9

ŞİŞLİ’DE BİR APARTIMAN YOKSA HALİN YAMAN

“Şişli’de bir apartıman yoksa halin yaman” diye şarkı söylüyor bana manyak.

“Bunun neresi lüküs hayat, neresi oh ne rahat” diye cevaplıyorum kendisini.

“ Apartmanlarda asansör yok, karşı apartman ile burun burunasın, balkon yok, evler dökülüyor, eskinin lüksü şimdinin eskisi”

Oturmuşum gecenin bir saatinde, evimle konuşuyorum.

Evden ırak halleri, deliliğe ramak halleri bi nevi…

Taşınacaksan taşın işte, sanki dünyanın bir ucuna gidiyorsun. Niye arabeskleşiyorsun, neden kararında sevmeleri hiç beceremiyorsun ki ?

Hem ne diyor eş dost: “tebdil-i mekanda ferahlık vardır”

Sense oturmuş Şişli ile “sorun sende değil, bende” edebiyatı yapıyorsun !

Bu mahalleyi sevmemek icin sebeplerim pekala olabilir ; ama yaşadığına tanık olma hali diye de bir şey var.

Burası yıllardır, güldüğüme tanık, ağladığıma, hayallerime, hayallerimin kırılışına, sarhoşluklarıma, evimden cenaze çıkarmışlığıma, aşkıma, gezi isyanıma, sarıp sarmalayan dostluklarıma, çok sevdiğim mahalle hayatına…

Gitmelerden hiç geri duramasam da bu tanıklıktır beni bütünüyle gitmenin her türlüsünden alıkoyan…

Bu yüzden Şişli ile, evimle anlaştım o son gecemizde.

Dedim ki; ” Gel, severek ayrılalım. Söz, ben de bir öyküsünü yazacağım şimdi buraya sığdıramadıklarımın”

Sonra şairi yad ettik beraber, şu dizeleriyle:

….

Yol bir yere gitmez

O bir durma biçimidir

….

Şimdi o öyküleri yazma zamanı. “Yaşadığın yeri güzel yapan, insanlardır” demişti, çok sevdiğim bir arkadaşım.

O güzel insanların kısa öyküsünü yazmaya bir yerden başlamalı.

Yonca’nın ve Madam’ın hikayesi

Küçük bir sahil şehrinde doğmuş biri olarak, zamanla kalabalıklara alışmış, yaşam hızımı metropol kültürüne adapte etmiş biri olabilirim. Ama bu tavizler de bir yere kadardı ve sabahın köründe uyanıp köprü trafiği çekmek, zamanımı yollarda geçirmek, benim taşralı aklımın alabileceği bir şey olmadı hiç. İş yerim değiştikçe ev değiştirmem bundandı.

Bir gün üniversiteden çok yakın arkadaşlarım, Şişli’deki apartmanlarında bir dairenin boşalacağını haber verdiğinde, sabahları nerden baksan bir saat daha fazla uyuyabilecek olmanın heyecanı sarmıştı beni. Üstelik arkadaşlarımla komşu olacak, eski yurt günlerine dönebilecektim. İki katı kira ödeyecek olmam da neydi, peh…

Yeni ev sahibim Yonca bir travestiydi. Kira kontratından öğrenmiştim; o güzelim sarı saçlarına, beni kadınlığımdan utandıracak endamına, süsüne püsüne hiç de yakışmayan gerçek adını.

Giriş kapısının zili çalar, pencereden uzanıp baktığımda eli tencereli insanlar görürdüm O’nu soran. “Yonca bize yemek verirdi” derdiler. “Yeni mi taşındınız?” diye mutlulukla soran esnaf, Yonca’nın evine taşındığımı duyunca surat astı. Ev sahibi ve kiracı arasında geçen her şey için de “canın sağolsun, yaptır; kiradan düşüver” dedi bana.

Sonra Madam’la tanıştım. Apartmanımızın giriş katında; dul kaldıktan sonra kocasının kız kardeşi ile yaşamaya başlamış, annesi alman, babası bulgar, 80 küsur yaşlarındaki apartman yöneticimiz. “Yonca, ramazanda çalışmazdı, oruç tutardı” demişti bana. Geceleri malum sektörde çalışması hakkında bir şey demeyip, ramazanda oruç tutmasına saygı duyabilecek kadar insan sevgisi ile dolu, hoşgörülü, gayri müslim bir kadındı Madam. Hakkındaki ilk izlenimim bu oldu.

İkincisi çok konuşmasıydı. Aidatı vermeye gittiğimde içeri girmeme şansım yoktu. Madam çok az yürüyebiliyor, görümcesi çok az görüyordu. Biri birininin gözü, biri birinin ayakları olmuş halde olsalar da yemek teklif eder, reddederseniz kahve ve yanında likör ikram ederlerdi.

saat

Sohbet, rus bakıcısı tarafından daha bebekken soğuk suyla yıkanması, bu nedenle kolay  hasta olmamasından başlar, günümüze gelene kadar devam eder; en erken vedalaşma ihtimaliniz 45 dakika sonraya kalırdı.

Yaşlı evi kokusu diye bir şey sahiden varmış. Etraf bit pazarı ile antika pazarı ortasında bir yerde; küçük melek bibloları, kristal bardaklar, duvarda asılı haçlar, kesilmiş dergi, gazete yazıları, ağır, sağlam ceviz mobilyalar, kenarları kırılmış porselenler…

O iki koca kadın, koca ömürlerine tanıklık edecek eşyalar biriktirmişler. Kendileri biriktikçe biriktirmişler.

Bazı akşamlar işten gelmiş yorgunum, bitse de gitsem diye gözüm saatte. Bazı akşamlar büyülenmiş gibi dinliyorum. Kemik erimesinden yamru yumru olmuş ellerinin ucunda, sedefli pembeye boyanmış tırnaklarına bakıyorum bazı akşamlar. Sonra kendi bakımsız tırnaklarıma ve vakit bulamamaktan şikayet ettiğim onca şeye bakıyorum. En fazla haftada bir dışarı çıktığını, manikürcüsünü eve çağırdığını sonradan öğreniyorum.

Aynen Yonca’da olduğu gibi bu kadına baktıkça da kendi kadınlığımı beğenmiyor, “kokoş olucam artık” diye karar alıp çıkıyorum merdivenlerden. Olmuyor.

Hoşgörü ve insan sevgisi

Kokoş olmayı becerememiş olsam da, hoşgörü ve insan sevgisi anlamında çok şey katıyor bana Şişli.

Yılbaşı gecesi evde büyük bir parti vermeye karar veriyoruz arkadaşlarımla. Benim ve arkadaşlarımın olduğu daireleri saymazsanız apartmanın yaş ortalaması 75 seviyesinde. Zaten bütün bahar aylarımız, kış ayına yakışır nicelikte doğalgaz parası ödemekle geçiyor. “Üşüyoruz biz” diyorlar. Biz evde don atlet kıvamındayız, camlar açık oturuyoruz; onlar üşüyorlar.

Bizim onlara gösteremediğimiz tahammülün kralını görüyoruz kendilerinden. “Gürültü olabilir, kusura bakmayın şimdiden” diyoruz. Madam azarlıyor bizi : “ Ne münasebet. Siz gençsiniz, tabi ki eğleneceksiniz”

Partiye gelenler sokağın bir ucundan sesi takip ederek evi buluyor ama ertesi gün “çok ses oldu mu” dediğimiz ve sağır olmadığından da emin olduğumuz başka bir komşumuz “ yoo bir şey duymadık” diyor ve ekliyor “ ses olunca seviniyorum ben, biz de genç olduk”

Her sene paskalya zamanında telefonlarımız çalıyor; “aşağı inin de yumurtalarınızı alın.” Biz de onların kapılarını çalıyoruz bazen, bakkala gidiyoruz, bir şey lazım mı diye.

Madam ve kardeşi bir kaç yıl sonra huzur evine yerleşme kararı verdiğinde ağlıyoruz arkalarından. Ceviz mobilyalarını satın alsak mı diyoruz yardım niyetine. Kalkacak gibi değiller ki yerlerinden. 3-5 kuruş veren bir eskicinin eline düşüyor o biriken hikayeler.

Eskicinin alamadıkları da var ama. Bize kalan bir sürü anı ve ders. Onların bizimkilerine değen hikayeleri.

Sürekli hayatınızda olmayıp teğet gibi geçse de, delip geçen, içinizde bir şeyleri değiştiren insanlar, hikayeler, mekanlar oldukça, anlıyorsunuz; sahiden ufak şeylerden sevebilirsiniz bir şehri, bir insanı, bir mahalleyi. Ötesi kuru kalabalık bazen.

 

Paylaş

9 Comments

  1. Merhaba Özge 🙂
    Yine oğlumdan önce uyanıp onun uyuduğu sürede Master tezime bir iki satır eklemek için kalktığım sırada “Acaba tezimde kadın ütopyalarından da bahsetsem mi ki? Bunun için facebookumdaki yazar arkadaşlardan yardım almam lazım ama…” Diye düşünürken yine pazar poğaçası lezzetindeki yazınla karşılaştım! Her şeye ara verip bir solukta okudum ama yetmedi. Keşke o poğaçadan bir tepsi yapsaydın 😉 Doyamadım yazına.

    Kaygını hissettim. Biraz yüreklendirmek istedim seni. İsyanbul’dan daha küçük bir şehirden sonra bekar olarak, tek başıma taşındığım ilk semttir Şişli. Gece gündüz dinmeyen, yorucu bir enerjisi vardı ama anlattığın gibi hayatın içinden insanlar yaşardı… Orayı Şişli yapan insanlar… Ahşap tabanlı, yüksek tavanlı, balkonsuz ve güneş görmeyen ama beni bekar bir kadın olarak hiç yadırgamayan insanlarla komşuluk ettiğim, o komşuluktan senin gibi beslendiğim, kimseye hesap vermediğim, kendi kurduğum sarayımdı o iki oda bir salon. Çift yaşamına geçmeye karar verdiğimde taşınmak bir zorunluluk haline geldi ve ben de senin gibi çok zor koptum. O zamanlar bilmiyordum henüz İstanbul’umun, senin yaptığın gibi iş-ev arası zaman kazanma hesaplarından dolayı daha nice nadide semtte nice yeni mekan ve komşularla tanışacağımı. Anılarım ve evi, tek başıma mücadelesini verip kendime ait bir yuvaya çevirmedeki, İsyanbul’a gencecik halimle direnişimin kanıtları evden ayrılışımı travma haline getirmişti. Ex-eşim sonraki taşınmalarımızda da benzeri depresyonlarımı deneyimleyince “Her seferinde aynı şekilde kahrediyorsun kendini oysa sen yerleştiğin evleri bir yuvaya çevirmekte ustasın!” deyince işin bende başladığını kavradım. Elbette, taşınma maceralarımda insanlıktan uzaklaşmış komşularla da karşılaşmadım değil. En çok da o üzdü. Fakat bir iki çürük elma dışında annelik edip soğuk kış günlerinde biz işten eve gelmeden kombiyi açtırıp evi sıcacık hale getiren, hastalandığımda küçük çocuğu olmasına rağmen bana bakmayı da ihmal etmeyen, sevdiğimiz yemeği tenceresiyle hazırlayıp bugün yemek yapma diye iş yerine telefon eden, oturduğum daireyi güç bela krediyle ödediğini bildiğim yine de işsiz dönemimde ben zorlanmayayım diye kira gecikmelerine ses çıkartmayan birlikte gülüp birlikte ağladığım muhteşem komşu ve evsahiplerim oldu. Çok zenginleştim. Daha fazla insan biriktirdim bu taşınmalarım esnasında.

    Şimdi iyice ustalaştım sanırım. En son Berlin’e taşınırken duvarlarına oğlumun ilk çocukluğunu sakladığım evimden ayrılmak çok zor geldi. Evi boşalttıktan sonra tek tek odalarını gezip duvarlarına dokunup teşekkür ettim, bekar bir anne olarak Moda’nın kalbinde beni ve yavrumu koruyup, kollayıp, rahat ettirip büyüttüğü için. Tabi bu sefer ülke değiştirdiğim için anılarımın çoğu eskicilere gitti. Anahtar tesliminden sonra bir ara sokakta, benden aldığı anıları (eskileri) tasnif ederken gördüm eskiciyi. Anılarından zor ayrılan biri için sanırım en vurucu sahne buydu! “Ölünce de aynı şeyi yapacaklar nasıl olsa, takılma, önüne bak, bu sefer yabancı bir ülkede yeni yuvalar kuracaksın. Sen değil miydin her şeyi değiştirmek istiyorum hissine kapılan? Buyur sana fırsat!” Diyerek yoluma devam ettim.

    Değişim seni bir kez zorladı mı karşı koymak anlamsızlaşıyor. Seni de zorlamış Özge! Ve evet tebdili mekanda ferahlık var 😉

    Yeni mekanın şimdiden hayırlı olsun! Yazarsın, bizler de zevkle okuruz 🙂

    • ben de sizin yazdıklarınızı zevkle okudum, bir kaç kez hem de. çok teşekkür ediyorum, yüreklendirmeniz için, bu hikayenizle yalnız olmadığımı hissettirdiğiniz için. iyi ki yazdınız, iyi ki varsınız:)

  2. “”Komşusu açken tok yatan bizden değildir “” demişsin ya; Salat ve selam sana olsun ki sevgili Muhammed işte bu bahsedilenler sendendir.

    • Teşekkürler yorumunuz için, o hoşgörüden sizde de var yorumunuzdan belli:)

      • O hoşgörüden herkeste olsa yorulmayacak kimse emin olun.

  3. Suratimiza baka baka asansorun kapisini kapatan, arabasini onumuze kirip otopark yeri kapan, gunaydin dediginde kafasini ceviren, insanliktan nasip alamamis kucuk mu kucuk, sirin mi sirin komsularima ithaf ediyorum yazini.. Tabi iznin olursa.

    İnadina gunaydin, inadina selam sabah, hal-hatir!!

    Haydi kal saglicakla.

    • İznin lafı mı olurmuş.Hem ne güzel yazmışsınız inadına günaydın, inadına selam:) Teşekkürler, sevgiler

  4. Şişli’ye, işe yakın olsun diye taşınıp, aynı apartmanda 3 daire değiştirip, semtime, sokağıma ve şehrin içinde olmaya bayılıp yıllarca yaşadım. Bu semtten ancak başka bir ile taşınmak ayıracak beni 🙂 Şişli 10 yıl öncesinde tam da anlattığınız gibiydi. Şimdilerde biraz havası değişiyor gibi. O güzel insanlar yavaş yavaş taşınıyorlar semtimizden ne yazık ki. Yine de bi güzel be sabah sokaktaki bakkala, manava, köpeğini gezdiren insana, penceredeki teyzeye, kaldırımdaki gençlere günaydın demek 🙂

    • Bir ortak yönümüz daha çıktı desenize:)Çok teşekkürler yorumunuz için.Gayri müslimlerin sayısı azaldıkça da değişiyordur oralar, ama değişmese keşke. Bir çok hikayem var bunun gibi, hepsi de made in Şişli:) teşekkürler, sevgiler

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *