30

80’LERDE ÇOCUK OLANLAR NEDEN ERKENDEN YAŞLANDILAR

Okumaya üşenenler için özet: 80’lerin sonu 90’ların başında çocuk olduysanız, o zamanın TV programları ile şimdikileri kıyaslamayın. Erkenden yaşlanırsınız, aman diyim.


Takvim yaşıma göre “bizim zamanımızda…” diye başlayan cümlelere en az bir 15 yılım daha olmalıydı oysa. Nerede o eski bayramlar konulu yıldıran sohbetlerin oflayıp puflayan tarafıyken;  torunlarını pencere önünde buğulu gözlerle bekleyen yalnız dedelerin oynadığı bayram şekeri reklamlarına gözleri dolan kadın oldum.

Nostalji denince aklıma sadece Muazzez Ersoy kasetleri gelmeye devam etsini ben de isterim.

“Beterin beteri var” avuntusundan güç almak zorunda kalmasaydım da güzel olurdu.

Anne babalarımız gibi iki askeri darbe görmedik en azından diyeceğim ama şu kurbağa deneyini bilmemden olsa gerek, dilim varmıyor. İçinde bulunduğu suyu yavaş yavaş kaynatılan küçük masum kurbağalarızdır belki biz, 80’lerde çocuk olanlar, olamaz mı?

Barış Manço tarafından toplam 40 puanla ( dikkatinizi çekerim 100 bile değil ) bir oyunda birden fazla şampiyon olabileceğine inandırılmış çocuklardık biz. Şimdi bi adada gündüz beraber yiyip içip, akşamına da arkadaşlarının ismini gizlice kağıtlara yazıp, testilere atmalar falan bize yakışmadı. En çok bize yakışmadı. Barış abiyi hiç tanımayanlar bu yeni kültüre daha hızlı bir şekilde adapte olacaklar tabi ki. Bizse daha 30’larımızda “ah ah bizim zamanımızda böyle miydi ya” diyen yaşlı teyzeler, amcalar gibi dolanacağız ortalarda. Bizden başka kim dolanacaktı ya?

Hepimiz kirlendik

Bütün renkler aynı hızla kirlenirken ben birinciliği beyaza değil, 80’lerde çocuk olanlara verdim yüksek müsadelerinizle.

Turbo marka sakızlar, kalem sokularak yeniden sarılan kasetler, tırnakla düzleştirilen çokomel kağıtlarından bahsetmeyeceğim bile. Internette bununla ilgili o kadar güzel şeyler var ki, üstüne söz söylemeye kıyamam. Hem yukarıda yaptığım gibi birini saysam diğerinin hatırı kalır nazarımda.

Teknoloji gelişir, sakızlar değişir, zaten o Walkman pratik bir şey miydi allasen? Hem şimdiki çocuklara ağladığında ipad yerine çokomel kağıdı ver de yapıştırıversin suratına, parıl parıl parlasın alnın.

Teknoloji güzeldir, insanlar değişir, toplum gelişir. Benim nostaljim, asgari müşterekte buluşan hayatlarımıza. Politik görüşlerimiz ayrılsa da hırsızlığı siyasetten bağımsız olarak ayıpladığımız, tecavüzün bir kere iki keresinin hesabını yapmadığımız, cehaleti ulu orta savunacağız diye bir yerlerimizi yırtmadığımız hayatlara, ölenin ardından ağız dolusu “oh oldu” demeye utanacağımız yıllara…

Öyle bir hayat oldu mu ki hiç

Belki de olmadı, çocuktum öyle kalmış aklımda diyeceğim ama, hatırladığım başka asgari müşterekler de var.

Mesela bir dönem kuponla arcopal marka tabak dağıtıyordu gazeteler. Gazete tabak mı verirmiş diye hem eleştirip hem de o koyu mavi tabaklar sahiden kırılmıyormuş diye sevinmedi mi nice hane? Gazeteler o dönemde de muhalifliklerine göre ayrışsa da aynı gazetede farklı görüşler olabildiğini hatırlıyorum ben. Uğur Mumcu’nun katledilmesine sevinen radikaller yine olmuştur ama gözümüze soka soka “oh olsun” dendiğini değil de milyonların gazsız, susuz yürüdüğünü hatırlıyorum ben. Belki de çocuk aklım böyle hatırlamak istediğindendir. Öyle bile olsa; “şimdi iki gazete var sadece, 80’lerde sakallı bebek haberi yapan bu, bir de Kabataş haberini yapan şu” deseler; Tan gazetesini seçerim. Tereddütsüz.

Sabahlara kadar süren siyaset meydanını izleyip okula uykusuz gitmeyi entellektüellik sayardık biz. Perşembe akşamları Olacak o Kadar programını izlerdik. Mizahla muhalefet diye bir şey vardı o zamanlar, hem de ulusal kanallarda. Düşünebiliyor musunuz? Şimdi çocuk olanlar düşünemeyecekler işte.

Cuma gecesi Bir Başka Gece programı ile haftasonuna anlı şanlı bir göz kırpış. Gecede üç farklı müzik türünden üç sanatçı. Geçerdik koltuğa insan gibi dinlerdik biz de. Öyle kimse sahneye kıçını dönüp, beğenirse koltuğu çevirmezdi. Şarkı söyleyenleri de tanırdık, şimdinin umut tacirlerinin eline düşmüş, adlarının başına 3333 yazıp gönderebileceklerimizden değildi onlar.

Ay ne giymişşin sen böyle

Tv programlarında kimse birbirine “ay ne giymişsin, götüme benzemişsin” ya da “bu pişirdiğin ne böyle, bokum gibi olmuş” demezdi. Denmezdi bizim zamanımızda. Uçan terlik, ansızın gelen çimdik,  evdeki nezaketin bekçileriydi.

Hikmet Şimşek ile pazar konserleri sayesinde, klasik müziğe illa ki bayılmasak bile iyi kötü bir kulak aşinalığımız  oldu bizim. Benim gibi yadırgadınız mı siz de, sevgilisini çöpe atmak isteyip de “atacağım poşete yazık” diye şarkı yazan adamı? Kayahan’la büyüdük biz yahu, sevgiliye çöp poşeti ne?

mavi ay bruce Kızlar için Mavi Ay ile başlayıp etkisi hala süren yamuk Bruce Willis gülüşüne, erkekler için ise Samanta Fox’un memelerine duyulan hayranlık, en büyük günahımızdı belki de ( tabi biz kızlar çocukken de daha masummuşuz ve gülüş daha korunabilir bir özellikmiş di mi)  Çocuk dediğinin böyle günahları olur. Kız arkadaşının kafasını kesip bavula koymak nerden çıktı ?

E tabi mafya dizileri falan da yok,  Uzaylı Zekiye ile başlayıp Süper Baba ile devam ediyoruz. Entrika bilgimiz Evimiz Hollywood’da dizisi ile sınırlı, belki de gördüğümüz en iğrenç şey, ziyaretçiler dizisinde bütün olarak yenen, şimdi burada adını anmak istemediğim, hayvanlar.

Ben ne Erkan Yolaç’a evet hayır demeyenleri ne de Cenk Koray’a kutu açtıranları yalvar yakar dilenirken görmedim, duymadım.

Seynan Levent’le “Akşam Saati” programı benim için akşam yemeğinin az sonra hazır olacağının habercisiydi. Kültür sanat programı diye geçiyordu adı; milyonların önünde “kaç para kazanıyorsun” diye sorabilen koca / karı avcıları henüz sahne almamıştı.

Dizilerdeki tek tük öpüşme sahnelerinde, anamızın babamızın yanında utanıp kafasını çeviren masum çocuklardık biz*, şimdi çocuk tecavüz haberleri ile nasıl dik dursun başlarımız.

Bildiğin yaşlıyız işte. Ağız dolusu söylenebiliriz pekala. “Ah ah böyle miydi bizim zamanımızda”

Hızlı yaşlanıp, hızlı ölmedik en azından diye şükrediyoruz. Ecelsiz ölenlerin coğrafyasında yaşlanmaktan şikayet etmek de neymiş hem !

Şimdiki çocuklar daha mı şanslı ?

Sokaktaki oyunun arasında salçalı ekmek yemenin güzelliğinden daha bahsetmedim bile….

 

* twitterde okumuştum da kim olduğunu hatırlamadığım için burada belirtemedim. Kendisinin affına sığınarak kullanıyorum

 

Kamu spotu: Sezen Aksu’nun her konuda olduğu gibi bu konuda da yazılmış bir şarkısı var tabi ki…Ama sözler bu sefer büyük usta Murathan Mungan’dan. Özleyenlere gelsin, buradan buyrun…

Hani herkes arkadaş
Hani oyunlar sürerken
Hani çerçeveler boş
Hani körkütük sarhoş gençliğimizden
Hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmezken
Eskidendi, eskidendi, çok eskiden

 

 

Paylaş

30 Comments

  1. Annem hala Arcopal kullanıyor ve gerçekten kırılmıyor… 🙂 Çok güzel yazmışsınız; çocukluğuma gittim… Bir de Pazar geceleri “Bizimkiler” dizisi başladığında yatmaya az kaldığı ve ertesi günün ödevini yapacak az vaktimin kaldığını düşününce huzursuz olurdu içim. Hala dizinin müziğini duyduğumda içimi bir huzursuzluk kaplar… 😊

    • Çok teşekkür ederim:) Anneniz tasarruflu kadınmış valla, bizimkiler de kırılmadı ama annem artık sıkıldığından olsa gerek o tabakların akıbetini bilmiyoruz:) Bizimkiler’deki hissiyatımız da aynıymış, o gün bir de banyoya girme şöleni, nasıl unutmuşum yazmayı:) Tekrar teşekkürler, sevgiler

  2. yapilir mi simdi bu Sali sabahi, gozler kizarmis, burun akiyor, bir de isteyim. Ne hayatlar yasamisiniz, iyiki de yasamisiz. ozledim cok

    • Ah kıyamam ben sana.Ben de özledim çok, buradaki TV programlarını görsen daha çok ağlarsın ama, iyi tarafından bak:)

  3. bak bu güzide yazına hem utangaç, hem hevesli mektepli sevgililerdik şarkısı da güzel gider sanki?

    • Gitmez olur mu hiç, onu da sayfaya koyayım hemen:) çok teşekkürler

      • Özgecim (cim diyorum ama yılışık ya da samimiyetsiz değilim :)) sabah sabah sayfanda şarkıyı adımla paylaşmama bir mutlu oldum ki ofistekiler ekrana bakıp güldüğüm için beni deli sanacaklar:))) Çok da normal değilim ama olsun alenen deli demesinler 🙂 Çok saol

        • Rica ederim ne demek:)Sabah yüzünü güldürebildiysem ne mutlu bana, ben de güldüm bak şimdi; kim ne sanarsa sansın:)

  4. 90’ların başında Bob Norman Ross abimizle tanıştık, azmı duvar, kapı, pencere boyamadım “buraya güzel küçük yalnız bir ağaç çizelim” arkadan bir ses eşşoğğlueşşek hemen ardından bumerang terlik 🙂

    • şurda da yorumunuza mutlu olan bir blogger var o zaman:) çok teşekkürler

  5. Az ötemdeki toplantı odasına telaşla birileri girip çıkıyor. Ve her zamankinin aksine fısıltı ve işaret diline benzer bir iletişim aracıyla haberleşmeye çalışan arkadaşlarımı görüyorum. Ve yeniden aklıma geliyor. Bugün benim doğum günüm… Sürpriz bozulmasın diye odağımı monitörden ayırmadan çalışmaya devam ediyorum.

    ” Yok be olm, o kadar da yaşlanmadın daha dur ” diye düşündüğüm an posta kutuma bu yazı düşüyor. ” 80’LERDE ÇOCUK OLANLAR NEDEN ERKENDEN YAŞLANDILAR ”

    Basit bir tesadüf mü yoksa İlahi bir yanıt mıydı bu zamanlama ? Çok emin değilim ama bizim kuşağın erkenden yaşlandığı konusunda hemfikirim. Bu bedensel bir yaşlılık değil henüz. Daha yapacak çok işimiz var ne de olsa.. Ancak son 200 yıldır ağır aheste, sindire sindire gerçekleşen sanayi devrimi, özellikle geçtiğimiz 25 yılda evrimine teknolojiyi de katınca işler biraz değişti. İletişim, hayat standartları, hayaller, ilişkiler, aileler hatta devletler bile… Her şey nasibini aldı bu değişimden. Bizler tam da bu dönüşüm sürecinde merhaba dedik dünyaya. Bir ayağımız eskide, diğeri yenideydi. Bir yanımız geçmişi özlemle ararken, diğer yanımız soluk soluğa olup bitene yetişmeye, anlamaya çalışıyor. Bu durum çoğunlukla da bünyelerimize fazla geliyor.
    Gelenekçi miyiz, yenilikçi mi ? Eskiye mi aitiz yoksa yeni dedikleri şey zaten bizimle mi başlamıştı? Pek çok kimse doğru cevabı bulamamış olacak ki, X kuşağı deyip geçtiler.

    O dönemler için aralara eklenecek daha o kadar detay var ki aslında.. Ama sanırım bizler bu 80’ler özleminden vazgeçmezsek, bizim zamanın büyüklerinden pek de farkımız kalmamış olacak : )

    Yine kalplere dokunmayı başaran hoş bir yazı ve anlatım. Yüreğine sağlık..

    • MUTLU YILLAR :)) İyi ki doğmuşsunuz, harika bir yeni yaş olsun. Bence tesadüf olmuş; size mutlu bir hikaye sözüm vardı zaten, bir de doğumgününüzde yaşlılık üzerine bir yazı yazmış biri olarak, iyice borçlandım. Çok teşekkürler paylaşımınız için:)

  6. Çabuk unutuyor insan güzellikleri… Medyanın insan şekillendirmedeki gücü 10 yılda yaşlandırıverir insanı. Bozulma sanırım Dallas’la başladı. Kardeş kardeşi o dizide aldattı ilk. Cesur ve Güzel ile de aynı kadına tüm sülale erkekleri aşık olunca ve her birinden çocuk doğurunca şaşaladık. Bu dizi Almanya’da hala oynuyor bu arada! Bu gözler daha çok şey görecek belli. Fakat yürek dayanacak mı orası meçhul. En korkuncu saygısızlık ve şiddetin normalleştirilmesi.
    Hatıralara gidince benden de cuma akşamı program seyri çıktı. Ailecek yenen akşam yemeğinden sonra TV’de Türk Sanat musıkisi parçasını şiirlerle anons eden spikerler, araya serpiştirilmiş parodiler arasında yenen meyveden sonra Mavi Ay eşliğinde içilen çay ve yenen kurabiye en son da alacakaranlık kuşağı…
    Güzel günlermiş vesselam!
    Sevgiyle, özenle, saygıyla, inatla ve onatla kal sevgili Özge…

    • Çok teşekkürler. Alacakaranlık kuşağını unutmuşum ben, valla güzel günlermiş:)

  7. Sevgili Özge, bizim kuşağın bir problemi de nezaketten kırılmak adına sizli-bizli konuşmayı bırakamamak. Ben de öyleydim ama bu sevgili Y kuşağı bana hanımları/beyleri, sizleri/bizleri bırakıp samimiyetle sen demeyi öğretti. Ee anne/babamız yaşında biriyle konusmuyorsak ne gerek var? Hatta iş’te/dernekte ekip arkadaşlarımsa onlara da sen diyeyim.
    Ne güzel di mi arkadaşca sen diyebilmek. Artık 18-20 yaşındakiler bile bana, sen desin istiyorum, saygısızlık bunun neresinde? Ama 80’lerde çocuk olanlar kolay kolay sen diyemez.
    Sen en özel, en samimi duygularını paylaşıyorsun, biz de bunları okuyup, “aynen ya” diyoruz. Bu kadar yakın hissederken birbirimize, bu kadar uzak durmak niye?
    O yüzden sana yorum yazanlara sen diye hitap etsen ne güzel olur, affına sığınarak sadece bir akran önerisi 😉
    Sevgiler,
    Çiğdem

    • Saygısızlık saydığımdan değil de, alışmadık dilde pek durmuyor sanırım:) Çok farklı yaş gruplarından yazanlar olunca ayrım yapmamak adına herkese siz diyorum ben de. Burada ruhumu teşhir ediyorum ama dışarda görsem abi diye hitap edeceğim bir adama sen demeyi yadırgıyorum ironik bir şekilde:) Yaptım oldu diyemem hemen ama söz düşüneceğim biraz üzerinde. çok teşekkürler geribildirim için:)

  8. Sadece kısa ama tatlı bir teşekkür edeceğim bu yazın için. Yüzümde çok tatlı ve buruk bir gülümseme bıraktı. Derin bir ah çekesim geldi.

    • Çok teşekkür ederim, gülümseten bir çocuklugumuz varmış en azından, biraz da olsa dile getirebildiysem ne mutlu bana:)

  9. Sabah sabah insanın burnunun direği nasil sizlar adlı çalışmanın başrol oyuncusu oldum. Eline kalemine yüreğine sağlık

    • Çok teşekkür ederim:) Ben de var sızlayan o direkten, varsın olsun; paylaşmak da güzel:)

  10. Evet ne mutlu ki hala sizlayan burun direklerimiz var 😊😊😊

  11. Belki cok kucuktum aboneyi hatırlarım bide nenananah cukulata renkli sanatçıları Hüsnü kuruntu ailesini çat pat kiralanan filmleri yakariyi bide 80lerin benim icin en önemlisi benden 10 yas buyuk kangalimiz co efendidir 20 li yaslarinda aşırı yasliliktan vefat etmiştir… iyiki vardi

    • cukulata renkli sanatçılardan yeke yeke efsanemdir. co efendi de umarım çok iyidir gittiği yerde; 20’li yaşlara geldiğine göre çok iyi bakmışsınız ona. Teşekkürler, sevgiler

  12. Ecelsiz ölenlerin coğrafyasında yaşlanmaktan şikayet etmek de neymiş hem !
    Biliyorum, bilmez miyim bu kahve ocağınnan
    Ocağımızı bucağımızı
    Isıtamayacağımı!
    İşte onun içinde de içim titreyerek
    Cezvenizi sürüyorum ateşe.Can YÜCEL

  13. o kadar uzun zamandır yazıyorsun ki kaçamak alanlarımdan bir yok oldu. Yazmak zor belki de bu ara ama yaz sen biz okuyalım belki öyle temize çıkarız…
    sevgiler

    • çok üzgünüm, haklısın:( geri döneceğim bu hafta içinde, çok umutlu bir yazı vaat edemediğimden suskunluğum. Gorusmek üzere

  14. Aferin Ozge! Ne iyi etmissin de yazmissin. İyi geceleri simdiden dilemek zorunda biraktin. Senin yazilarini seviyorum. Seninle ayni donemde cocukluk gecirdigim icin kendimle gurur duyuyorum. Üstteki fotolar yazina çok yakışmış. Umarim hiç değişmezsin. Harika Avci. Yaptigin hayırlı işlerden Allah razı olsun. Emeğine sağlık! Mutfakta zerdeçalım. Teşekkür ederim.

    • :)) allah senin yorumlarını başımdan eksik etmesin, yine sesli güldüm; amin

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *