9

BİR BEYAZ YAKALININ TABİLDOT TEPSİSİ VE FOTOKOPİ MAKİNASI İLE İMTİHANI

Okumaya üşenenler için özet:  Kısa yazdım bu sefer, valla bak. Ama illa ki özet diyenlere; plazadan çıkmayı gerçekten isteyenler için doğru bir zaman gelir derim hep. Gerçekten hazırsanız, bir tabildot tepsisi de fotokopi makinası da sizinle konuşmaya başlayabilir. Kulak vermek lazım.


Öznesi fotokopi makinası olan bir yazı yazacağım hiç aklıma gelmezdi. Bir gün tarih olursa o makinalar, bu yazı da burda dursun. Kendisiyle yakın ilişkimiz üniversitede başladı sanırım. Düzgün el yazılı, daha çalışkan arkadaşlarımızın notlarını bulur, vizeler zamanı sıraya girip  harçlığımızın hatırı sayılır bir kısmını oraya gömerdik.

Sonra stajyerlik döneminde, angarya iş niyetine çektiğimiz fotokopiler…

Bir finiş çizgisi olarak gördüğümüz iş hayatında ise membaya ulaşmış profesyoneller olarak, artık para vermek zorunda kalmadan çekebildiğimiz fotokopiler.  Ohh ister önlü, ister arkalı, gelsin A4’ler, gitsin A3’ler.

Zaman ilerledikçe fotokopiye para vermemenin yaşattığı hazzın kaybolması. Toplantı öncesinde başı köy çeşmesi gibi kalabalık olan, ve nedense hep en çok ihtiyacın olduğu zamanlarda kağıt sıkıştıran, toneri biten makinalar…Makina (beyaz yaka diliyle printer) önünde kah sosyalleşme, kah acelen olduğu bir zamanda senden önce 50 sayfalık çıktı alana söylenme…

Sonra bir gün yemekhane sırasında, elinde tepsi ile ilerlerken, yavan bir dejavu hissi ile başbaşa kalıp, artık düpedüz o fotokopi makinasına benzediğini fark etme.

Her şeyi başlatan cümle

Aynı saatte kalkmak, aynı turnikeden geçmek, aynı bilgisayarın başına oturarak, her gün aynı insanların yüzlerini görmek, onlarla her gün aynı şeyleri aynı ses tonları ile konuşmak, aynı tabildot* tepsileri ile ilerlemek, aynı saatte verilen molalarda aynı şikayetleri dillendirmek, aynı turnikeden çıkıp giderek, yatcaz kalkcak sabah olacak mottosu ile yaşamak…Kötü bir pop şarkısının diline dolanan ucuz nakaratı gibi.

Kızım, günlerinin fotokopisini çekmişler işte bildiğin. Sana da hayat diye kakalamışlar.

İşte o gün elimde tepsiye bakarken, aklımdan geçen cümle tam olarak buydu. Her şeyi başlatan cümle. O gün yemekhane sırasının yavaş ilerlemesinin bunda payı ne kadardı bilemem ama biraz daha böyle devam edersem çıldırabileceğimi ve o tepsiyi yere çalarak bankacılık tarihine bir süreliğine de olsa adımı yazdırabileceğimi hissettim. Şanım yürürdü. Ben de geri kalan günlerimi,  doktorlara “ben bir fotokopi makinasına dönüştüm, neden bana inanmıyorsunuz” diye kızarak geçirirdim.

Farkına vardığım bu tehlikeden beni bunca yıl uzakta tutanlar sanırım taksicilerdi. Taksicilerle neden konuşmayı sevdiğimi de bulmuştum bu arada. Onlar benim fotokopi günlerimin arasında başka yüzler, başka hikayelerdi. Hep dediğim gibi belki de hikayeleri bu kadar sevmeseydim, sıra çoktan bana gelmiş ve tepsime anamın evinde duymadığım isimdeki  yemekleri doldurmuş, mutlu mesut bir şekilde, bir elimle yemeğimi yiyor, diğer elimle telefonumdaki sözümona acil maillere bakıyordum. (Bu arada annem  ya da annemin yemek yapmadığını düşünmüşler için bir parantez, sanırım aşçıların da artık sıkıldığından olsa gerek, adını hiç duymadığım o çorbaları falan uydurduklarını düşünüyorum. Belki şurada “allahın belası her gün, ne pişireceğiz biz bu insanlara? İçine iki mısır at, bezelye at, hoop anadolu çorbası olsun bunun da adı” diye  bezmiş bir aşçı vardır olamaz mı?)

Sonraki iş görüşmelerinde, mülakatçılara vermek istediğim cevaplarımı kendime saklamak istemem de bu yüzden. Yoo, saklamıyorum aslında, işte tam buraya yazıyorum:

– Sizi nasıl bir yer mutlu eder?

– Tepsili ortamlar olmasın. Ha bi de camlar da açılabilirse çok sevinirim.

-Peki şirketimize ne katabilirsiniz ?

– Fotokopiyi paralı yapmayı düşünüyorum. Çok sıra olmasın, hem herkes özel bir sürü şeyini basıyor oralarda. Ağaçlara da yazık . E-postalarının çıktısını alıp saklayan insanlar gördüm ben. Bunlarla dijitalleşemeyiz, olmaz. Tüm personele bir fotokopi çipi verilsin, akbil gibi ay başında şirket doldursun. Aşarsa personel ödesin. Nasıl?

Bütün bunların aklıma gelmesi, geçenlerde fotokopi çektirmeye ihtiyaç duymamla oldu.  “Şunlar renkli olsun, evet bunları da A3’e basalım” demiş bulundum kırtasiyedeki adama. Neredeyse pişman olabileceğim bir tutarı söyledi. Uzun zamandır çıktılara para vermediğimden ya da, bana öyle geldi.

Fotokopi makinasına doğru gülümseyerek içimden  “Ooo görüşmeyeli işler baya ilerlemiş, ama ben bir daha sana benzemeyeceğim dedim. Bir de göz kırptım hatta hızımı alamayıp.

Allah’tan dükkandaki adam fark etmedi, paraları kasaya koyarken.

 

 

* tabildot’un yazılışı böyleymiş, TDK’nın yalancısıyım

 

Paylaş

9 Comments

  1. sen bunları basmazsan sanırım ben ofisteki fotokopi makinasından çıktı alıp biriktireceğim 🙂 A4’e renkli!

    • Ahaha:) O noktaya gelemezsem “bir kopya da bana alın, indirimli fiyattan” diye kime ricacı olacağım belli oldu:)) Çok teşekkürler

  2. özge hanım yazmayı bırakmayın siz hiç iyimi..bilmeyenlerede…yaşamayanlarada..deneyimleriniz sayesinde yol gösterdiginze emin olun…daha iyi insanlar..daha manası olan yasamlar…daha güzel günler için …siz lütfen yazmayı bırakmayın…..

    • Çok teşekkür ediyorum:) Bu kadar iddialı bir yorumu haketmek için n’aptım bilemedim ama iyi ki varsınız:) tekrar teşekkürler, sevgiler

  3. Yazılarınız çok güzel ve çok eğlenceli .önümüz yaz mesela alaçatı yazısı olabilir veya bu hafta sonu hayatında ot yememiş ama olsun alaçatı ot festivaline giden istanbullular 👍

    • Çok teşekkür ederim:) Alaçatı yazısı çok güzel fikirmiş ama bu yaz İstanbul’dan kaçıp oraya yerleşen çok sevdiğim bir arkadaşımın yanına gideceğim oraya, ucu bana da dokunabilir:)) Yine de sizin için biraz değiştirip yazacağım bu organiklik sevdasını, söz:)

    • Çok teşekkür ederim:) Alaçatı yazısı çok güzel fikirmiş ama bu yaz İstanbul’dan kaçıp oraya yerleşen çok sevdiğim bir arkadaşımın yanına gideceğim oraya, ucu bana da dokanabilir:)) Yine de sizin için biraz değiştirip yazacağım bu organiklik sevdasını, söz:)

  4. Beyaz yakalı terimi fazla geniş kullanılıyor gibi geliyor bana. Gelişmiş ülkelerde aynı işleri yapanların kazancıyla bizimki bir olmadığından açık mavi yakalı bu coğrafya için daha gerçekçi 🙂

    • kesinlikle katılıyorum. aslında beyaz yakalı dediğimiz de bir işçi ama beyin gücünü kullandığı için sanki öyle değilmişiz gibi yapıyoruz çok teşekkürler, sevgiler:)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *