim oldum.Kaleminize,yureginize saglik.

    • Çok teşekkür ederim, hem yorumunuz için hem hikayenizi paylaştığınız için.Bana umut oldu, eminim okuyanlara da olacaktır.Mutlu sonlara ve cesur hikayelere bayılıyorum:)

  82. “Aaa.. Ben bu yazıyı ne ara yazdım yahu” dedirttiniz bana 🙂 Tebrikler ve teşekkürler.. Belki bir gün bende yakıveririm gemileri, kim bilir.. Hele oğlum büyüsünde.. Malum, özgüvenli, mutlu ve ne istediğini bilen bir çocuk yetiştirmek artık en büyük hedef…Sevgiler 🙂

    • :)) Çok teşekkürler…Hedefinizde kolaylıklar ve keyifler diliyorum size. Sevgiler

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *