14

SAĞOLUN ÇOCUKLAR

Okumaya üşenenler için özet: Gördüğü her çocuğu mıncıklamak isteyen sevgi dolu kadınlardan değilim. Ama onlardan çok şey öğreniyorum. İyi ki varlar. Mutlu olmak için büyümek değil küçülmek lazım iddiasındayım. Tuttuğum yerinden, olduğu kadar


Bir süredir yaz(a)madım. Koşuşturmacalı günleri suçlayamam çünkü yazmamanın bir bahanesi yok lügatımda. Belli ki kendime oto sansür koyduğumdan. Belli ki “sen aslında komik kadınsın, hem bahar da geldi, komik şeyler yazsana” diye kendimi baskıladığımdan. Kentsel dönüşümdü, orta direkti, 80’lerde çocuk olmanın melankolisiydi derken şişirdin be insanları diye kendimi azarlamamdan.

Ben hadi hadi dedikçe geri istikamette inat etti sözcükler.

Hadi dedikçe, lazım dedikçe kaçan, kaçırılan bir çok şey gibi.

“İmdat, mutlu olmam lazım” telaşının mutluluk değil, adamakıllı bir gider kapısı yaratması gibi.

Fotoğraflarda taş gibi çıkmam, 5 yıl sonra kendimi nerede gördüğüm gibi abuk soruları anında cevaplamam, o paçozdan önce terfi etmem, yaşım geldi hadi evlenmem, hiç hata yapmamam, tüm akranlarımla aynı hayatı yaşamam, spor yapıp şunun gibi görünmem, Cuma akşamı illa ki eğlenmem, vesaire vesaire LAZIM. Işte o zaman mutlu olacağım, anlıyor musun? Haydi başlayalım o zaman yapılacaklar listesine.

Hayırlı evlat, vefalı dost, mükemmel eş, örnek ebeveyn, işyerinde aranan, kariyerinde zıplayan, kendiyle barışık, dünyayla tanışık, o harika insan. Sana da merhaba.

Yayında mıyız? Nerde yayınlanacak? Instagram değil mi? Evet. Oh çok şükür. Şöyle iki dirhem bir çekirdek açıdan lütfen. Teşekkürler.

Peki ya mutlu olmak için o kadar şey lazım değilse?

prozacBir yaz akşamıydı. 1.5 yaşındaki yeğenime köpükten balonlar şişiriyordum. Attığı kahkahalar tarifsizdi. O balonların peşinden koşturması da. En son ne zaman o kadar çok kahkaha attığımı hatırlamadığımdan olsa gerek, “ilk defa görüyor herhalde” diye rasyonalize etmiştim bu abartılı neşesini.

Bir kış akşamıydı. Bu kez 2 yaşındaki diğer yeğenimi kucağıma alıp, sokaktaki çöp arabasını göstermiştim. Hava çok soğuktu, etraf betondu, park neyimizdeydi bizim, hem burası Avrupa mıydı, çocuk evde tıkılıydı. Evimde kaldığı 1 ay boyunca, çöp arabasının sesini duyduğunda kucağıma koştu. Adeta bir tören edasıyla çöp arabasının çöpleri toplamasını izledik camdan.

O abartılı neşe, mevsim bağımsız, koşullar bağımsız karşımdaydı. O yıllarda fazlasıyla yetişkindim, göremedim.

Erken kalkılması gereken sabahlarım, lüzumsuz toplantılarım, susmayan telefonlarım, fazla kilolarım, herkes tarafından sevilme telaşlarım, ülke gündemine atarlarım, Allah yarattı demeyip beğenmediğim uzuvlarım, nasıl olduğunu anlamadığım kredi kartı harcamalarım, daha mutlu olmak için kendime şart koyup yine başaramadığım to do’larım, afili restoranlarda yediğin somon ızgaralarım derken unuttum iki yeğenimin bana öğrettiklerini.

Sırf hayattayız diye mutlu olmak doğamızda var

Kendimizi olduğumuz gibi sevmek. Hiç vazgeçmemek, hiç korkmamak.

Aradan 1.5 yıl geçti. Baloncuk yaptığım yeğeniğimin bir videosu geldi telefonuma. Elinde oyuncak mikrofonu, üstünde en sevdiği elbisesi, uydurduğu sözleri, kendine ait bestesi, detone vurguları ile avaz avaz şarkı söylüyor.

Sanki o bacak kadar boyuyla bana diyor ki; “Hala!  Sesinin güzelliğinin bir önemi yok. Şarkı söylemek çok güzel. Hala, şarkının sözlerini bilmesen de olur. Şarkı söylemek çok güzel.

“Aptal gibi gözükmek, gülünç durumuna düşmek gibi deyimlere aldırma. Elalemin bizden başka gülecek şeyleri de var. Sanki herkes akıllıymış da bizim aptallığımızın derdine düşecekmiş gibi davranmana gerek yok. Hala, duy sesimi. “

Ey elalem, duy sesimi

elalem_ne_derBu satırları buraya kadar okumuş olan sen. Duy sesimi. Ben de senin için elalemim ve tut ki bugün ayıpladım seni. Emin ol yarın hatırlamayacağım bile. Kendi derdime düşeceğim. Senin gibi.

Dans müziği çalan mekanlarda elde bardak, hafifçe sallanarak etrafı kesen insanlardan olmaktansa , içinden geldiği gibi dans edenlerden ol.  Bırak şöyle desinler:

80’lerden mi fırladın?  Vatkaları vestiyere mi bıraktın? O gömleği çok mu aradın? Hem sen yeterince seksi bile değilsin, sokağa neden çıktın? O bet sesinle bağıra bağıra şarkı söylemeyi de nerden çıkardın?

Öyle şeyler yap ki herkes sevsin seni, herkes beğensin, herkes bayılsın. Bi sen sevme kendini e mi. Koskoca güzellik endüstrisiden daha iyi mi bileceksin sanki gerçeği?

Peki bazen canın istemese de gülümsemen gerektiğini ne zaman anlayacaksın? İşinden ayrılmak mı, sen manyak mısın? Konu komşusu, elalemi ve onların torba değil ki büzülesi ağızları. O ağızların iki dudağının ucunda süren hayatlar. Bir gören olursalar, bi duyan olursalar. Kolay mı büyük kararlar. Daha neler.

Hem onda sevecek ne buldun ki? Senin davul onunkinin dengi mi? Kime diyorum ben, anlatabildim mi?

İçimizdeki Yusuf’lar. Geleceğe güvensiz gayri menkul yatırımları. Doğaya güvensiz no-frost stokları, bir gün elbet giyerim istifleri. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi. Taa gelecek sezonda giyilecek bikininin borcunu ödeyemeden gidemezmişiz gibi. Geçmişi geleceği cepte olan, bugünü ikisinin arasına sıkıştırmaktan onu yaşamayı unutan her fani gibi.

İtiraf ediyorum

Çocuklara çok çok bayılan o kadınlardan değilim. Sokakta gördüğüm bebelere “ayy çook şekerr” diye viyaklama seviyesine henüz erişemedim. Benim seviye “kızz, six pack mi ooo” kısmında daha ziyade. Çocuklarının fotoğraflarını ya da kendilerine göre çok komik anılarını anlatan arkadaşlarıma “hı hı evet, bence de öyle” diye yalan söylemişliklerim de vardır.

Ama hala olduktan, teyze olduktan sonra Tanrı’yla barıştım ben. Şarkılarda söylendiği gibi “ Tanrı istemezse yaprak düşmezmiş” ise bu kadar acı, adaletsizlik niye derken ben, birkaç çocuğu sevdim ben. Yakından.

Yakından baktım onlara. Yüzlerce kez yere düşmelerine rağmen tekrar tekrar ayağa kalkıp yürüme denemelerine, yersiz neşelerine, kendilerini öylesine sevmelerine tanık oldum.

allah_affetsin

Dedim ki; affet Tanrı’m, ben bilemedim.

Senin yarattığında bir kusur yok. Önce kendimizle sonra başkaları ile savaşmayı öğreten benim neslim. Oram yamuk, buram çirkin diyen benim. Mutluluk için doğadan, nefesinden fazlasını koşul koyan benim. Ayıplamayı lügatıma sokan benim.

Yaşam sevincine çıtalar koyup duran, sonunda o çıtaların kıymığından muzdarip olan yine benim.

Bilememişim. Yeni hedefim büyümek değil küçülmektir bundan böyle. Bu da böyle biline.

Sağ olun çocuklar.

 

 

Paylaş

14 Comments

  1. Sen de sağol!
    İhtiyacımız olan her ne ise içimizde zaten var… fark etmek ve büyümesine için verip, yardım etmeli… biz de çocuktuk bir zamanlar sonuçta..

  2. Yazıdan sonra yorumları da okumak için aşağıya indiğimde henüz hiç yorum yapılmadığını görünce biraz üzüldüm. Sonra fark ettim ki yazın henüz yayınlanmış. Yazılarının melankolik olmasını takma kafana bence. Beni o halleri de gülümsetiyor ve mutlu ediyor. Eminim benim gibi başkaları da vardır. Çok güzel yazmışsın yine. Unuttuğumuz şeyleri hatırlatır gibi olmuş. Bir yerde okumuştum, çocukları bizi anlamamakla suçlayamayız çünkü daha hiç yetişkin olmadılar ama kendimizi çocukluğumuzu unutmakla suçlayabiliriz gibi bir şeydi. Hava da kötü zaten. Yorgan altında sıcak çikolata içerek film izlemek istiyorum bugün sadece. Neyse ki her gün gelmek zorunda olduğum bir iş var da istediklerimi yapamıyorum (Evet, bugün ekstra huysuzum).

    Bir sonraki yazını sabırsızlıkla bekliyorum diyerek bitirecektim ki dediğin gibi şimdiyi es geçip geleceği planlamaya başlar gibi hissettim. Sen istediğin zaman yaz. Birkaç kez daha okuruz yazmış olduklarını.

    • Çok teşekkür ederim, ne kadar cesaret veren bir yorum olmuş:) Hem arada huysuzluk da lazım, napalım. Onlar da insanı bir yere taşıyor bak göreceksin

  3. Ne desem nasıl desem bilemedim. Gizlediğim sakladığım belki ortaya çıkarmaktan çekindiğim nem varsa sanki kıyısından köşesinden bazende tam ortasından yakalamış, gün yüzüne vurmuş gibisin. ayrıca bende itiraf edeyim; bende bilemedim.Hem de kimi zaman bilme zannının verdiği o yüksek egoları zirvesinde yaşamış biri olarak itiraf edeyim. O’nu da tam manasıyla bilemedim kendimi de.

    Teşekkür ederim oluşturduğun bu farkındalık için.

    • Ben teşekkür ederim. Ne yazacağımı da bilemedim şu an:)

    • Teşekkür ediyorum. Hem yorum için hem de en sıkı takipçilerimden olup beni hiç yalnız bırakmadığınız için:)

  4. Tam da “neden açtın arayı bu kadar ” diye fırça atacaktım ki döküldü yeni kelimeler : )
    Her gün daha da olgunlaşıp büyüyor sanki hayata bakışımız ve onu anlama, yorumlama yeteneklerimiz. Ne kadar küçük ve yalın olabilirsek, o kadar yaklaşacağız sanki özlediğimiz mutluluklara..
    Okulda, iş hayatında, sosyal çevrelerimizde bize hep mutlu ve başarılı hayatların, sürekli büyüyen hedeflerle mümkün olacağı söylendi. Biz de inanıp koştuk bilgi ve becerilerimiz kadar. Ta ki yorulup bir köşede soluklanıncaya kadar. Dinlenirken ıskaladığımız ya da görmezden geldiğimiz “küçük” detayların aslında o kadar da değersiz olmadığını fark ettik. Biraz daha yakından bakınca hatırladık, hatırladıkça özlediğimizi anladık… Özlediğimiz aslında yılların unutturduğu çocuksu saflıklarımız yani özümüzdü. Neden olmasın? Hikayemizi biraz başa sarıp, o çocuklara yeniden hayat vermek çok da zor değil. Biraz cesaret sadece.. Hem daha büyük zorlukları, üstelik de sırf başkalarından takdir görmek adına defalarca aşmadık mı sanki? Kendimiz için neden yapamayacakmışız?

    Mutluluk, hedefleri büyütmekle değil, küçültmekle geliyor. Ben bir süredir buna inanıyorum. Ne mutlu görüp fark edenlere ve senin gibi ettirenlere.

    İyi ki varsın, seni seviyorum.

    • Çok teşekkür ederim. Fırçayı kıl payıyla kaçırdığıma sevindim, yalan yok:) Gülümsedim yazdıklarını okurken, o gülümseme kaldı öyle yüzümde, ne güzel…teşekkürler

  5. Ben her yazınızı takip ediyorum ama bunu geç okudum; yani siz geç yazmadınız; ben geciktim. 🙂 Ben sokakta her gördüğüm çocuğu atlayıp seven, mıncıklayan bir insanım. Burada yapamıyorum maalesef; yabancılar hoş karşılamıyorlar; benim de içim de patlıyor. 🙂 Biliyorum yazının ana fikri bu değil ama ben bu konudan muzdaribim şu anda; paylaşmak istedim. 🙂

    • Olsun, geç olsun güç olmasın:) Çok teşekkürler. Yabancılar kendi çocuklarını bile o kadar mıncırmıyor, bir başkasına hiç yaptırmazlar tabi sümme haşa:) Kedi falan da yok ki sokaklarında, napsan bilemedim valla ben de…Artık buradaki tatillere kadar tutucan kendini napalım:) Sevgiler

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *