20

TEŞEKKÜRLER GEZİ

Okumaya üşenenler için özet:  Gezi hakkında söylenen milyonlarca söz, yazılan binlerce yazı arasından sıyrılmak, şahane tespitler sıralamak değil niyetim. Ahde vefa niyetine, ruhuna selam edip çıkacağım.


Daha çadırlar yakılmadan önceki gece, 30 Mayıs’ta parktaydım. Geri adım atılabileceğini umduğumdan değil de, yıllar sonra “hiç ses çıkarmadık, ööle mal gibi baktık afedersin” dememek için gitmiştim, yalan yok.

Üniversiteden arkadaşımlaydık. Karısı hamile olduğundan gelememişti. Bir önceki yaz, üçümüz Zagreb’te bir parkta gece vakti çimlere uzanmıştık. Hepimiz sırt çantalarımızı kafamızın altına koymuş, biz iki kadın ise ekstradan bir efora girerek , uzanmadan önce baldır bacaklarımızın açısını edebimize göre ayarlamış, şortlarımızı çekiştirip durmuştuk.

Biz böyle edebimizin, paramızın pulumuzun derdindeyken, Zagreb’li gençler ötede bağıra bağıra şarkı söylüyordu. Kimsenin bizim bacaklarımıza bakmadığını, paramızı çalmak gibi bir niyeti olmadığını anladığımızda konuşmuştuk:

“Bizde neden böyle değil? Biz neden habire korkuyoruz başımıza geleceklerden? Biz neden bir parkta, yıldızların altında uzanıp arkadaşlarımızla şarkı söyleyemiyoruz? Bizim hayatımız neden sürekli götü kolla, cebi kolla tadında geçiyor? Yoruluyoruz be korkmaktan.”

O muhabbeti yapmamızın üzerinden bir yaz daha geçmek üzereydi. Aramıza minik bir kız bebek katılacaktı. Gezi parkında takılmışlığımız falan yoktu, geceleri geçmeye bile ürkerdik ordan. O kızımız büyüdüğünde “Burası parktı evet. Annen seni taşıdığından gelemedi , ama babanla Özge teyzen olarak biz itiraz ettik ” demek istedi vicdanlarımız. Nefes almak istedik. İstek anlamlı olunca hoş görülmeliydi, öyle düşündük.

O ilk gece çok kalabalık değildik. Hep bir ağızdan şarkı söyleyip, konuşmaları masumane sloganlarla kesmemiz kimsenin umrunda olmayacaktı, biliyorduk. İnsandık, umut etmek istiyorduk yine de. Kampüs anılarımız canlanmıştı.

Sonra evlerimize dağıldık usul usul. Ertesi gün çadırların yakıldığı haberi geldiğinde işyerindeydim. Bir çok kişi gibi tepem attı. Herkes için güzel bir gelecek umudu taşımak bu kadar da ayıp sayılmamalıydı.

İş çıkış saati geldiğinde, ince topuklu ayakkabılarımı çıkarıp düz olanları giydim. Gel gör ki başka el çantam yoktu. 31 Mayıs akşamı ben, elimde rugan bir çantayla İstiklal’deydim. Ne ile karşılaşacağımı hayal bile edememişken , o gece, orada korkmamayı öğrendim.

gezi çapulcuGaz bombası geldiğinde kalabalığı organize eden, izdihamın sonuçlarından bizi koruyabilen, benden daha cesur insanlarla aynı topraklarda yaşadığımı öğrendim.

İlk gün elimde rugan çantayla direnen ben, sonraki günlerde lens gözüme yapışırsa diye gözlükle direnmeyi, talcidli su hazırlamayı, süt banyosu yapmayı, bir başkasının gözüne limon sıkmayı, sokağa çıkmadan kan grubumu karnıma büyük harflerle yazabilecek kadar cesur olabildiğimi ; birkaç günde ne çok şey öğrenebildiğimi öğrendim.

Bir hengame anında gazdan gözümü açamazken, yere düşen gözlüğümü yerden alıp elime tutuşturan, yüzünü bile göremediğim birine 3 yıldır minnet duymayı öğrendim.

Gezi için alıyoruz dediğimde “bu da benden olsun” diyen esnafıyla, kapı zillerine davranan, camlarından “ne lazım” diye bağırıp malzeme yağdıran komşularımla Şişli merkez mahallesini ve komşularımı daha bir sevdim. Ev değil komşu al lafının gerçek olduğunu öğrendim.

Sokak aralarına sığınmışken çalan telefonuma cevaben “ben iyiyim anne, evdeyim, oturuyorum” dediğim annemin yalanlarımı yemediğini , bir otobüse atlayıp yanıma gelmesiyle öğrendim. Anneliğin çok zor olduğunu kendi annemden, Ali İsmail Korkmaz’ın birkaç günde yaşlanıveren annesinden öğrendim. Abdocan’ın annesinin kahrının üstüme kabus gibi çökebileceğini, bazılarının meydanlarda çocuğu ölmüş anneleri yuhalatabilecek kadar sevgisiz olduğunu öğrendim.

Bildiğim herşeyin yalan olabileceğini, okuduğum her haberin taraflı olabileceğini, paranın ve gücün bazılarının Tanrı’sı olabildiğini öğrendim.

Empatinin sözcük anlamını biliyordum, yürek anlamını öğrendim. Doğu’da olanları hiç bilemeyebileceğimi, ana akım medya tarafından kandırıldığımı öğrendim.

Babamı özledim bi de. Hgeziayatımdaki en entellektüel insan olma sıfatını koruyan adamla bu deneyimimi uzun uzun konuşamadım ya, erken ölümün ne boktan bir şey olduğunu bir kez daha öğrendim. Şikayet etmemeyi öğrendim yine de. Çocuklar ölüyordu. Kör kalıyorlardı.  Ve destan yazılıyordu kimilerine göre. Kötülüğün bir sınırı olmadığını öğrendim.

Gündelik yaşamın bir günde yalan olabildiğini öğrendim.

Öğrendiklerim buraya kolay kolay sığmazmış, onu öğrendim.

Teşekkürler Gezi

Bana kattığın her şey için. Sıradan dertler klasmanındaki tüm dertlerimi unutturup bana insan olduğumu hatırlattığın için.

Bu ülkede özgürlüğe, eşitliğe inanan ve tek sahip olduğu şey bir can olsa bile onu tereddütsüz vermeye hazır milyonlar olduğunu ve yalnız olmadığımı  öğrettiğin için.

Evet bu ülkede,  en kibar ifade ediş şekliyle “yürüsene be adam” manasına gelen korna sesleri, ” popoma bir yer bulayım da gerisi hikaye” diyerek dışarıdan nasıl gözüktüğü ile hiç ilgilenmeyen metrobüs itici güçleri var. Giydiğine öküz gibi bakanı, kar topu camına geldi diye insan öldüreni, gece sokaktaysa aranıyor diye tecavüz edeni, ölümü fıtrat, özgürlüğü bela sayanları var. Yazmaya kalksam bitmez, var oğlu var.

Ama güzel insanlar da var. Dünyanın onların yüzü suyu hürmetine döndüğü…Gezi’de bir aradaydık onlarla.  Sonra herkes evine, köşesine çekilmiş olsa da biliyoruz ki artık yalnız değiliz. O pırıl pırıl insanlar, o ruh sahiden var.

Ve Gezi bize oksijen olmaya devam ediyor.

Yitirdiklerimize rahmet ve selam olsun

Kötülere ise son sözüm şu olsun:

Küçük dağları sen yarattın ama kuralları ben yıktım, n’aber?

 

 

 

 

Paylaş

20 Comments

    • yok o duygudan sebep, yaşla alakası yok, yani umarım yoktur. Bende de durum farklı değil çünkü:) teşekkürler

  1. Yazdım yazdım sildim.Ne yazacağımı bilemedim; içindeki insani duyguları geziye çıkaramayanlar gibi içimden geçen kelimeleri yazıya dönüştüremedim.Sildim sildim ancak bu kadar yazdım.

    • Olsun bu kadarına da teşekkürler:) Bazen kelimeler çok birikince bana da oluyor öyle

  2. kalemine,gönlüne sağlık dostum….’.ben de oradaydım’ diye söyleyebilen ve yalnız olmadığını görenlerdenim…..

  3. Icim icime sigmamisti benimde televizyonlardan direnisi gorunce, Dylan’la Long Beach’e pankartlarimizla gitmistik burdaki basinda cikalim diye, bizde uzaktan agzimiz acik izlemedik diye….

  4. Biz “ötekiler” in bazı kutsalları var ya hani.. Şu yıkıp yerle bir etmek, unutturmak istedikleri değerlerinden bahsediyorum.. İşte Gezi’ den önce, tam da inancımız tükeniyorken, gezi ruhu ile ortaya çıkan o sonsuz umut.. Artık kesin emindik ; Ba-şa-ra-maz-lar..
    Güce ve otoriteye tapmayan, onurlarını maddeden üstün tutanların neler yapabileceklerine tanık olduk. Ve gördük ki damarlarımızda dolaşan o asil kandaki kudret ile herşey mümkün..
    Bazen arkadaş sohbetlerinde, yok şöyle olacağız, yok şuraya çevirecekler memeleketi dediklerinde %100 emin olarak, “o iş yaş” diyebilmemin sebebidir Gezi : )

    Anısı da acısı da hala taptaze.
    Selam olsun tüm o güzel insanlara…

    • Benden güzel yazmışsın, üstüne bir laf bulamadım. Teşekkür eder, çekilirim saygıyla yavaş yavaş.

  5. Çok güzel yazmışsın Özge. Tüylerim diken diken oldu.
    Söyleyecek çok sözüm var ama içimde tutacağım şimdilik.
    Sevgiler..
    (İstisnasız her yazını, sonuna kadar zevkle okuyorum.)

    • Çok teşekkür ederim. Artık içinde tutmak istemediğin zaman da gelirse, buralardayım:) Sevgiler

  6. Hepimiz ayni seyleri yasayip sonrasinda ne oldu be dedik sanirim. O kadar özel ve guzel gunlerdi ki ask ile devrimin bile adiydi gezi .. sinif ayriminin taninmadigi herkesin gerçekten esit oldugu bagra bagira slogan atip kahkaha attigim izmir de barlar sokaginizda limonlari hazirlayan mekan sahiplenen ve bir Baska gun sisli de herhangi bir apartmanin altinda talcidli sularla adini bile bilmedigim insanlarla birbirine yardim eden cocuklardik. Emegine saglik ozgecim sesin kalemin hiç bir zaman tukenmesin.
    Saygilarimla

    • Çok teşekkür ediyorum, incelik dolu kelimelerini benden esirgemediğin için… Şişli’de talcidli su hazırladık deyince acaba onlardan biri miydim diye düşünmedim değil…Haklıymışım, o güzel insanlar hala bir yerlerde duruyorlar, arada da böyle yazışıyoruz içlerinden bazıları ile…Sevgilerimle

  7. Ben heyecanla yeni yazılar bekliyorum suskunluğa gömüldünüz, ülke hali mi? Oysa böyle günlerde hep daha fazla okumak isterim ben,tarih, sanat, hayat ne bulursam okurum, kendimi yalnızken çok hissedeyim diye,daha önce de kimlerin başına neler gelmiş, bu da geçecek diye, umudum kaybolmasın diye. O yüzden yazın hep siz, okunduğunuzu bilerek, güç olsa da oynasın kaleminiz…

    • Ne deseniz haklısınız, kendi telaşımla başlayıp ülke gündemiyle iyice uzayan sessizliğim hakkında. Teşekkürler destek için, bu hafta için söz vermiş olayım burdan. Bakalım ne çıkacak sözcüklerden. sevgiler

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *