20

TEŞEKKÜRLER GEZİ

Okumaya üşenenler için özet:  Gezi hakkında söylenen milyonlarca söz, yazılan binlerce yazı arasından sıyrılmak, şahane tespitler sıralamak değil niyetim. Ahde vefa niyetine, ruhuna selam edip çıkacağım.


Daha çadırlar yakılmadan önceki gece, 30 Mayıs’ta parktaydım. Geri adım atılabileceğini umduğumdan değil de, yıllar sonra “hiç ses çıkarmadık, ööle mal gibi baktık afedersin” dememek için gitmiştim, yalan yok.

Üniversiteden arkadaşımlaydık. Karısı hamile olduğundan gelememişti. Bir önceki yaz, üçümüz Zagreb’te bir parkta gece vakti çimlere uzanmıştık. Hepimiz sırt çantalarımızı kafamızın altına koymuş, biz iki kadın ise ekstradan bir efora girerek , uzanmadan önce baldır bacaklarımızın açısını edebimize göre ayarlamış, şortlarımızı çekiştirip durmuştuk.

Biz böyle edebimizin, paramızın pulumuzun derdindeyken, Zagreb’li gençler ötede bağıra bağıra şarkı söylüyordu. Kimsenin bizim bacaklarımıza bakmadığını, paramızı çalmak gibi bir niyeti olmadığını anladığımızda konuşmuştuk:

“Bizde neden böyle değil? Biz neden habire korkuyoruz başımıza geleceklerden? Biz neden bir parkta, yıldızların altında uzanıp arkadaşlarımızla şarkı söyleyemiyoruz? Bizim hayatımız neden sürekli götü kolla, cebi kolla tadında geçiyor? Yoruluyoruz be korkmaktan.”

devamı gelsin

Paylaş
14

SAĞOLUN ÇOCUKLAR

Okumaya üşenenler için özet: Gördüğü her çocuğu mıncıklamak isteyen sevgi dolu kadınlardan değilim. Ama onlardan çok şey öğreniyorum. İyi ki varlar. Mutlu olmak için büyümek değil küçülmek lazım iddiasındayım. Tuttuğum yerinden, olduğu kadar


Bir süredir yaz(a)madım. Koşuşturmacalı günleri suçlayamam çünkü yazmamanın bir bahanesi yok lügatımda. Belli ki kendime oto sansür koyduğumdan. Belli ki “sen aslında komik kadınsın, hem bahar da geldi, komik şeyler yazsana” diye kendimi baskıladığımdan. Kentsel dönüşümdü, orta direkti, 80’lerde çocuk olmanın melankolisiydi derken şişirdin be insanları diye kendimi azarlamamdan.

Ben hadi hadi dedikçe geri istikamette inat etti sözcükler.

Hadi dedikçe, lazım dedikçe kaçan, kaçırılan bir çok şey gibi.

“İmdat, mutlu olmam lazım” telaşının mutluluk değil, adamakıllı bir gider kapısı yaratması gibi.

Fotoğraflarda taş gibi çıkmam, 5 yıl sonra kendimi nerede gördüğüm gibi abuk soruları anında cevaplamam, o paçozdan önce terfi etmem, yaşım geldi hadi evlenmem, hiç hata yapmamam, tüm akranlarımla aynı hayatı yaşamam, spor yapıp şunun gibi görünmem, Cuma akşamı illa ki eğlenmem, vesaire vesaire LAZIM. Işte o zaman mutlu olacağım, anlıyor musun? Haydi başlayalım o zaman yapılacaklar listesine.

Hayırlı evlat, vefalı dost, mükemmel eş, örnek ebeveyn, işyerinde aranan, kariyerinde zıplayan, kendiyle barışık, dünyayla tanışık, o harika insan. Sana da merhaba.

Yayında mıyız? Nerde yayınlanacak? Instagram değil mi? Evet. Oh çok şükür. Şöyle iki dirhem bir çekirdek açıdan lütfen. Teşekkürler.

devamı gelsin

Paylaş
14

KENTSEL DÖNÜŞEMEYESİCİLER

Okumaya üşenenler için özet:  Bence hikaye sevmeyenlerin hikayesidir kentsel dönüşüm. Teoride harika, pratikte “otur sıfır” düzeyinde örnekleri ile bize güzel diye dayatılan çirkinliktir. Yok edilen kişisel geçmiştir. Ben hikayeleri severim; bedavaya verseler oturmam dediğim, üst üste bindirilmiş kutu evleri değil.


Memlekette aheste aheste dolaşan küçük bir kızken, ne ara yürüyen merdivenlerin solunda duran insanlara sinir olan birine dönüştüm, hatırlamıyorum. Okumaya diye çıkmıştım evden, şimdi kendisinden bir daha haber alınamayan güzel huylarım var.

Eskiden griliği ve memur kenti olmasıyla, şimdilerde ise beş ayda patlayan üç bombayla ile bilinen o şehire okumaya gitmemle başladı bu ayrılık. Sonra onyedi milyonunun içinde sıradan bir yüz olabildiğim başka bir şehirde bir ofis sandalyesi kapmamla devam etti.

Tatil olmuş, denk getirmişim, memleket havası alıp döneceğim. Sakin sokaklarında yürürken adımlarımı bilinçli bir şekilde yavaşlatmaya çalışıyorum. “Yetişmek zorunda olduğun bir yer yok, yavaşla” diyorum kendime. Havasını, suyunu aldığım yerin içinde, kozmopolit bir şehirden buraya fırlatılmış bir yabancı gibi hızlı adımlarım.

devamı gelsin

Paylaş
4

HOŞÇAKAL ÜLKESİ

Okumaya üşenenler için özet: Bu yazı savaşı değil şiiri savunur. Bir de yazı bana tanıdık geldi sanki diyecek olursanız, Nisan 2016 tarihli OT Dergisi’nde yayınlanmış olduğundandır


Ülke gündeminden haberdar olmamayı ayıplayan halim ve bilgisayarım elele vermişiz, neler oluyor öğrenmek istiyoruz. Kendimizi her an, ana akım medya kanallarında aslında pek ünlü bile olmayan birinin saçma fotoğraflarına bakarken bulabiliriz, başlıklar akıl çelici. Çok dikkatli olmak lazım.

Zaten memleket güllük gülistanlık adeta, biz aksini düşünenler, alternatif mecraların yalancısıyız.

Gezi’de, ülkenin göbeğinde, o mevzu bahis medya organlarının koca binalarına komşu sokaklarda nefes alamazken haber olamamıştık. Şimdi Türkiye’nin doğusunda, görmediğimiz hatta ismini bile belki henüz öğrendiğimiz ilçelerin sokaklarında ölen insanlar, nasıl haber olsun? Tut ki haber oldular, inanabilecek miyiz duyduklarımıza?

devamı gelsin

Paylaş