16

BAHAR GELDİ, HER YERDELER

Okumaya üşenenler için özet: Siz deyin bahardan, ben diyeyim memlekette tatil havası aldığımdan; bu kez edebi kaygılarımı bir tarafa bırakıp pek sevdiğim kişisel gelişime göz kırptım. Kumrular bile baharı beklerken, aşksız kalmamak için ne yapılmalıyı yazdım. Körün fili tasviri gibi ve her zamanki gibi; tuttuğum yerden, olduğu kadar.


Geleni süsmek, gideni tepmek istersin bazen. Hele ki bahar ayları geldiğinde yalnızsan, aşık değilsen elele tutuşanlara şöyle okkalı bir tekme atma isteği doğabilir içinde. Sanki herkes çift yaratılmış da senin rızkını biri çalmış gibi hissedebilir, sokaklarda yalnız yürüdüğünü suratına çarpan çiftlerle karşılaşabilirsin. Olur öyle.

Mesela bir kaldırımdan geçerken birbirlerinin elini bırakmayalım diye seni yola sıkıştırabilir onlar. Buna karşılık olarak bünyene “ay böyle çirkinini bulacağıma yalnız kalırım daha iyi” gibi boklama becerileri ve  “ kızlar paralı adamları seviyor”  veya “erkekler güçlü kadınları sevmiyor” gibi bahane üretme mekanizmaları yerleşiyor olabilir. O da olur öyle.

Olmuyorsa, sorun yok, yazıyı okumasanız da olur. Ama oluyorsa, yani sizin içinizde de bir karanlık taraf varsa, okuyunuz sevgili Anakin. Belki bir faydası olur, kimbilir.

Konuştuklarınızı kulağınız duysun

Malumunuz, kişisel gelişimin en birinci kuralı, odağı güzel hislerde tutmak. Güzel hisseden birinin dilinde kötü şey barınmaz. O yüzden söylediklerimize dikkat etmek önemli. “Adam gibi adam kalmadı”, “kaçan kovalanır” gibi sözler, iç ses olarak da dış ses olarak da kesinlikle yasak. Bunun yerine ne kadar güzel sevebileceğinizi, sevilmeye layık biri olduğunuzu, aşkın ne kadar güzel bir duygu olduğunu dile getirebilirsiniz. Neler alabileceğinizden çok, neler verebileceğinizi düşünebilirsiniz. Bir ilişkiniz olduğunda nasıl hissedeceğinizin hayalini kurabilir, bu his gerçekmiş gibi davranabilirsiniz. Hı hı evren tabi, demeyin; tecrübeyle sabitledim de yazdım. Daha önceki ilişkilerinizde aldatıldıysanız mesela ve bu sizde insanlar birbirlerini aldatır gibi bir inanç yarattıysa, üzgünüm ama  karşınıza çıkan yeni kişi de sizi aldatacaktır. Şakası yok.

Korktuğun şeyin başına gelmesi deyimi, yabana atılamayacak kadar eskidir. Tıpkı “kul kınadığını yaşamadan ölmezmiş” sözü gibi.

Dil, düşüncenin eviyse; konuştuklarınızı kulağınız duysun bakalım ne diyor.

O işe yaramayan arkadaşlarınızla aranıza mesafe koyun

Sevgilisinden ayrılan, eşinden boşanmak üzere olan, mutsuz bir ilişkisi olan arkadaşlarımızın yanında elbette olacağız. Ama üzgünüm, bir yere kadar. Bir çözüm öneriniz varsa oturup sabaha kadar konuşmak serbest ya da o kişilere de bir faydanız olabiliyorsa en güzeli. Ama o arkadaşlarınızın yanınızdan ayrıldığınızda, aşka, ilişkilere olan inancınız zedelenecekse zarar görüyorsunuz demektir. Dozu iyi ayarlamak lazım ki odak şaşmasın.

Odağınız ilişkisi kötü olan insanlarda değil, iyi olanlarda olsun. Onlara bakıp bir maşallah’ı esirgemeyin ve “Evet ya, böyle örnekler de var” deyin. Sizin neden olmasın?

Olduğunuz noktaya bela okumayın

“Bu sene de bekar gezelim, n’olcak, ölmeyiz ya” bakış açısını kazanmak önemli. Gönlünüzden geçeni büyük bir arzu ile isteyin ama gönlünüzdekine bağımlı hale gelmeyin. Kişisel gelişimdeki ifadesi ile, olduğunuz insanı, yeri sevin ve size daha iyisini vereceğine dair evrene güvenin. Bana inanmıyorsanız, arayıp durduğunuz kayıp eşyayı artık bulamayacağınızı kabullendiğiniz bir zamanda bulduğunuz zamanı hatırlayın. Ya da artık umudunuz kalmamışken size geri dönen sevgilinizi, hiç beklemediğiniz bir anda gelen o iş teklifini….

3 maddenin de denemesi bedava. Hem belli mi olur, belki yaz mevsimini kurtarabiliriz 

Kamu spotu: Aşkı sev, aşıklara iyi davran.Sen aşkı seversen aşk da seni sever bir gün 

Paylaş

16 Comments

  1. Haklısın eski giysileri dolaptan çıkarıp yenilerine yer açmali, kapının kenarında da hep bir valiz olmalı içinde üç beş parça eşya gitmeye hep hazır. Tam umudunu kaybettiğin an birden karşına cikiverir. Bende denedim gördüm hayat hiç boşluk kabul etmiyor.

    • 🙂 Rak içen kadınlar sezen aksu demez, sezen derler diye okumuştum bir yerde. Çok doğru değil mi:)) Çok teşekkürler, sevgiler

      • Rakı içmeyi de askı yasamaktan, onu yüceltmekten çekinmeyen kadın ozanlara hakkını vermeyi de biliriz 😉

  2. Polyanna olup bunları yapın ve sevgili bulursanız herşeyin zaten istediğiniz gibi olacağını hayal edin ya da hiç kasmadan cinsellikte serbestleşmiş bir coğrafyaya göç edin. Artıları şunlar:
    – parter bulmak ve güvenini kazanmak çok daha kolay çünkü her gün haberlerde, sosyal medyada fetişizme varan ölçülerde tecavüz ve taciz histerisi yok
    – parter bulmak evlenme şartına bağlı değil, ortadoğuya özgü bir pederşahilik-fahişelik döngüsü, bir esnaflık yok veya çok nadir
    – partnerinizle ilişkinizde bireylerin kendi alanına saygı var, süs köpeğileştirmeyle nadiren karşılaşırsınız ve o partner de manyaktır zaten
    – bonus olarak çok daha sağlıklı bir toplumda yaşayıp daha çok kazanma şansı ve insana-bireye saygı hissi var
    Kısacası değmez bu toplumdan birine ve dolayısıyla toplumun kendisine bağlanmaya. Parayı biriktirin ve ülkeyi terkedin. Bir ömür boyu mutluluklar 🙂

    • of cok sert geldi kroşe:) ülkeyi terk etmek hele ki bu zamanlarda hiç fena fikir değil ama bir şey var işte tutan. Para falan da değil tutan şey aslında, yalnızlık hissi mi desem, özgüvensizlik mi, geç kalmışlık hissi mi yoksa bir kadeh rakı, ince belli bardakta bir çay mı, huyunu suyunu aldığım deniz kenarı toprak mı..bilemedim şimdi…çok teşekkürler 🙂

      • hmm… bak bunlar güzel şeyler tabi. ama geldikleri yer neresi, nasıl bir konseptte yaşanıyorlar? bir kadeh rakı: beşiktaşın göbeğinde hesap için kadın başına barbarlardan şiddet görenler… ince belli bardakta çay: o karbonatlı çayı da içme bi zahmet, söyle masada dursun 🙂 zaten iskemle de rahatsız bi süre sonra kalkacaksın, yerine taze müşteri gelecek. hayır tuvalet yok umumiye git. işemek 1 lira ve sıra var orada. niye herkes burada? çünkü insanlar şehre dağılmıyo, dağılamıyo. eyüpten, çarşambadan, kağıthaneden, kasımpaşadan ve tüm diğer boğucu gettolardan akın akın bu gettoya geliyorlar, çünkü insan insanın kurdu, çünkü onlar da nefes almak istiyorlar.. avrupaya, kanadaya, avustralyaya göç etmek istiyor aynı insanlar.. kendi içinde aynı tutucu, esnaf yaşamı sürdürüp sözkonusu diyarların nimetlerinden de faydalanmak istiyorlar ikiyüzlüce.. sen ince belli bardakta karbonatlı çay içerken 🙂

        • Hatta bir de oralardan istemediklerimize oy vererek bizim geleceğimize karar veriyorlar değil mi:( önerebileceğiniz ülke var mı, orayı bi google’layayım ben bari…sözüm bitti zira yazdıklarınıza:) sevgiler

          • On yıldır her meslek grubundan yurtdışında çalışmak isteyenlere danışmanlık hizmeti veren bir firmayız.. diye devam edermişim hahah 🙂 plan yaparken mesleğiniz, gideceğiniz ülkenin o mesleğe olan ihtiyacı ve bağlantılarınız çok önemli. Bağlantı kurmak için web üzerinden freelance yapılabilecek işler iyi fırsat sağlıyor. Mesela ben yazılımcı olduğumdan bağlantı kurmam nispeten kolay oluyor. Kaşifler çağında bilinmeyen sulara yelken açan denizcileri düşünün. Biz onların sadece başarılı olanlarını tanıyoruz. Kolomb gibi, de Gama gibi… Ama niceleri o yolculuklarda hayatlarını kaybettiler. Corte-Real gibi… belki de sırf daha şanssız oldukları için. Artık bilinmeyen denizler yok 🙂 Herşeyin kuralı belli, yapılması gerekenler belli, kriterler belli. Bol şans 🙂

  3. Yazıya aşk ile başlayıp, yorumlarda gitmeye bağlamak.. Aşk ve gitmek bu köşede de bulmuş birbirlerini : ) Onlar her yerde birbirlerini bula dursun, benim de aklıma bu durumlarda Kavafis’ in “Şehir” şiiri gelir ve efkarlanırım sebepsiz.. Gidene de, kalana da selam olsun..

