22

“ERKEK OLMANIN ZORLUKLARI” YAZI DİZİSİ – 1

Okumaya üşenenler için: Kadın okurlarım kusura bakmasın lütfen ama bu yazıda erkek olmanın zorluklarından bahsettim. Ezilen kadınlardan, erkek hegemonyasından değil. O yazılardan çok var ve hepsi de doğru. Körün fili tasviri gibi tarif etmeye çalıştığım şey, erkek kimliğinden önce insan olan, onun da iyisini olan erkeklerin acıklı durumu. Yazar burada erkek okurlarına göz kırpmış falan demeyin arkamdan, valla üzülürüm.


Serin bir akşam üstü, o pek sevmediğim şehirli sorunsalı ile başbaşayım. Gideceğim yer buradan uzak değil, ama toplu taşıma yok, taksiye binsem taksici kızar mı, yürürsem başıma bir şey gelir mi?

Daha geçen gün kendime liste diye yayınladığım maddelerin biri tüketimi azaltmaktı. “O yazıyı okuyanlara da ayıp olur şimdi, ay sanki seni görecekler, olsun ben bileceğim ya” diye kendimle bir süre didiştikten sonra kararımı yürümekten yana kullanıyorum. Ne de olsa insanın kendi kendine aldığı bir kararı uygulamasının hazzı hiçbir şeyde yok.

O nefis haz, birazdan ufak bir tedirginliğe dönüşüyor tabi. Tünelimsi bir yerden geçilecek ve etraftaki tek tük arabayı saymazsak hiç yaya yok. Pardon, tek yaya var; o da genç bir erkek ve uzaktan bana doğru yürüyor. Üstelik kapüşonlu.

Burada kapüşon meselesine bir parantez açmam lazım. Aynı semtin en işlek caddesinde yine karşıdan gelen ve yine kapüşonlu olan bir erkek, tam geçerken kulağıma davranıp cep telefonumu almıştı. Biz kendisiyle itişirken nasıl olduğunu bugün bile anlamadığım bir şekilde yere düşmüş, telefonumu da yerde bırakıp koşarak kaçmıştı. Bu ikinci kapkaç maceramda da zafer benim olmuştu ama olsun, kapüşonlu erkekler tehlikeliydi ve yolda telefonla konuşmamak lazımdı.

A noktası yani ben, B noktası yani erkek aynı hızda yürümeye devam edersek, muhtemelen bir kaç dakika içinde, tünelin en karanlık yerinde denk geleceğiz. Okulda öğrendiğimiz matematik bir işe yaramıyor diyenler, sessizce dağılsın lütfen.

Üstelik bu sefer cep telefonumu falan değil “Özgecan’dan sonra bir Özge daha, artık yeter” tweetlerini düşünmeye başlıyorum. Mini eteği var mıymış, keşke taksiye binseymiş…

Beklenen buluşma gerçekleşiyor. O kısacık buluşmada gördüğüm şey şu: Genç erkek benden çok daha tedirgin.

Gözlerini yere dikmiş, hiç kaldırmadan yürüyor. Kaldırımın kıyısının da kıyısından yürüyerek geçiyor, yolu bana bırakmış. Hani bazen birini suçlamak gelir aklınıza da sonra utanır, aklınızdan kovarsınız ya bu düşünceyi. İşte hissettiğim şey bu.

Genç adamın birini potansiyel tecavüzcü olarak değerlendirdim ve o da bunu hissetti. Neden adam değil de genç adam deyip durduğuma gelince; sanırım insan gençlerin kalp kırıklıklarını daha çok önemsiyor. Tıpkı genç erkek kardeşim gibi.

Günlerden diyanetin, babaların öz kızlarına karşı şehvet duyabileceklerini söylediği gündü. İnsan böyle şeylere kardeşiyle birlikte sövemeyecekse kimle sövebilirdi ki diye açmıştım ben konuyu. Hiç düşünememiştim kardeşimin o haberleri 3 yaşındaki bir kız çocuğunun babası olarak dinlediğini. Konuyu uzatmadı hiç. Bembeyaz oldu yüzü. Erkekliğinden utanmak diye bir şey duyarız ya hani, gerçekmiş o. Yüzünde gördüm.

Bazen kazananı olmayacak haksız bir savaşın kaybeden tarafı olmak yeğdir. Katil olmanın ağır yükünü taşımaktansa maktul olmayı tercih edenler gibi. Ülkenin başına bir felaket geldiğinde, sorumluluğu üstlenmeyeceğin bir muhalefet partisi rahatlığında olmak gibi. Ya da bir ilişkinin, belki daha çok üzülen ama kararın vebalini boynunda hissetmeyen terk edileni olmak gibi. Ezilenin yanı, mağdurun tarafı gibi…İyi erkekler  o taraflarda hiç olamayacaklar.

Bana bi bilet, bayan yanı olsun lütfen

İnsan olmayı, erkek olmanın önüne koyabilen iyi adamlarla, kötü adamları dışarıdan bakarak şıp diye anlamak çok kolay değil. Üniversite mezunu adamlar şiddet yanlısı, tecavüzcüler evli ve çocuk babası, zengin plaza patronları kadın tacizcisi olabildiğine göre ; üzgünüm ama tüm erkekler zan altındasınız.

Bayan yanında oturmak isteriz bu yüzden, “erkek değil mi işte hepsi aynı” deriz, ıssız sokaklarda adamlarla karşılaşmayalım isteriz, hafif meşrep gözükmeyelim diye otobüste yalnız adamın yanına değil de yalnız kadının yanına oturmayı tercih ederiz.

Güvensizliğimizin haklı gerekçeleri vardır olmasına da iyi adamlara koymaz mı acaba bu güvensizlik ortamı?

Kadının çilesi ve mücadelesi hayatın her yerinde ; evde, işte, elalemin dilinde, sokakta, dildeki cinsiyetçi küfürlerde, kötü bakan gözde, kendi bedeninde sahneleniyor. Cinsiyet ayrımsız, insan olmanın onuruna yakışır tüm mücadelelerde, iyi erkeklere de zarar veren bu çarpıklıklara karşı onların neden daha fazla ses çıkarmadıklarını anlamaksa maalesef güç.

“Yoo biz çıkarıyoruz aslında” diyenlere belgelerle geliyorum şimdi.

Belge 1: Google’a  “Erkekler şiddete karşı yürüdü ”  yazdığımızda gelen sonuç 2 adet. İlk haber 2013 yılına ait, Sarıgül’ün marifeti. 2.haber alakasız. Aramadaki tırnak işaretini kaldırsanız bile pek bir şey değişmiyor inanın, denemesi bedava

a

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Belge 2: Google’a  “Erkeklerden pembe metrobüs eylemi” diye yazdığımızda gelen sonuç “kadınlardan pembe metrobüs eylemi” oluyor.

metrobüs eylemi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hemcinslerinden utandıkça, maruz bırakıldıkları bu muameleye daha yüksek sesle, hadi diyelim daha erkekçe “yeter” demeleri gerekmez mi?

Pembe metrobüse karşı daha fazla dursalar , birkaç tane  “ay ne hevesliymiş, fortçu mudur nedir “ diyen çıkar tamam ama gül yerine bunu tercih edecek kadınlar var bu ülkede.

Yine de sebeplerini hiç bilemiyorum,  beylere soralım derim.

Adam gibi adam yok

Hak etmeyen iyi adamların maruz kaldığı kötü mualemelelere alınmamasını, hatta buna karşı seslerini daha yüksek çıkarmalarını beklemek bence hakkımız.

Peki twitter’da gördüğüm bu paylaşım haklı mı?

tweeter

Ya  “Adam gibi adam yok”  deyip durmamız ?

Erkek olmak gerçekten daha kolay mı?

O da bir sonraki yazıya kalsın artık…Gözünüze yazık

 

 

 

 

 

Paylaş

22 Comments

  1. Tünelde hissettiğiniz duygunun sizin hüsnü kuruntunuz olmadığını tasdik etmek için ve daha da önemlisi radikal çığlıklar atamasak da gerektiğinde ses çıkarabilmeye başlamak adına yazmış bulunuyorum şu okuduğunuz sözcükleri… Saygılarımla…
    (Not: Evet, bu tarz durumlarda benzer tepkiler gösterdiğim, hatta durup yol verdiğim doğrudur. Her ne kadar utana sıkıla itiraf eder gibi görünmesem de yazdıklarınızı doğrulamak için söylemediysem namertim.. (: )

    • Teşekkür ediyorum:) Siz yine de bize yol vermeye devam edin ve sesimize ses verin olur mu:) Sevgiler

  2. malesef, ilk kez bir yazına katılamayacağım. 30 yaşındayım, bugüne kadar uğradığım tacizin haddi hesabı yoktur. üstelik de bunları, kendinden 2 yaş küçük, tertemiz bir erkek kardeşe rağmen yazacağım. uğradığım tacizin haddi hesabı yoktur diyorum ya, ne kendimi yüceltmek, ne de karşımdakini yermek adına yazıyorum inan. sadece, olanı söylüyorum. üstelik de bunu söylerken, kafalardaki kadın algısından biraz uzakta, kısacık saçlarla falan yazıyorum. hani öyle dışarıdan bakıldığında, çok çekici, çok kadınsı gelen biri de olmadığımı düşünüyorum.

    aklım ermeye başladığından bu yana, tacize karşı tepki gösteriyorum. tepki derken, hali hazırda devam eden iki tane davam var. mağdur sıfatı ile duruşmalarına falan katıldığım. insanlar uğraşmaz ya, ben uğraşıyorum. sırf, bu derece densiz olabilen ve benim özgürlüğümü, hiçbir suçu olmayan kapişonlu genç erkekten bile korkma derecesine gelecek kadar elimden alan insanların haddini bilmesi için. bir sonraki kadına, bana davrandıkları gibi davranamasınlar diye. hoş, o davalara gidebilmek için bindiğim metrobüste de tacize uğruyorum, ama olsun.

    neyse, çok uzatmadan bir konudan bahsedeceğim. 2015 ekiminde, bundan 5 ay önce yani, cumartesi akşamı, çok da geç olmayan bir saatte, metroda trenden iniyorum arkadaşımla. hani akıllara o iğrenç soru geliyor ya, ne giyiyorlardı acaba diye, baştan söyleyeyim. ikimizin de üzerinde, dizimizin altında, vücut hatlarımızı belli etmeyen bol kesimli elbiseler ve üstünde de baharlık montlar var.

    bir grup erkek ve bir tek genç erkek de bizimle iniyor. bir grup erkek bizi tedirgin ediyor, çünkü indiğimizde bize laf atıyorlar, kendi aralarında gülüşüyorlar ve konunun biz olduğumuz çok belli, o nedenle biraz yavaşlıyoruz ve gerçekten düzgün bir profili olan genç tek erkeğe daha yakın yürüyoruz. genç erkek gayet sakin, bizimle ilgisiz ve alakasız, biraz arkamızdan yürüyor.

    yürüyen merdivende genç erkek arkamızda kalıyor. biz iki kadın muhabbet ederken, birden arkadaşım rahatsız oluyor ve arkasını dönüyor. arkasını dönmesiyle birlikte, genç erkek eğilmişken doğruluveriyor, arkadaşım panik oluyor, telefonunu fark ediyor elindeki. telefonunu ver bakacağım, görüntümüzü çektin diye bağırıyor.

    panikten istifade, genç erkek galeriden bir şey siliyor, fark ediyorum. artık soğukkanlıyım ve alışmışım ya bu olaylara, sakin ama sert bir şekilde hukukçu olduğumu, rızamız dışında görüntü çektiyse telefonunu bana vermesi gerektiğini söylüyorum.

    genç erkek, görüntüyü de sildiği için, gönlü rahat bir şekilde, blöfümü yiyor ve telefonunu bana veriyor. steve jobs sağolsun, iphone’da bir de silinenler klasörü var ve ben doğrudan oraya gidiyorum. son silinen şey bir video. yaklaşık 1 dakikalık. ve görüntü tamamen bizim eteğimizin altından oluşuyor.

    sonrası bildik hikayeler, polis çağırmalar, darp raporları, karakollar, ifadeler.

    neden anlattım biliyor musun bu kadar mevzuyu. gecenin sonunda eve geldiğimde, genç erkeği stalklıyorum internetten. tıpkı senin google’da aradığın gibi, ben de iki tırnak işareti arasında bir isim arıyorum.

    bizim genç erkek, üniversite mezunu, beyaz yakalı bir çalışan, üstelik de ülkenin önde gelen firmalarından birinde müfettiş. ablası ve yeğeni ve bir de bir bankanın genel müdürlüğünde çalışan sevgilisi var. 29 yaşında.

    ben ki. yıllardır ifade alıyorum, insan sorguluyorum, işim gözlem, işim insan tanımak. önüme 10 tane adam koysalar ve elime cv verseler, bunlardan kim seni taciz etmez diye sorsalar sonra da. 1 kişi gösterme hakkım olsa, çok muhtemelen göstereceğim kişi, arkadaşımın ve benim eteğimizin altının görüntüsünü çekmeyi kendine hak görüyor.

    o yüzden, üzgünüm, ama sana hiç katılmıyorum. bu ülkede, bu toplumda, erkek olmanın bir zorluğu yok. eğer ben, kapüşon takmış olan bir erkekten dolayı bile tedirgin olabiliyorsam bir sebebi var çünkü. o sebepte, bu ülkedeki, en eğitimli, en düzgün görünen erkeğin bile, kendini kadından üstün görmesi, kadını metalaştırması, o kadının mini etek giymesi, kız kıza çıkıp içki içmesi, boşanmış olması gibi sebeplerin hepsinin, o kadının kendisine “verme” ihtimalini arttırdığını düşünmesi. kendini birey olarak gören erkeklerin %90ı, bu ülkede, kadınları kendilerinden daha alt bir konumda, daha az birey olarak görüyorlar.

    bu sebeple, tedirgin olduğum hiçbir erkek için, ah yazık, tedirgin oldum, ama masum biriymiş diyemiyorum. demediğim için de içim son derece rahat. çünkü tedirgin olduğum 10 zamanın 9unda başıma bir iş geldi.

    üstelik de, olayın taksim bombalamasından sonra olduğunu düşünürsek, kapişonlu genç erkeğin, tecavüzcü sanıldığı için değil de, bombacı sanıldığı için tedirgin olmuş olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu düşünüyorum. ki bunun da sorumlusu, biz durmadan tacize uğrayan kadınlar değiliz, terör. terörün yaratmış olduğu algı.

    upuzun bir yorum oldu. ama içimi dökmek istedim.

    • Akşam akşam sizi üzen şeyleri hatırlattığım için üzüldüm:( Aslında çok da farklı düşünmüyoruz bence. Sadece belki benim yaşadıklarım henüz sizinkiler kadar olmadığından, bir miktar daha ılımlı açıdan baktım diyelim. Bir insanı sırf milliyetinden ya da cinsiyetinden dolayı kafadan suçlu gibi görmek bana anlamlı gelmiyor. Şunda ise tamamen haklısınız; hiç beklemediğiniz insanlar daha karanlık çıkabiliyor sizin hikayenizde olduğu gibi, bu yüzden de plaza tacizcilerinden de bahsedip, tüm erkekler zan altındasınız yazmıştım. Kapüşonlu erkek şu terör döneminin öncesindeydi açıkcası ama ben tercih olarak, onun iyi biri olduğunu düşünüyorum. İflah olmaz iyimserlik deyin, saflık deyin ama ben iyi adamlar olduğuna inanıyorum hala, sizin belirttiğiniz gibi %10 bile olsa onların bizim yanımızda kötülüğe karşı daha yüksek ses çıkarmasını, kurunun yanında yaş olmayıp biz kadınlardan yana olmalarını diliyorum. Sevgiler

  3. Öncelikle tezinizi belgelerle desteklemeniz muhteşem 🙂 Yazıların sonuna kaynakça olarak eklemeler de gelir yakında 🙂 Bu duruma tepki gösteren erkekler mevcut. Ben de tepki gösteriyorum ama bu kendi çevremi pek aşmıyor. Sanırım çok sorun edilip kitlesel eyleme dönüştürülecek kadar ciddi bir durum değil. Beni en çok rahatsız eden özellikle işyerinde karşımda veya yanımda oturan bir kadınla konuşurken eteğini toplama ya da bluzu düzeltme hareketi. Zaten göz temasını yanlışlıkla kaybetmemek için bir dram yaşıyorum üstüne bu hareket gelince sapık muamelesi, zan altında bırakma, kuru iftira.. Yapmayın kızlar..

    • Çok teşekkürler, yorumunuz için:) Sizin yaşadıklarınız eyleme dönüşecek kadar ciddi değil Allahtan ama bizimkilere destek olun yine de:) Sevgiler

  4. İçinden geçenleri yazıya dökme konusunda başarısız olan, olmasını hiç istemediği bir cinsiyet harbinde vicdanen ahlaken dinen özetle insanca ”yeter” çığlığını atan ve aslında hep kaybettiğinin farkında olan ”taraf”tan merhaba.
    Anladım sizi Özge Hanım! :)))
    Yazılara uzun uzun yorum yapılmasını çok doğru bulmuyorum ama bu yazıdaki uzun yorumu yapan değil içini döken ”S” ye verdiği mücadeleden dolayı teşekkür ediyor ve takı merasimindeki ”taraflar”ın utanması gereken hem tarafından! kendisine büyük bir özür takısı armağan ediyorum.
    İlk tesettür ayetinin erkeklerin göz kapaklarına indiğini bilmeyen ama cumadan cumaya seccadede namaz kralı ramazandan ramazana iftarda oruç beyi kesilen güya müslüman bir toplumda yaşıyoruz. Ana bacı kız kavramlarını suratına takındığı ciddiyetten öteye götüremeyen ama sorsanız Ötükenliyim diyebilecek güya kendini Türk sanan bir toplumda yaşıyoruz.
    Aslında hepimiz üzgünüz zannımız kalksa da hepimiz gizlediğimiz mahpus hanelerimizde bir ömür mücrimiz.Vesselam.

    • Teşekkürler değerli yorumunuz için. S de umarım kabul eder teşekkürünüzü, mücadelesi teşekkürden fazlasını hak ediyor aslında. Başka da ne diyeceğimi bilemedim inanın. Fil gibi içime oturdu mevzu

      • Yazıyı yazmış olmaktan kaynaklanan bir nedamet oturuşu değildir bu umarım.”S” konusunda ise evet haklısınız, teşekkürden fazlasını hak ediyor.Ne yapalım ne yapmalıyız?

        • Yok nedamet değil, ama yorumların bazı yerlerine de hak vermedim değil hikayelerini dinleyince.Siz iyi kalmaya, kadınların yanında daha çok ses çıkarmaya devam edin. Benim de aklımda birşeyler var ama bakalım, olgunlaşınca paylaşırım belki yine buradan

  5. Duyan da kapüşonlu arkadaş sizin haksız ithamlarınız yüzünden hapse girdi ve sistematik işkenceye maruz kaldı zanneder. Yolda yürürken en basitinden bakışla taciz edildiğimiz bir ülkede genç bir adamın da tacizci olabileceğini düşünmüşsünüz. Şartlı koşullanma bu, çok da normal, zira onun cinsiyetindeki pek çok adam zaten potansiyel tacizci. Eteğimin altının videosunu çeken, bir kargo firmasında müfettiş olan adamla davamın ikinci duruşması var mayısta. Potansiyel tacizci olmadığını düşünerek boş bulunmuştum, o olaydan sonra aylarca toplu taşıma kullanmaya korkup geceleri kabus görünce standart ayarlarıma geri döndüm! Ailem ve arkadaşlarım hariç bütün erkekler potansiyel tehdittir, hangi ülkede yaşadığımızı hiç unutmayalım. İyi olan örnekleri de, bir zahmet kulaklarını iyice açsınlar, nelere maruz kaldığımızı görsünler ve durdurmak için aktif olarak çaba sarfetsinler. Online cıkcıklamakla bitmez bu işler! Ne giyiyordun ki diye sormak bile tacize, tecavüze ortak olmaktır. Bugüne kadar başınıza ciddi bir şey gelmemesine sevindim, umarım hep bu kadar şanslı olursunuz, ancak bu ülke her gün pek çok kadınını harcıyor, erkekler zaten sınırlı destek öneriyor, bari kadın dayanışması sağlam olsun, siz demeyin böyle şeyler.

    Örnek de vereyim. 6 aydır birlikte olduğunu adama güveniyormuş, bakın başına ne gelmiş:
    http://www.hurriyet.com.tr/dizi-oyuncusu-gulay-bursali-cinsel-saldiridan-kurtulmak-icin-olumu-tercih-etti-40073396
    http://www.hurriyet.com.tr/gulay-bursalinin-babasi-konustu-kizimin-kani-yerde-kalmasin-40073900

    Zihniyeti bozuk olanlar da desteklemiş, gencecik bir kızcağızın ölüsünü bile lekelemekten çekinmemişler. Bu durumda hangi dünyada yaşıyoruz da, birinin tacizci olduğunu sırf “düşündük” diye kendimizi kötü hissedelim, yapmayın Allah aşkına!
    http://www.habervaktim.com/haber/462647/dizi-oyuncusu-gulay-bursalinin-ibretlik-intihari.html

    • Selin hanım,yaşadıklarınız için çok üzüldüm, yazdıklarınıza da üzüldüm.Yorumunuzu yayınlamayıp özelden cevap vermeyi düşündüm ama vazgeçtim. Benim ailem ve arkadaşlarım hariç herkes potansiyel tehdittir demişsiniz ama başkalarının da güvendiği aileleri ve arkadaşları var. “Türkler kötüdür, Özge türktür, o zaman özge de kötüdür” gibi genellemelere dayanan her türlü ayrımcılığa karşıyım ben. Elbette kendimizi koruyalım, hatta sizin büyük bir cesaretle yaptığınız gibi mücadele edelim. Bu yazım da zaten o iyi erkeklerin de haksız bir muameleye maruz kaldığı tesbiti ile başlayıp, onların da şiddete karşı daha fazla seslerini duyurmaları için bir çağrıydı. Erkeklerin sınırlı desteğini göstermeye çalıştım, arama sonuçları ile. Sonuç olarak onları yanımıza davet etmenin “online cıkcıklama” olduğuna ya da kadın dayanışmasına zarar verdiğine katılamıyorum. Ancak hassasiyetinize de saygı duyuyor ve mücadelenizde tüm içtenliğimle başarılar diliyorum

      • Sağ olun Özge Hanım. Diyorum ya, dilerim hiçbirimizin başına gelmesin böyle tatsız şeyler. Adam bana dokunmadı bile ama kabusları aylar sürdü, hala toplu taşıma kullanırken tedirginim, en basit sıraya girme bile strese sokuyor, mümkün olduğunca arkamdakine arkamı dönmemeye çalışıyorum. Bu durumda tecavüze uğrayan, ağır taciz vakaları yaşayan kadınların/çocukların ne hissettiğini hayal etmekte güçlük çekiyorum. Ben böyle etkilendiysem kim bilir onlar ne hale geliyordur. Bunu yaşamamak için ölmeyi tercih eden Gülay Bursalı sanırım en basit ve sağlam göstergesi bu durumun.

        Söz konusu “ben”sem, sadece aileme ve arkadaşlarıma güvenmeye devam edeceğim. Bütün yabancıları potansiyel tehdit olarak göreceğim. Söz konusu “siz”seniz sadece ailenize ve arkadaşlarınıza güvenmeyip başka insanlara da güvenebilirsiniz, tercih sizindir. Kaldı ki ben tehdittir demedim, potansiyel tehdittir dedim. Bahsettiğiniz tarzda bir genelleme değil yani bu.

        Online cıkcıklamayı da sizin yaptığınızı söylememiştim, erkekler yapıyor. Bir kadın tacize, tecavüze uğruyor; pek çok erkeğin yaptığı tek şey online cıkcıklama. Toplu taşımada tacize maruz kalıp sesinizi yükselttiğinizde pek çok erkeğin size bön bön baktığını görürsünüz. Hah işte o kitle eminim ki Özgecan’a dokunan eller kırılsın da demiştir. Nitekim böyle bir örnek vardı, Özgecan Aslan’ın tecavüzünün ardından nefret içeren söylemleri olan bir adam kısa bir süre sonra başka bir kadına tecavüzden yakalandı. Bu benim “potansiyel tehdit” tespitimle uyumlu ne yazık ki.

        Özelden cevap vermeyip buradan yazdığınıza ise sevindim zira kişisel algıladığınız şeylerden sadece biri size eleştirimdi, diğerleri zaten başkalarına idi. Ben sizi daha sağlam bir kadın dayanışmasına davet ediyorum, kadın olmanın çok zor olduğu bir ülkede erkek olmanın zorluklarından bahsetmek, her gün birkaç kadın sistematik olarak erkek şiddetine maruz kalırken üstelik, fazlasıyla üzücü bence.

  6. Yorumları okuyunca biraz moralim bozuldu açıkçası. Erkeklere hiç güven kalmamış buralarda görünen o ki. Yazınızdaki kapüşonlu erkeğe benziyorum. Çok yakın arkadaşlarım/kız arkadaşım hariç hiç bir kadının giyimine, ayakkabısına bakamam mesela. Ne giydiğini merak bile etsem vücuduna baktığımı, onu kestiğimi düşünecek diye endişe ederim. Eğer seksi bir şekilde giyinen birisiyle aynı ortama girersem özellikle başka yöne bakmaya çalışırım. Kendimi kaybedeceğimden ya da bunun ahlaksız olduğunu düşündüğümden değil, o kadının kendisini “kestiğimi” düşünmesini istemediğim için. Bazen hava kararınca yolda bir kadınla yalnız kaldığımızda yavaşlayıp aramı açarım, karşı kaldırıma geçerim. Yeter ki tedirgin hissetmesin kendini. Hemen önümde bir kadın varsa yere bakarak yürüyemem, kalçalarına ya da bacaklarına baktığımı düşünebilir birisi. Aslında buna iten davranış ne ben de bilmiyorum. Kendilerini rahat hissetmeleri mi, benim hakkımda yanlış düşünmemeleri mi yoksa şu “social anxiety” denilen durumun bizim toplumumuza özgü bir varyasyonu mu emin değilim. Bu ülkedeki erkeklerin çoğunun durumunun ben de farkındayım. Herkese güvenin, onlar melek demiyorum. Olmadıklarına birinci elden şahit oldum defalarca. Bütün bunları sadece Özge’ye katıldığımı ve azınlıkta bile olsa böylelerinin olduğunu söylemek için yazıyorum. Özge’nin dediği gibi kısık da olsa bir nevi sesimi duyuruyorum.

    • Teşekkür ediyorum:) Azınlıkların hikayesinden bahsetmek zor, hele ki çoğunluğun acısı bu kadar çokken.Hiç mi iyi erkek yok, ben mi uydurdum diye düşünmeye başlamışken ilaç gibi geldi yazdıklarınız…Kuruya sövüp durmaya ek olarak, onların yanında yanan yaşları da birinin anlatması; kuruya bir de böyle karşı durması gerekiyor, napalım. Tekrar teşekkürler

      • Bu kadar ince düşündüğünüz için asıl biz teşekkür ederiz. Ve merak etmeyin istesek de başka türlüsü olamıyor zaten. Yol vermeye devam edeceğiz hep, iyilik kötülüğü yenene kadar…

        • Teşekkür ederim:) Yenecek değil mi bir gün, biz göremesek bile belki bir gün?

  7. Bizimki gibi ortadoğu ülkelerinde erkeğin yetiştirilme biçimi kadar kadının yetiştirilme biçimi de bir o kadar sorunlu. Evet doğru, erkekler toplumun egemen cinsi olma şartlandırmasıyla yetişiyorlar ve kadınların her gün yaşadığı tedirginliklerin temelinde de bu zihniyet var ama aynı zamanda bir toplumda kadın bizzat öz annesi tarafından zengin ve nüfuzlu koca bulmaya şartlanmış olarak yetiştiriliyorsa. Bir izdivaç programı mantığında, bir bugün ne giysem, bir yemekteyiz estetiğinde yetiştiriliyorsa sonuç yine aynı kapıya çıkıyor. Bu kadın tipi ruh ikizi olan yukarıda bahsettiğim erkek tipini onaylıyor ve her gün birbirlerini yeniden yaratıyorlar. Yazında bahsettiğin ‘kötü erkek’ tipinin bu kadar rahat hissetmesinin altında yatan en önemli neden bu. Sadece çocukluğunda oyuncak silahlarla mafyacılık oynamış ve babasından aferim almış olması değil..

    • Merhaba, kesinlikle haklısınız, özellikle şu dönemde yetişen genç kadınlar için sanırım durum daha da vahim. Çok teşekkürler yorumunuz için, sevgiler

  8. Ne yazik ki uzulerek ama ayni zamanda garip bir yetenegini kesfeden bir kedi misali gibi yazinizi sasarak inceledim, defalarca ve defalarca…
    Bir kadin duygularindan cikan zarafetle betimlenmis yazida, karsi cinsten biri olarak bu kesfedilmesi zor empatiyi kesfettiginiz icin oncelikle buyuk félicitations !
    O kapsonlu cocuk betimlesini okurken kendimi o tunelden gecerken hissettim ve emin olunuz ki gercekten o bakislardan ve o giydirmelerden hayatim boyunca bir erkek olarak o kadar kactim ki…
    Kucuklukten itibaren olan bu kacislar sonunda benim temel kadin-erkek iliskilerime bile yansidigini fark ettigim zaman bu konu hakkinda cok ciddi bir sekilde dusunmustum acikcasi.
    Ve o dusunus halinden ciktiktan sonra bir daha bu toplum baskisi ile buyuyen o giydirmeleri her ne kadar yapmasa bile yasadigi toplumda bunlar var oldugundan dolayi istemsiz ve bilincsiz bir sekilde bilincaltinda yatan onca ortadogu kulturlerinin modernlesmedeki kara taraflarini hisseden muhafazakar yapili ortadogulu insanlara herzaman mesafeli oldum…
    Evet bunun gibi o kucuk tunel hikayesinden aslinda bilincaltlarimiza buyuk bir cukur yaratan kulturun, insanlariyiz biz…

    Chardonnay kokulu kucuk bir Fransiz sehrinden sevgilerle…

    • Chardonnay’dan hatırladım sizi:) Çok teşekkürler değerli yorumunuz için. Doğduğumuz coğrafyanın hayatı algılayış ve yaşayış şeklimizi bu kadar şekillendirmesi ne kadar saçma ve ne kadar insan eliyle yazılmış adaletsiz bir kader aslında, değil mi…Selamlar, sevgiler

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *