30

80’LERDE ÇOCUK OLANLAR NEDEN ERKENDEN YAŞLANDILAR

Okumaya üşenenler için özet: 80’lerin sonu 90’ların başında çocuk olduysanız, o zamanın TV programları ile şimdikileri kıyaslamayın. Erkenden yaşlanırsınız, aman diyim.


Takvim yaşıma göre “bizim zamanımızda…” diye başlayan cümlelere en az bir 15 yılım daha olmalıydı oysa. Nerede o eski bayramlar konulu yıldıran sohbetlerin oflayıp puflayan tarafıyken;  torunlarını pencere önünde buğulu gözlerle bekleyen yalnız dedelerin oynadığı bayram şekeri reklamlarına gözleri dolan kadın oldum.

Nostalji denince aklıma sadece Muazzez Ersoy kasetleri gelmeye devam etsini ben de isterim.

“Beterin beteri var” avuntusundan güç almak zorunda kalmasaydım da güzel olurdu.

Anne babalarımız gibi iki askeri darbe görmedik en azından diyeceğim ama şu kurbağa deneyini bilmemden olsa gerek, dilim varmıyor. İçinde bulunduğu suyu yavaş yavaş kaynatılan küçük masum kurbağalarızdır belki biz, 80’lerde çocuk olanlar, olamaz mı?

devamı gelsin

Paylaş
16

BAHAR GELDİ, HER YERDELER

Okumaya üşenenler için özet: Siz deyin bahardan, ben diyeyim memlekette tatil havası aldığımdan; bu kez edebi kaygılarımı bir tarafa bırakıp pek sevdiğim kişisel gelişime göz kırptım. Kumrular bile baharı beklerken, aşksız kalmamak için ne yapılmalıyı yazdım. Körün fili tasviri gibi ve her zamanki gibi; tuttuğum yerden, olduğu kadar.


Geleni süsmek, gideni tepmek istersin bazen. Hele ki bahar ayları geldiğinde yalnızsan, aşık değilsen elele tutuşanlara şöyle okkalı bir tekme atma isteği doğabilir içinde. Sanki herkes çift yaratılmış da senin rızkını biri çalmış gibi hissedebilir, sokaklarda yalnız yürüdüğünü suratına çarpan çiftlerle karşılaşabilirsin. Olur öyle.

Mesela bir kaldırımdan geçerken birbirlerinin elini bırakmayalım diye seni yola sıkıştırabilir onlar. Buna karşılık olarak bünyene “ay böyle çirkinini bulacağıma yalnız kalırım daha iyi” gibi boklama becerileri ve  “ kızlar paralı adamları seviyor”  veya “erkekler güçlü kadınları sevmiyor” gibi bahane üretme mekanizmaları yerleşiyor olabilir. O da olur öyle.

Olmuyorsa, sorun yok, yazıyı okumasanız da olur. Ama oluyorsa, yani sizin içinizde de bir karanlık taraf varsa, okuyunuz sevgili Anakin. Belki bir faydası olur, kimbilir. devamı gelsin

Paylaş
9

BİR BEYAZ YAKALININ TABİLDOT TEPSİSİ VE FOTOKOPİ MAKİNASI İLE İMTİHANI

Okumaya üşenenler için özet:  Kısa yazdım bu sefer, valla bak. Ama illa ki özet diyenlere; plazadan çıkmayı gerçekten isteyenler için doğru bir zaman gelir derim hep. Gerçekten hazırsanız, bir tabildot tepsisi de fotokopi makinası da sizinle konuşmaya başlayabilir. Kulak vermek lazım.


Öznesi fotokopi makinası olan bir yazı yazacağım hiç aklıma gelmezdi. Bir gün tarih olursa o makinalar, bu yazı da burda dursun. Kendisiyle yakın ilişkimiz üniversitede başladı sanırım. Düzgün el yazılı, daha çalışkan arkadaşlarımızın notlarını bulur, vizeler zamanı sıraya girip  harçlığımızın hatırı sayılır bir kısmını oraya gömerdik.

Sonra stajyerlik döneminde, angarya iş niyetine çektiğimiz fotokopiler…

Bir finiş çizgisi olarak gördüğümüz iş hayatında ise membaya ulaşmış profesyoneller olarak, artık para vermek zorunda kalmadan çekebildiğimiz fotokopiler.  Ohh ister önlü, ister arkalı, gelsin A4’ler, gitsin A3’ler. devamı gelsin

Paylaş
9

ŞİŞLİ’DE BİR APARTIMAN YOKSA HALİN YAMAN

“Şişli’de bir apartıman yoksa halin yaman” diye şarkı söylüyor bana manyak.

“Bunun neresi lüküs hayat, neresi oh ne rahat” diye cevaplıyorum kendisini.

“ Apartmanlarda asansör yok, karşı apartman ile burun burunasın, balkon yok, evler dökülüyor, eskinin lüksü şimdinin eskisi”

Oturmuşum gecenin bir saatinde, evimle konuşuyorum.

Evden ırak halleri, deliliğe ramak halleri bi nevi…

Taşınacaksan taşın işte, sanki dünyanın bir ucuna gidiyorsun. Niye arabeskleşiyorsun, neden kararında sevmeleri hiç beceremiyorsun ki ?

Hem ne diyor eş dost: “tebdil-i mekanda ferahlık vardır”

Sense oturmuş Şişli ile “sorun sende değil, bende” edebiyatı yapıyorsun ! devamı gelsin

Paylaş