    Yeni bir ülke bulamazsın, arama sakın,
    Bir başka deniz de bulamayacaksın.
    Nereye gitsen bu kent senin ardından gelecek,
    Aynı sokaklarda dolaşıp duracaksın yine,
    ve yaşlanacaksın aynı, hep aynı mahallede,
    hep aynı evlerde ağaracak saçların.
    Ve dünyayı bir uçtan bir uca dolansan da
    Dönüp bu kente geleceksin sonunda.

    Yanılma sakın, bir başka gelecek umma,
    ne seni bekleyen bir gemi var limanda
    ne de beklediğin bir başka çıkar yol.
    Nasıl tükettiysen ömrünü şurada, şu köşecikte,
    Öyle kıydın demektir ona, tüm yeryüzünde.

    Ayrıca tavsiye : https://www.youtube.com/watch?v=1GBrN_dUXmU

    Hem bir şehri seversen eğer (tüm öfkene, kızgınlığına, hatta ülkenin beşte biri burada yaşamasına ve nefes alınamayacak kadar boğucu bir hale gelmesine rağmen) karbonatlı çayı da güzeldir, merkezlere akan sıkıcı gettosu da…
    Ait olmadığın bir yere ve yeni kavgalara harcayacak gücün yoksa (ki benim artık yok), kalıp senin olanın kavgasını vermek daha anlamlı geliyor bana.. Herşeyin hızla değiştiği ve koparılıp unutturulmak istenen onca şey varken birilerinin kalıp mücadele etmesi gerekecek.

    Kalemine, yüreğine sağlık Özge.

    • Harika paylaşımlarınız için teşekkürler, keyifle okudum, birkaç kez hem de. Aşktan gitmeye nasıl geçtik orası benim için de süpriz oldu ama yola aşık olmak diye bir şey de var ya hani…Gidebilmenin ihtimalini bile sevmek. Teoman’ın sesiyle gaza gelip; bir şehri tam kalbinden, beyninden vurup gitmeye heveslenmek…Kalıp benim olanın kavgasını vermek o kadar kıskandıracak bir ifade olmuş ki hiç itiraz edesim gelmedi aslında. Ama ya bizim ev sandığımız şey o 3+1’lerden, sevdiğimiz şehirlerden ibaret değil de o kocaman dünyaysa? Mücadele her daim kutsal ama insanız işte, düşünüyoruz bazen “bir tane ömrüm var, o da böyle harala gürele, bunlarla geçiyor” diye…Cümleleri sonlandıramadım, iyisi mi ben bunu bi yazayım hatta:)) Çok teşekkürler

      • Of ne pesimist bir şiir bu.. tüm enerjimi emdi.
        İnsan gitmeyecek olsa da limanda bekleyen bir gemi olduğuna inanmak istiyor. Nesi kötü bunun? Benim için o gemi umuttur her zaman. Sadece gitmek için değil bu umut, değişmesini istediğin her şey için.
        Sevgiler..

        • Pesimist ya da optimist olmak maalesef gerçekleri değiştirmiyor. Hayatın bir sonraki hamlesinde mat olmamak için umduklarımızı beklemek ya da umutların gerçekliğine kapılmak büyük olasılıkla hayal kırıklığıyla sonuçlanacaktır. (Bkz.Murphy Yasaları)
          Mesele reailst olmakta. E bir de Tahir ile Zühre olmakta : ) diyerek tatlıya bağlayalım.
          Özge’ cim ortalık karışmadan, en iyisi sen bize yeni bir hikaye anlat. İçinde umut da olsun.

    • Güzel şiir, ama adı üstünde “kent”ler için söylenmiş. İstanbul gibi megaköyler için değil 🙂 megaköylerden kentlere göçedenler de gaaaayet memnun hayatlarından. Aşktan ayrılmaya nasıl geldik? Çünkü herşeyin başı sağlık, boynu ise para 🙂

  4. Bu dört duvar, bu binalar, yollar.. Nesnelere anlam yükleyen yaşanmışlıklar değil miydi ? Anıların, aşkların, ilklerin, hayallerin yoksa eğer, soğuk duvarlar ve kara asfaltlı yollardan fazlası değil zaten adına memleket dedikleri…

    Haklısın, dünya oyun bahçemiz. Gitmenin, gitmeye özlemin eşsiz hazzı da hep aklımızda. Belki geçmişten, belki gelecek kaygısından, bazen kendimizden ya da mecburiyetlerimizden, meraktan, keşif arzusundan… Say say bitmez bu sebepler. Gerçek şu ki ; her zamanda bir sebep bulunur. Gerçekleştirmek ise kararlılığınla kardeş.

    Gitmek mi zor, kalmak mı zor ? Hadi bu da Zeki Müren’ den gelsin o zaman ; )

    Sevgilerimle..

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *