14

KENTSEL DÖNÜŞEMEYESİCİLER

Okumaya üşenenler için özet:  Bence hikaye sevmeyenlerin hikayesidir kentsel dönüşüm. Teoride harika, pratikte “otur sıfır” düzeyinde örnekleri ile bize güzel diye dayatılan çirkinliktir. Yok edilen kişisel geçmiştir. Ben hikayeleri severim; bedavaya verseler oturmam dediğim, üst üste bindirilmiş kutu evleri değil.


Memlekette aheste aheste dolaşan küçük bir kızken, ne ara yürüyen merdivenlerin solunda duran insanlara sinir olan birine dönüştüm, hatırlamıyorum. Okumaya diye çıkmıştım evden, şimdi kendisinden bir daha haber alınamayan güzel huylarım var.

Eskiden griliği ve memur kenti olmasıyla, şimdilerde ise beş ayda patlayan üç bombayla ile bilinen o şehire okumaya gitmemle başladı bu ayrılık. Sonra onyedi milyonunun içinde sıradan bir yüz olabildiğim başka bir şehirde bir ofis sandalyesi kapmamla devam etti.

Tatil olmuş, denk getirmişim, memleket havası alıp döneceğim. Sakin sokaklarında yürürken adımlarımı bilinçli bir şekilde yavaşlatmaya çalışıyorum. “Yetişmek zorunda olduğun bir yer yok, yavaşla” diyorum kendime. Havasını, suyunu aldığım yerin içinde, kozmopolit bir şehirden buraya fırlatılmış bir yabancı gibi hızlı adımlarım.

kentsel_donusumEvden ilkokula giderken kullandığım yola sapıyorum. İlkokulumun binası yerinde duruyor durmasına da artık ilkokul değil, adı değişmiş, rengi değişmiş. Ne lisedeyken gittiğimiz pizzacı duruyor ne de bir bira ile sarhoş olduğumuz bar. Sanki Çin’den getirilen dandik şey dükkanları kenti ele geçirmiş. İlk gittiğim sinema da sizlere ömür. Her şey yerli yerinde demek isterdim ama değil; evet, bildiniz  “Buralar eskiden hep dutluktu”

İnsan dediğin hep gitmek istiyor ama geri geldiğinde bazı şeyleri ardında bıraktığı gibi bulmak istiyor demek ki.  Adımlarımın hızı bile değişmişken, yaşam akarken ve teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerlerken bir şehirden aynı kalmasını beklemek açgözlülük mü?

Sen unutursan nasıl biri olduğunu, neye benzediğini; ellenmemiş birkaç sokak, korunmuş bir meydan, yıllardır yerinde duran bir ağaç sana hatırlatsın istiyorsun.  “Yaşadım be, gördü bu sokaklar” demek istediğin bir zaman geliyor belki de. İlk sevgilinin elini tuttuğun o çay bahçesi otopark olmasın istiyorsun; eskiden yerinde ne olduğunu bile hatırlamadığın gıcır AVM, çocukluğunda başını sıvazlayan bakkal amca ve teyzelerini erken emekli etmemiş olsun istiyorsun. Çok mu?

Unutma, unutturma

Böyle diyoruz ya hani hep. Unutturmaya sokaklardan başlamak ister gibi sallıyorlar kepçeleri. Kentsel dönüşüm adı altında siliniyor kentlerin hafızası. Bilerek ve isteyerek.

Oysa mekanların anlatacak hikayeleri var. Ama hikayeleri sevmiyor bazı insanlar ve tüm iktidarlar.

Hikayeleri ve tarihi sevdirmedikleri, anlatmadıkları gibi gözümüzün önünden de kaldırıyorlar. Hatta cüret dediğimiz şey o kadar başını alıp gidiyor ki, kişisel çıkarlara çanak niyetine yeniden yazılıyor tarih. Çanakkale savaşının kumandanını es geçip, Allah tarafından üzerine büyük bir sis bulutu inmesiyle düşmanın yenildiğini anlatan turist rehberleri, işte bu anlayışın mahsülleri şimdilerde.

Mercidabık savaşında neresi alındı, hangi anlaşma kaç yılında imzalandı diye ezberlettiler zamanında da; bir turist çıkıp sorsa, Taksim’deki Özgürlük Anıtının hikayesini anlatamayacak milyonlarız biz.

Kazancı yokuşunun başında hikayesini anlatan, en azından bir tabela hiç olmadı mesela. Gezi parkında da olmayacak böyle giderse. Çanakkale zaferinin kazanılmasında büyük rol oynayan Ertuğrul isimli uçağı ve o uçağın bu topraklara sevdalı, ermeni bir usta tarafından yapıldığını bilmeyecek, bilse de anlatmayacak o malum turist rehberleri.

Oysa ne güzel olur; kent konuşsa, sokaklar kendi tarihini anlatsa. Birileri hikayeleri daha çok sevse.

Tarih dediğimiz şey, bildiğimiz ezberlerden öteye gitse. Unutmasak keşke hiç, unutturmasak sahiden de. Biz unutursak; sokaklar izin vermese bize.

 

Paylaş

14 Comments

  1. Pek düşünülmeyen, düşünenlerin de dillendirmediği çok özel bir konuya değindiğin ve her zaman ki naif, hoş üslubunla paylaştığın için çok teşekkürler..

    • Ben çok teşekkür ederim, bu kadar hızlı okuyup yorumunuzu esirgemediğiniz için:)

  2. Merhaba,
    Sakin sakin okuyanlardanım ben de ama bu sefer bir iki satır yazmak istedim. Şehirlerimize bitmek bilmez bir şekilde saldırıyorlar. Nasıl bu kadar çirkinliği üretiyoruz anlayamıyorum esasında. Mesela bugün Maçka’da bir binaya bakakaldım. Eski cumbalı iki katlı küçücük bir ev. Dünyalar güzeli esasında. Ama evin üzerine aynalı plaza yapmışlar. İnanılmaz çirkinlikte bir şey. Bunlardan Şişli’de de çok esasında. Hani bir aklı evvel çıkmış bunu yapayım demiş, belediyede kimse olur mu hiç öyle şey dememiş mi? Küçücük sokaklarda bitişik nizam apartmanlar yükseliyor, evler bırakın güneş almayı, aydınlanmıyor bile. Gün ortasında ışıklar yakılıyor alt katlarda.

    Geçenlerde eve elektrikçi çağırdım, adamın adresi bzim sokak görünüyor. Nasıl olur dedim, bizim sokakta bir tek bakkal kaldı bütün dükkanlar boşaldı. Sokağın baındaki binanın altındaydık biz dedi. O zaman hatırladım. Ama o bina yıkıldı. Hem de çok değil 2 sene önce yıkıldı. Kentsel dönüşümle sadece evleri yıkmıyorlar, hafızalarımızı da yerle bir ediyorlar. Bizim de durup yıkılan binaları düşünecek zamanımız yok çünkü yetişmemiz gerekiyor sürekli bir yerlere.
    Çocukluğumun geçtiği şehir öylesine değişti ki değişikliklerini görmekten nefret eder oldum. Benim de ilk gittiğim sinemayı yıktılar yerine bir avm yapmak için. Galiba gittiğimiz pizzacı da ortadan kalkmış.
    Değişim veya hayat değil bu. Avrupa’da ve hatta ABD’de bile yıllardır değişmeyen şehirler var. Bizimki sömürmek sadece. Yazık şehirlerimize ve doğamıza.

    • Bu kez sessiz kalmayip,sesime ses kattiginiz icin tesekkur ediyorum o zaman ben de:) Dediginiz gibi Avrupa’da gittigimiz bir yeri yillar sonra bulabilirken kendi sehirlerimizde kaybolacagiz neredeyse. Belediyeciligi duzeltemeden de olmayacak gibi maalesef:(

  3. Yine cok guzel bir konu..

    Ne yazik ki memleketi kentsel donusum firtinasi sarmis durumda. Hic olani kollayalim, onaralim, saglamlastiralim yok. Varsa yoksa yikalim yakalim var.

    Bunun bir ornegi de Bursa’da var. Sehrin orta gobegine ve kentin en karakteristik olmaya aday eski mahallesindeki o tek katli bahceli evleri yiktilar ve yerine 30 katli apartman bloklari diktiler. Girip googleda gorsellerden aratin lutfen.

    Ah canim sehrim ayni sizin dediginiz gibi hatirlari sokup goturduler.

    Ne yazik!

    • Google’dan arattim, Turkiyeye ornek proje basligi ile vermisler ama ben orneklik bir tarafini goremedim maalesef:(( Bursayi cok bilmem ama yesil bursa dendigi kalmis aklimda. Yorumunuz icin tesekkurler, bir sonraki konu daha ic acici olur umarim.Sen yaziyorsun,ne ummasi derseniz de ulke gundemi ilham perilerine de rahat vermiyor bazen derim. Tekrar tesekkurler,sevgiler.

  4. Bu sıcak tavrınız ve kendine has kimseye benzemeyen yazı tarzınız oldukca…Hayatımızdaki okuma kültürüz ve ömrümüz yettikçe sizi takip etmeye devam edecegiz…Kaleminize(klavyenize)sıcak yüreginize,eminize saglık :)Hİç yazmadan durmayın iyimi

  5. Özge Hanım merhaba, kaleminiz, yazınız her zamanki gibi mükemmel…Yazılarınız sayesinde kattığınız her türlü değer için çok teşekkürler….Bir konuda size danışmayı çok istiyorum…Mailimi aşağıda belirttim….Bana mail atabilirseniz çok çok çok memnun olurum…
    Saygılarımla,
    Engin

  6. Hani sürekli koşturuyoruz ya bu şehrin sokaklarında tüm metropolsel iç güdülerimizle bazen ben de anımsıyorum içimdeki küçük yer insanını. Her yere yürüyerek gittiğim ortaokul, lise yıllarımı en uzak mesefa bir arkadaşla muhabbet etmek kadardı o zamanlar şimdi ama denizi var dediğimiz şehirde trafik vardır diye sahile inemiyoruz. Ben az katlı, bahçeli, eski kokan,hikayeli evler severken bir sitenin 10. katına ne ara taşındım, ne ara balkona çiçek ekmekle yeşillik yarattmaya yetinir oldum,bu inşaatlardan oluşan toz bulutu nereye gidecek… sen böyle güzel yazarsan ben hep okursam bu iş ne olacak. Kalemine saglık
    Sevgiler.
    p.s: bi de tüm yorumları okuyup cevaplaman çok ince bir davranış

    • Sana ve içindeki küçük yer insanına sevgiler, selamlar o zaman:) Internet erişimim sınırlıydı birkaç gündür, ancak dönüş yapabiliyorum. İş hayatım boyunca o kadar çok sayıda acil olmayan ama konu kısmında acil yazan, bana sorsan lüzumsuz e-postalar yazdım ki; inan bana buradaki bütün yorumları okumak, cevaplamak için can atıyorum. Bana göre acil ve lüzumlu olan şeyler içinde duygu olanlar çünkü. Çok teşekkürler o yüzden, duygu dolu bu yorumun için. 10.katta yaşayan hiç tanımadığım biriyle aynı duyguları paylaşmak gibisi yok bence:))

      • bazen tanımasan da ortak paydaların vardır, aynı zorluklardan geçmişsindir ya da aynı şeyleri özlersin işte öyle bir aşinalık benim kisi sana karşı sen yazdıkça ben okuyup yorum yapacağım. belki gaza gelir kafamda yazdıklarımı ben de yazıya dökerim senin kadar şükela olmasa da.
        sevgiler

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.