43

EL YORDAMI YAŞAMAK ZORUNDA KALAN SEVGİLİ BEYAZ YAKALI

Okumaya üşenenler için özet:  Çok okuyanların çıkmazı var bu yazıda. Çok baba puanlarla okullara, işlere girmişlerin, hayatın olmazsa olmazları nefes almak, beslenmek, hareket etmek ve sevişmek ile imtihanı var. El yordamıyla hayatı sil baştan öğrenmeye çalışan yakası beyaz o güzel insanlara gelsin…

Şu anda çok bir anlam ifade etmese de, zamanında çokca cümle içinde kullanılmış bir övünç kaynağıydı %1’lik dilimde bir üniversite kazanmış olmam. Kendi değerini daha iyi anlamana bir vesileydi bu yüzdelik dilimler.

Anneannemin ayva reçeli çok güzel olur, bir gün ben birisinin anneannesi olsam neyim çok güzel olur diye bahse konu olurum, hiç bir fikrim yok. Powerpointte sunum olabileceğini pek sanmıyorum. Reçel olmadığı da kesin. Belki reçel googling ?  Çok saçma.

Bırak torun görmeyi, bir gün bir çocuğum olsa ve yurtta kalsa, ona koliyle yaprak sarma gönderemem. Bu google ile olacak iş değil.

Komşularımı tanımam etmem. Kendilerini haliyle kısıra davet edemediğimden (kısır yapmayı biliyorum bak ama) ; evliliğimde sorun olsa evlilik danışmanına, çocuğumda sorun olsa pedagoga taşınırım muhtemelen.

Öğlenleri yemeğe çıktığım afili restoranların salatalarındaki kapariyi bir bakışta tanırım da kavak ağacı ile selvi ağacını birbirinden ayırt edemem.

İşyerinde terfi eden arkadaşlarıma internetten şıp diye orkide siparişi verebilirim ama laf aramızda, o orkidelere bakabilenini henüz görmedim. Plaza camlarının önleri, ölmüş, çiçeksiz, kazıkları kalmış orkidelerle dolu.

Bir orkideye bile bakamayanlar olarak, sokaktaki biri ne yapıyorsun dese, “ahan da bunu yaptım” diyebileceğin elle tutulur şeylerin ( mesela bir cam bardak) yok. Sor ananeme, “senin kızın uzmanlığı ne, n’aptı bunca sene, ne üretti diye” ; 1-2 cümle söyler de bir paragrafa taşıyamaz.  Ay sonunda maaş yatar hesabıma, elektronik olarak ordan oraya savururken paramı; elime alamadığım, dokunamadığım, hepsini birlikte yanyana koysam ne kadar ederi bilemediğim için paramın değerini de bilmem. Böyle saça böyle tarak misali sanal işlere sanal ücret.

Oysa dokunmak ve görmek önemli. Somutluk önemli insan hayatında. Elinden çıkan, gözünle gördüğün bir şey olsun istiyorsun belki de. Çalışan kadınların akşamları evde takı tasarımı yapıcam diye Eminönü’nde boncuk aramaları, ya da boyanacak ahşap tepsi peşine düşmeleri tesadüf olmamalı. Maaşın bir kısmını ayakkabıya, çantaya yatırmak da öyle. Paranı ekrandaki bir rakam olmaktan çıkarıp somut bir varlığa dönüştürme çabası. Çok mu saçma?

Diyeceksiniz ki, “iyi güzel diyorsun da, hem sanki ben bunları bilmiyorum…Sonuç?”

Bir sonucu yok aslında, farkında olup, sonucu sallayıp süreci keyifli hale getirmesi var. Bize öğretilen lüzumsuz onca şeyin arasında el mecbur oturup, hayatımız için olmazsa olmazları baştan öğrenmek lazım belki de. Nefes almayı mesela, sağlıklı beslenmeyi, hareket etmeyi, , iyi sevişmeyi, karşılıksız sevmeyi, almadan vermeyi, doğayı tanımayı…

Sonra belki ağaç adlarını, çiçek yetiştirmeyi, evde salça yapmayı öğrenmeli insan. Martı, güvercin, karga, kanarya ve serçenin dışında bir kuşu gördüğünde tanımalı mesela. Eminönü’nde boncuk, boyasız ahşap tepsi aramaya devam etmeli belki de.

Ben bu yaz, ıhlamur ağacı ile tanıştım mesela. Ihlamur topladım ağaçtan. Masaya serip kuruttuk onları. Yoğurt yapmayı öğrendim. Örtülere sarılmış kase başında sevinçle beklediğimi hatırlıyorum. Evet, yaptım bunu:)

Nefes terapisti diye bir meslek çıktı malumunuz. Kıçından soluya soluya neresinden nefes alması gerekeni unutan beyaz yakalılar hedef kitle. Beklediğimin çok ötesinde iyi geçen ilk terapimin sonunda ; sokağa çıkıp eteği tutuşmuş kadınlar gibi döne dövüne bağırmak istemiştim : “yetişin komşular,  ilk bildiğim şeyi nefes almayı unutmuşum ya benn…”

Sonra geçen bizim plazadan bir arkadaş bahsetmişti, Avrupa’da tantrik seks okulları varmış. Özellikle kadınlara yönelik, ilişkiden nasıl daha fazla tatmin olunuyormuş onu anlatıyormuş. Bakma sen, afili eğitimler gördük biz ama bu ayıplı konularda aldığımız tek eğitim dün gibi aklımda:

Bir gün din öğretmenimiz sınıftan erkek arkadaşlarımızı nazikçe dışarıya almış ve sınıfta kalan kızlara regl olduktan sonra nasıl boy abdesti almamız gerektiğini anlatmıştı. İyi adamdı Allah için, kötü ya da çirkin bir şeyden bahseder gibi anlatmamıştı o regl sürecini. Teneffüste erkek arkadaşlarımızın meraklı sorularına ve “kanadı var uçamaz, peteği var bal yapamaz ehe he he” bilmecesine* maruz kalmayaydık iyi bir cinsel eğitim almış bile sayılabilirdik aslında.

Hareketsiz yaşamlarımızın türettiği bir diğer meslek de kişisel spor antrenörlüğü. Okuldaki beden dersini goy goy olarak görüp matematiğe asıldığımızdan, şimdi büyüyen göt göbeklerimizi spor hocasının gözetiminde eritmek için para ödeme sırası. Mesailerde yenen pizzalarla, şimdi kim uğraşıcak diye eve verilen siparişlerle ya da hafta sonlarında ruhu avutmaya çalışılan alkollerle yağ bağlayan bünyelere bir diğer destek de besin intoleransı testleri.

Benim bütçem kişisel spor şeysi, besin intoleransı şeysine elvermemişti, ben de internetten sağlıklı gıdalar siparişi verebileceğim bir siteye üye olmuştum. Gezen tavukların olduğu bir site. Kaç kişi sipariş veriyor, gezen kaç tavuk olması gerekiyoru kabaca bir hesapladıktan sonra aklıma pek yatmadı ama neyse…Gelen ambalajlar güzeldi, doğal gibi duruyordu sanki.

Doğal demişken aklıma geldi; yine anneannemi aradım bir akşamüstü. “Tarhana yaptım” dedi bana neşeyle. “Ben de bugün üst yönetime bir sunum yaptım, ama kimse o kadar neşelenmedi ananeee” diyemedim.

Say bakalım tarhananın içinde ne var desen, sayamam. Sormadılar çünkü ben %1’e girerken. Para etmedi ananemin tarhanası, içimizi ısıttı sadece, hepsi bu.

Hayatta kalmamız için olmazsa olmazlarımız nefes almak, yemek, içmek, sevişmek, hareket etmek konusunda her gün yeni bir bilgi ile karşılaşıyoruz. Bize öğretmediler zamanında çünkü. Lüzumsuz bilgilerle dolan zihnimiz hayatın bir yerinde bir yerlere tosladı. Kimimiz yatakta mutlu değiliz, kimimizin blokajları var nefesimiz iç organlarımıza gitmiyor, kimimiz diyetisyen, spor salonları kapılarındayız. Trigonometri olsun, servet-i fünun edebiyatı olsun ezberlediğimiz bilgiler iyi kötü bizi bir yerlere getirdi, aç açıkta kalmadık, kafamızı sokabilecek bir ev kiraladık da o kiradan arda kalan parayı yıllık spor salonu üyeliğine gömdük işte. Özgeçmişlerimizin hobi alanına kitap okumak yazdık da , o kaparili salatalarımızı yerken, dünya klasiklerini konuşamadık cehaletimizden.

El yordamı yaşamak düştü bize. Körün fili tasviri gibi, deneye deneye, elleye yanıla…

 

Kamu spotu: Yaşam tüketilecek değil, öğrenilecek bir şey. Emek vermek lazım

*merak edenler için zevzek bilmecenin cevabı: Orkid

Paylaş

43 Comments

  1. Kendisi nasıl olursa olsun kalemi çook güzel kız, Maslow’u bilir misin? Onun ihtiyaçlar piramitindeki ‘kendini var etme’ basamağının dibinde, bir üst basamağa çıkmaya didinen bir hatun kişi gördüm okuduklarımda. Bu sanal yapraklara döktürdüklerin de bu var olma çabasının şahane tezahürleri sanki. Gün olup kendini gerçekleştirilen şanslılardan olursun inşallah. Plazalar bulur başka bir beyaz yakalı, sen kendini bul yeter ki. İçten sevgilerimle.

  2. Ne güzel yazmışsın, ne kadar büyük bir incelik gösterip yazmışsın Betül, çok teşekkür ederim. Güzel dileklerimiz karşılıklı olsun, Maslow’a birlikte selam edelim edelim o zaman:)

  3. Özge Hanım, tesadüfen denk gelip bir solukta okudum yazınızı. İtiraf etmeliyim ki bitmesin istedim. Plaza hayatı ve beyaz yakalılar hakkında şimdiye kadar okuduğum en samimi, en insancıl, en alçak gönüllü ve en düşündürücü yazı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Abartısız, makyajsız, tepeden bakmayan üslubunuzu çok beğendim. Gönlünüze sağlık.

    • Koray bey, güzel yorumlarınızı paylaşma nezaketini gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim.Çok mutlu oldum, biraz utandım, biraz da şımardım sanırım:) Umarım bundan sonraki yazılarda da aynı şekilde hissetmenizi sağlayabilir,övgülerinizi hak edebilirim.Çok teşekkürler

  4. Merhaba,
    Yazınızı eşim gönderdi ve keyifle okudum. Çok iyi imkanları varmış gibi görünen beyaz yakalıdan, kendi sevdiği işlerle uğraşan kişilere dönüşen şanslılardanız biz. Sizde de o potansiyeli gördüm, farkındalığınızın biran önce sizi o girdaptan çıkarması dileklerimle, sevgiler…

    • Çok teşekkür ediyorum, güzel yorum ve dilekleriniz için.Eşinize de selamlar:)

    • Ne iyi ettiniz de paylaştınız, ortak dilimiz var madem iletişimde kalalım…Var olan yaralarımızın kabuklarına çekilmeyelim hiç:)

  5. Bayıldım, bu bakışla, bu kalemle çok çok daha çok şeyleri paylaşmalısınız bizimle. Siz kavağı belki poleninden tanıyan alerjik nesildensiniz, belki damda tarhana hiç kurutmayacaksınız ama, başkalarına bırakacak sözleriniz, bırakacak izleriniz olduğu kesin..

    • Bu güzel yorumunuz için keşke teşekkürden daha iddiali bir sözüm olsaydı lugatımda:) Çok teşekkür ederim; henüz o kadar iddialı değilim sanırım ama bir gün olursam bunda sizin payınızı hep hatırlayacağım. tekrar teşekkürler

  6. Acı gerçekler keyifle okunur mu? Okunuyormuş:) Elinize sağlık.

    Özellikle “ahan da bu” dediğim iki kısım var, ve bunlardan kaçmayı başaran biri olarak örneklerim de var. Birincisi; annenizin ne yaptığınızı anlatamıyor olması. Uzun yıllar, ben kurumsal hayattayken, oğlum bir türlü ne iş yaptığımı anlamaz, öyle olunca da umrunda olmazdı. Kurumsalı bırakıp fotoğrafçılığa dönünce, her yerde böbürlene böbürlene beni ve işimi anlattığına şahit olmak, arada onun da bana yardım etmek istediğini görmek o kadar keyifli ki 🙂

    İkincisi de benzer aslında; üst yönetim sunumunuza kimsenin keyiflenmemesi konusu. Eskiden şirkette dağları devirsek de yöneticilerin ya da müşterilerin yüzünü güldüremezdik. Beğenseler bile, profesyonel adaba uygun soğuk bir tebrikle geçiştirirlerdi. Şimdi fotoğraflarını teslim ettiğim çiftlerimin mutluluğu, işimi yaparken bile insanların hayatlarına dokunabileceğimi kanıtlıyor. Yıllar sonra çocuklarıyla birlikte albüm sayfalarını çevirirken hikayeler anlatabileceklerini bilmek, onlara ölümsüzlüklerini veriyormuşum gibi hissettiriyor.

    Öyle, paylaşayım dedim 🙂

    • İyi ki de paylaştınız Erkin bey, çok teşekkür ederim:) Anlaşılmak, yalnız olmadığımızı hissetmek çok güzel.Kendinize harika bir meslek seçmişsiniz gerçekten,tebrik ederim.Fotoğraflarınız da harika, markaja alıyorum sitenizi…Tekrar teşekkürler

  7. Merhaba
    Ağzınıza sağlik.Hislerimi kendim kaleme alsaydim dahi bu derece doğru ifade edemezdim saniyorum. Ne uğruna nelerden vazgectigimi bile anlamadan o yüzdelik dilimlerin hatirina çalisip çabalayip ay başinda hesabima yatan rakamlarla koşturmaca icinde avmlerde insan seline katilip ne idüğü belirsiz şeyler satin alma eylemine hayat diyordum ki 3 ay önce ani bir kararla bu gidişata bir dur dedim. Anlamadan filmi izleyip bitirmektense durdurma tuşuna basip bir mola vermek sonrasini anlamamda ve doğru değerlendirmemde faydali olur diye umuyorum.Orkide yetiştirmek ,yogurt mayalamak,sabun yapmak, yillarca ihmal ettiğim kitaplara ve hiç uzmanlasamadiğim enstrumanima geri dönmek, spor salonuna para ödemeden spor yapmak 🙂 , 3 yaşindaki oğluma zaman baskisi olmadan farkli tecrübeler katmak yeni uğraşilarim. Sonrasini zaman gösterecek ama denemeseydim hicbir zaman nasil bir his olduğunu bilemezdim diye düsünüyorum. Mutlu günler dilerim..

    • Öncelikle çok teşekkürler. Ben de sizin yazdıklarınızı o kadar iyi anlıyorum ki lütfen irtibatta kalalım. Sırf denemek ve akışa bırakmak bile cesaret isteyen şeyler ve sanırım aynı yoldayız…

  8. Çok güzel yazmışsınız kaleminize gönlünüze sağlık .Modern kültürün insanı doğadan koparmaya başladığı mesleklerden biri sizinki ve inanın çileğin markette yetiştiğini düşünen bir nesille yeni yeni sorunlar geliyor gelecekte.Onları görünce biz yine bir yaşa kadar gerçek yaşamışız diyorum.Dış görünüşü mükemmelleştirip saçlar,makyaj yerinde ince topuklular üstünde yürürken çoğu kişi farketmiyor ruhunun nasıl eridiğini.Daha rahat ve derin nefes almanız dileğiyle

    • Çok teşekkür ediyorum yorumlarınız için. Ne güzel ifade etmişsiniz “ruh erimesi” diye, bir yazımda kullanırsam bu tabiri bana kızmazsınız değil mi? Tekrar teşekkürler

  9. Bir de plaza aşıkları var :).Onlardan da bahsedebilirsiniz naçizane önerim .
    Servislerine binerken günaydın smsi ile güne başlayan ofis bilgisayarına bakarken plaza aşkından mail bekleyen aramak için öğle arasını bekleyip yemekten sonra 10 dakika konuşup kendini şanslı sayanlar. İş çıkışı plazalarına en yakın avmlerin burger kinglerinde whopper menü yiyerek aşk tazelerler ve starbucks kahvelerini içerek özgürlüğe kavuşurlar…

    • Benim hiç plaza aşkım olmadı laf aramızda ama konu çok ilgimi çekti. Yazarsam kendinizden bilebilirsiniz, çok teşekkürler:)

  10. Plaza aşıklarından bahsedebilirsiniz bir sonraki yazınızda 🙂

    • tamamdır anlaştık..çok teşekkürler, istek parçaları alıyorum her daim:)

  11. Kocaman plazalarda aşklarını yaşayan insanlar … Sabahları robot gibi erkenden kalkıp kocaman soğuk plazalarına erişmek için servislerine bindiği anda birbirlerine günaydın smsleri atan, masalarındaki bilgisayarın excelinde raporları tamamlamaya çalışırken diğer plazada çalışan sevgilisinden mail bekleyen ve konuşmak için öğle aralarını bekleyen insanlar..Öğle arasındaki 1 saatlik zamanı max.verimlilikle kullanıp yemek+kahve ihtiyaçlarını giderdikten sonraki kalan 10 dakika içinde plazadakini aşkını arayıp rutin ve standart hayatlarından kısaca bahsettikten sonra ofislerden kurtulup beraber yapacakları hayallere dalan ancak zil sesinin çalmasıyla sınıflarına çıkan çocuklar gibi öğle arası bittiğinde masasında exceline geri dönen insancıklar…Sevgilisiyle buluşmak için mesai sonunu bekleyen, mesai sonunda da kendilerine bulunan en yakın avm’de buluşan plaza çiftleri genelde burger king’te whopper menü yiyerek ve patates kızartmalarına ketçap mayonez dökerek aşk tazelerler.. Daha sonra sevdicekleriyle starbucksta kahveye içerek ne kadar özgür ve mutlu olduklarını düşünüp hafta sonu planlarından bahsederler…Ertesi gün de hafta içiyse bir öncekinin aynısı şeklinde olur. Aynı şeyleri yaparak aşklarının devamlılığını sağlamaya çalışırlar ve bundan inanılmaz mutlu olmaya çalışırlar…

  12. kusura bakmayın 3 mesaj oldu .ilk mesajımı ve bunu silebilirsiniz..
    hiç aklımda yokken inanılmaz ilgimi çekti blogunuz.. emeğinize ve klavyenize sağlık 🙂

    • Ne kusuru:) Onlar bana ilham, daha çok yazmak için sebep oluyor…Çok teşekkürler.

  13. Resmen bu aralar düşündüklerime ve hissettiklerime tercuman oluyor yazıların. O kadar doğru ki… biz kendimize, kendi ozumuze yabancilastik. İnsan olmanın anlamında öyle uzaklastik.

    • Çok teşekkürler yorumunuz için:) Uzaklaştığımız, yabancılaştığımız doğru, ama insan inanmak istiyor tersini de yapabileceğimize…Farkında olmak ilk adım olsun, bence yaparız da…Sevgiler

  14. Merhaba, demek ki yanlız değilmişiz 🙂 memur ailenin % 1 lik dilime girmiş, ünvana sahip olmasının mutlu olup olmamasından daha fazla önemsendiği, kendini gerçekleştirdiği noktada ama bu gerçekleşen ben değilimki yi kırklı yaşlarda farketmiş naif,dürüst,saf salak, çalışkan mı çalışkan kayıp kuşağıyız biz…İlk Müdür olduğumuzda eee Müdür de olduk peki ne zaman mutlu olacağız diye dank etmişti yıllar önce kafamıza :)) ama yıllar geçti hala o cesareti gösteremedik…İşten ayrılma fikrini bile aaaa elalem bilmez atıldı sanır diye içselleştirmiş ve gurur meselesi yapmış bu nedenle mutlu olmadığı bir sektörde ömrünü heba etmiş ailesinin gururu,ülkenin medarı iftiharı, zekasını kapitalizme köle olarak gönüllü heba etmiş % 1 leriz işte 🙂 erken ölmez de ellileri görebilirsek kalan yıllarda mutlu oluruz belki….

    • Yazdıklarınızın her kelimesini o kadar iyi anlıyorum ki; çok teşekkür ederim zaman ayırıp da yorum yazdığınız için:) Bence yine de biraz umutlu olmakta fayda var, ben şimdilik ucundan kıyısından becerdim galiba, bence bu farkındalıkla siz de daha mutlu olmanın bir yolunu mutlaka bulursunuz. Hatırlayın o %1’e girmek de hiç kolay değildi ama yaptık:) Sevgiler

  15. Bu kadar güzel anlatılabilirdi, gerçekten çok ama çok teşekkür ederim, bana terapi gibi geldi yazılarınız, tüm yazılarınızı hem okuyorum, hem de tüm arkadaşlarıma gönderiyorum , umarım yazılarınız hiç ama hiç bitmez, sevgiler…

    • Verdiğiniz bu gazla o yazılar nasıl biter:) Çok teşekkür ediyorum. Sitede e-posta ile yeni yazılardan haberdar olmak için kayıt seçeneği var, onu kulanabilir; yazılar biterse bu sözümün hesabını bana sorabilirsiniz isterseniz:) Çok teşekkürler, sevgiler

  16. taze başladım takı kursuna, ama öyle boncuklularından değil de, metal levhaları kesip kaynak yapılanından.. en yoğun günlerden birinin akşamında (plaza çalışanı değilim ama şirkete dönen özel üniversiteler de bu umutsuzluk mekanlarına dahil edilebilir sanki) neredeyse 4 saat atölyede kalıyorum ve tüm umutsuzluğum, ruh yorgunluğum uçup gidiyor ben kıl testere ile levha kesmeye çabalarken.. ve hiç anlamıyorum o dört saat soluksuz nasıl geçiveriyor.. tahminim o ki sizin yazılar da öyle akıveriyor içinizden 🙂 iyi ki başlamışsınız…

    • Siz takı kursunun zorunu seçmişsiniz ama:) İşte gerçek bir challenge sever diye okudum yorumunuzu. Güzel yorumunuz için çok teşekkür ediyorum; belli mi olur belki bir gün satın alırız o takıları hem. Sevgiyle yapılan, parasını pulunu düşünmeden yapılan her şey sevgiyle dönüyormuş size.Ben buraya gelen yorumlardan onu anladım. Size de bir parçası olduğunuz için çok teşekkür ederim. Sevgilerimle

  17. nasıl desem..kafamın içindekileri yazıya dökmüşsün, dökmüşsün de bu döngüden nasıl çıkılır yazmamışsın.
    düşünüp duruyorum sabahtan beri, yıllardır bildiğim, hissettiğim şeyler bunlar, beni yavaş yavaş bir yerlere götürüyor, götürüyor da bu kadar yavaş olmak zorunda mı? Zorunda galiba, sağlam olması için.
    30 yaşında bir kadın olarak ayaklarım biraz daha sağlam yere basmalı.
    kanatlanıp bazen uçmak da güzel ama yere de yumuşak bir iniş yapmalı. 🙂
    güzel oldu tekrar düşünüp, hayal kurmak.
    teşekkür ederim paylaştığınız için. takipteyim artık.

    • Çok teşekkür ediyorum.O döngüden çıkış yolunu yazmak pek kolay değil ama deneyeceğim söz:) Ayaklarınız yere sağlam bassın tamam ama 30’lu yaşlar bence biraz uçmanın en keyifli olduğu zamanlar:) Tekrar teşekkürler, sevgiler

  18. Uzun uzun yazmışsınız ama insanı sıkmayan ve okuduğunuz her satırda işte aynı ben bu ya diye iç geçirirken bir solukta bitiverdi. Sonra bi baktım benim gibi boş zamanlarında yoğurt mayalayan ve mayaladığı yoğurt taş gibi tutunca sevinen bir insan var karşımda. Ben cv’mde hobilerime yoğurt mayalamakta yazıyorum kolay değil o sıcaklığı ayarlamak mayanın miktarını ayarlamak bu aralar birde inek ve manda sütünü belli bir oranda karıştırıp dahada lezzetlendirmeye çalışıyorum. Birde sütçü bulmak lazım o en zoru istanbulda…Herneyse konuyu saptırdım galiba kaleminizden dökülen kelimelerinize sağlık.

    • Çok teşekkürler, ne kadar içten bir yorum olmuş; bayıldım:) “Çok uzun yazdım, kısaltayım bu yazıyı” diye masanın başına oturduğumda bir baktım ki yazı daha da uzuyor; ben de öylece yayınladım gitti. Bu nedenle sonuna kadar okunduğunu bildiğime ayrıca mutlu oldum…CV’de yoğurt yapımı yazmak çok iyi fikirmiş,ama ben sütleri karıştırma seviyesine henüz gelemedim maalesef:) Tekrar çok teşekkürler, sevgiler

  19. üretiyorsunuz, hem de en az tarhana, reçel kadar görünür 🙂 çok teşekkürler 🙂

    • Ben çok teşekkür ederim, ne mutlu eden bir yorum oldu bu benim için, bi bilseniz:)

  20. Bir ofis çalışanı olarak yetiştirmediğim, işleri bırakıp yazınızı okumak daha cazip geliyorsa,elinize yüreğinize sağlık 🙂

    • Çok teşekkürler:) Sizin de yorum yazan elinize sağlık o zaman

  21. Merhaba, yazınıza sosyal ağlar silsilesinde bir yerlerde denk geldim. Güzeli söylemek, bilsin istemek sadece bu yorumum. Kolaylıklar, sevgiler… : )

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *