4

HOŞÇAKAL ÜLKESİ

Okumaya üşenenler için özet: Bu yazı savaşı değil şiiri savunur. Bir de yazı bana tanıdık geldi sanki diyecek olursanız, Nisan 2016 tarihli OT Dergisi’nde yayınlanmış olduğundandır


Ülke gündeminden haberdar olmamayı ayıplayan halim ve bilgisayarım elele vermişiz, neler oluyor öğrenmek istiyoruz. Kendimizi her an, ana akım medya kanallarında aslında pek ünlü bile olmayan birinin saçma fotoğraflarına bakarken bulabiliriz, başlıklar akıl çelici. Çok dikkatli olmak lazım.

Zaten memleket güllük gülistanlık adeta, biz aksini düşünenler, alternatif mecraların yalancısıyız.

Gezi’de, ülkenin göbeğinde, o mevzu bahis medya organlarının koca binalarına komşu sokaklarda nefes alamazken haber olamamıştık. Şimdi Türkiye’nin doğusunda, görmediğimiz hatta ismini bile belki henüz öğrendiğimiz ilçelerin sokaklarında ölen insanlar, nasıl haber olsun? Tut ki haber oldular, inanabilecek miyiz duyduklarımıza?

Birbiri ardına gelen ölüm haberlerini kanıksamaktan bile öyle çok bahseder olduk ki, o da etkisini yitirdi. Bense, bir sofraya birlikte oturma ihtimalimizin yok edilişinin yasını tutuyorum, şair Cahit Zarifoğlu’nun şu dizeleriyle:

“bir gün elbette sofraya birlikte çökeriz 
sen dağ gibi kurul, 
ben zerre bir yer tutayım”

Birinin çocuğu o ölen. Birinin karısı, babası, dostu, ahbabı. Öldüren de öyle. Oysa onlar, o sofranın bir ucundan diğerine ekmeği, tuzu uzatması gerekenlerdi belki de. Birbirlerine silah uzatıyorlar şimdi; başı, sonu, kazananı kaybedeni belli olmayan bir savaşta. Biz kulağımızı gözümüzü kapatan bir sistemin uğultusu içinde, kendi dünyamızda yaşayıp giderken sürüp giden bir savaşta.

O ölenlerin ardında kolu kanadı kırık bıraktıkları var, ruhu yaralananları, belki intikam için ant içmişleri, savaşmayı yeni amaç bellemişleri. Nesiller boyu sürecek bir ayrılık bu, nesiller sürecek ve biz o sofraya hep birlikte çökemeyeceğiz. Dağ gibi kurulanlardan fırsat bulup da kafayı araya sokabileceğimiz, zerre yer bulamayacağız.

Ben Zarifoğlu’nun şiirleri ile geç tanıştım. Müslüman şair olarak anıldığını, Necip Fazıl’ın koyu bir hayranı olduğunu sonradan öğrendim. Şiirler naifti ama ne yalan söyleyeyim, “sevmesem mi” diye düşünmüştüm. Yeni akım taraf tutma modeli, malumunuz.

Sonra, Soner Yalçın’ın bir yazısında;  Zarifoğlu’nun 1962’de, hiç tanımadığı ama hayran olduğu ve o yıllar Paris’te bulunan, solculuğu ile bilinen Cemal Süreya’ya yazdığı bir mektupta, “İstanbul’a döndüğünüzde sizinle ev tutup birlikte oturabilir miyiz?” diye sorduğunu okudum. Soner Yalçın gibi ben de sordum kendime,Siyasal görüşleri taban tabana zıt olmasına rağmen dün birlikte oturma düşü kuranların yerlerini bugün kimler aldı ?”

İşte o düşü kuranların yerini alanlar, bugün bizden o büyük sofraya oturma ihtimalini de aldı. Sofra başına dağ gibi kurulma hırsı o kadar büyüdü ki, sonuçta zerre kadar yer tutmaya razı olanlar dışarıda kaldı.

Elimizden birşey gelmiyor, bari haberdar olayım diyenlere de işte o saçma fotoğraf ve başlıklarla dolu ana akım haberleri, ıssız adada bağrış çağrış yarışanlar, bir türlü evlenemeyenler kaldı. Bir de, Cahit Zarifoğlu’nun şu şiiri ile yürek yarası:

“bu dünya soğuk
rüzgar genelde ters yöne eser
limon ağaçları kurur
bahaneler hep hazır güzel günler çabuk geçer
içimiz hep bir ‘hoşçakal’ ülkesi.”

Paylaş

4 Comments

  1. Küçük anne, kelepir kız,
    Bir şey söyle bana,
    bana bir laf et ki binlerce,
    Onbinlerce görüntü anlatamasın.

    Genceli Nizami’nin dediği gibi
    Taşı onunla yıkasalar
    Üzerinde akik biter,
    Bakışların ki…
    İkinci bir parıltı var senin bakışlarında
    ”Belki de bunun için sevdik seni.”

    • 🙂 Çok teşekkürler. Cemal Süreya’yı da anmış oldum sayenizde

  2. Hoşçakal demedim ama Atamın huzuruna çıkıp, emanetine sahip çıkamadığım için özür dileyip ayrıldım ülkemden… Atam’a da söylediğim gibi, devir al eline silahı da kurtar ülkeyi devri değil yoksa kanımın son damlasına kadar (tabi savaşacağım insan aynı masada oturup tuzu uzatma ihtimalim olan insan olmamalı,bir gün İstiklal ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersem…)…Önce kızım…. Benim için”Hoşçakal diyemediğim Hoşçakal Ülkesi” oldu… Yazınızı çok beğendim yine…. Sevgiler….

    • Cok tesekkur ederim:) Evlat denince isler biraz degisiyor tabi; hele ki kiz cocuklari icin.hepimize bol sans, gidenlere, kalanlara,kalip da gitmek isteyenlere, gidip de donmek isteyenlere..

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.