2

El alem’e mektup

Okumaya üşenenler için özet: Gamlı bir yazı yazmak üzereydim. Kızın biri sesli sesli gülüp dikkatimi dağıttı, ben de O’na mektup yazdım bi’ nevi. 

Şimdi yazı yazmak üzere bir kafeye gelmiş, yeni kahve siparişimi vermişken tam arka masamda bir kız bir de erkek öğrenci oturuyor. Bu gıybet satırlarını yazdığımdan habersiz olan genç kız, oturduğum süre boyunca o kadar abartılı güldü ki sinir oldum. “Çalışıyoruz ama burda aaa” ile başlayıp “senin şuh kahkahanı dinlemek zorunda mıyım ben” cümlesiyle devam ediyordum içimden. Oğlanın sesi çıkmıyor, zaten kızın muhabbeti de komik değil. “O çocuktan kesin hoşlanıyor, gülüşe bak” seviyesine bir tık kalmıştım ki, sokakta oynayan çocukları toplarını kesmekle tehdit eden emekli albay benzetmesini hatırladım.

Hayır, o yaşlara gelmeme daha var. Hem kaldı ki bu benzetme daha çok erkeklere yakışıyor. Ben olsam olsam elindeki bastonunu, son kalmış birkaç dişinin arasından tıslayan bir sesle “utanmanız arlanmanız yok mu sizin hiç ” diye sallayan yaşlı teyze olabilirim.

Yok yok daha gencim, baston biraz daha beklesin. Hem o zamana kadar tek tuşla uzayan, evde şarj edilebilen i-baston falan da çıkar herhalde. Sesimle komut verebilirim i-bastonuma. Saat 12 yönündeki,  sesli şekilde gülen kızı dürt deyince anlasın,  85 dilde “kafam tuttu be” diyebilsin, dürttüğüm gençlerden  puan toplayıp huzur evi dostlarımla tatlı bir rekabet içine girebileyim vesaire vesaire.

Bu teknoloji gelene kadar yaşlanmayacağıma göre şu beynimde öten kahkahayı duymamazlığa gelmeliyim. Hem ben genç kadınların kahkahasından nahoş anlamlar çıkaran güruhtan da değilim.

Ne var ki bu toplumun bir evladıyım. “Durup dururken ne gülüyosun deli misin” kalıbını ezbere bilenlerdenim.

Kişisel gelişim kitaplarını hatim etmesine ramak kalmış biri olarak; bu kahkahaya sinir olmamın altında en son ne zaman yüksek sesle kahkaha attığımı hatırlamıyor olmamın hasedi mi var yoksa, diye kendime sormuş olsam da, asıl suçluyu bir görüşte tanıyabilirim:  Elalem.

Başkaları ne der, ne hisseder ? Ben gülmem, gülemem böyle. Bir başkası rahatsız olur diye çekinirim. Bu gereksiz naiflik o kadar otomatikleşmiştir ki; düşünmeden yaparım çoğu zaman. Otobüste yanlış durakta düğmeye basıp şoför mahalline doğru “ yanlış basmışım kaptan, sen devam et” demeyip, adama ayıp olmasın diye o durakta inen bir annenin kızı olmam sebep olmuş olabilir bunlara. “Aman bana ne” diyemem kolay kolay. Ayıp olmasın isterim. Gerekirse en büyük ayıbımı kendime ederim de başkasının iç dünyasına ayıp etmek istemem.

Elalem

“Bağırma komşular duyar. Öyle deme yerin kulağı var. Kendi kendine gülme, insanlar deli der. Sokakta şarkı söylemek mi, yok artık daha neler. Evin toplu, saçın başın yapılı olsun; kenarda köşende üç beş kuruşun, kolunda sana yakışan biri dursun.

Elalem sevsin seni, toplum onaylasın. Al işte çemberi buraya çiziyorum; içinde oyalanasın.

Falancanın kızı çoktan çoluk çocuğa karıştı, filancanın oğlanı iş yerinde yine terfi aldı. Gülebilirsin ama, illa ki ölçülü; e malum, devir artık iyice kötü. Hem pembe dediğin gence yakışır, elalem anlamaz ki öyle içim fıkır fıkır.”

Nelerden vazgeçiyoruz birbirimiz için

dedikoduElalem dediğin senin için ben, benim için sensin oysa. Ödümüz kopuyor bazen kendimizi sevdiremeyeceğiz, doğru anlatamayacağız, hemen onaylatamayacağız diye. Çirkin çıktığımız fotoğrafları tek tuşla silebilmek ne büyük özgürlük yarabbim.

Sabahları uyandığımda, sarhoş ya da hasta olup ağzım burnum kaydığında beni yakından görmüş dostlarım, sivilceli ergenlik dönemime tanıklık etmiş eski okul arkadaşlarımın görüşlerini önemsesem anlayacağım ama hiç tanımadığım insanların beni güzel bulması neden önemli benim için?

Bundan sonraki hayatında bir masada biraraya gelme ihtimalinin olmadığı, tek muhabbetinin dört önceki işyerinin yemekhanesinde berbat yemeklere beraber kaşık sallamaktan öteye gitmediği o kızlardan biri senin dudak büzen fotoğrafını seksi bulsa ne, bulmasa ne?

Ayıp olmasın diye like’layıp durduğun tombul bebeklere, sokakta görsen hemen tanımayacağın ama bir şekilde arkadaş listende  yer alan insanların yanak yanağa fotoğraflarının altına “ay maşallah, hedö hödö”  yazsan bunun faydası kime?

Burada tüm samimiyetimle söylüyorum. Sen kuş kadar maaş alsan, apaçi sevgili de yapsan, saçını Kibariye sarısına boyatıp 7.kocayı da boşasan, yüksek yüksek okulları okuyup boş gezenin boş kalfası da olsan  benim bunu konuşacağım 10 bilemedin 15 dakikadır. Sonra emin ol unutup geçeceğim. Herkes gibi. En fazla birkaç arkadaşıma daha söylerim, onlar da bir 15 dakika daha konuşurlar, sonra herkes kendi dünyasına döner, kendi derdine yanar. Hepsi bu.

O yüzden rica edeceğim

liveEğer sen de benim gibiysen, lütfen bana göre şekillendirme hayatını. “Ay o pantolon ne öyle, hiç olmuş mu” der geçerim en fazla, hadi bilemedin üstüne bi de güler dalga geçer,  parmağımla arkadaşıma gösteririm. Ama yemin ederim yarın hatırlamam bile. Rica edeceğim; senin de o pantolon ömrün boyunca içinde kalmasın, kalırsa da vebalini boynuma asma lütfen. Ömrünü benim istediğim gibi geçirme, hem çok iyisini bilsem kendim yapardım inan. Ve tabi ki burada mesele sadece pantolondan ibaret değil, onu da söyletme bana, sen anlayıver bu sefer.

Al işte, bu çok sesli güldü de benim gamlı yazımın içine etti diye çemkirdiğim kızın yüzünü de unutacağım, bir haftaya kalmaz.  Bu sürede belki o kız karşısındaki çocukla sevgili olur, beraber gülmeye başlarlar sesli sesli.

O yüzden ey bu satırları yazdığımdan habersiz, sinir bozucu şekilde kah kah gülüp beni rahatsız eden genç kız!

“Sen kahkahalarla gülmene bak, bana bakma.  Hem laf aramızda; hayat çok kısa; gülebildiğin kadarı her daim kar kalır yanına”

O Genç Kıza Not: O karşındaki çocuk bana çok tekin gelmedi, konuşmayan adamı napacaksın? Madem bu kadar neşeli kızsın, acaba şansını başkasında mı denesen? Hayır, sen bilirsin de ben senin iyiliğin için dedim. Malum devir kötü. Kulağına küpe olsun diye… Tamam sustum, haydi bakalım, selametle…

 

 

 

 

 

 

 

 

Paylaş

2 Comments

  1. Oturduğum caddede çöp kutusu yok.Akşam belli bir saatten sonra,saat başı çöp kamyonu gelip kaldırıma bırakılan çöp torbalarını topluyor.Ben de her akşam kafamı pencereden çıkarıp caddeyi bir kolaçan ediyorum ki başka çöp varsa ben de yanına çöpümü koyayım.Sanki başka çöp yoksa benimki tek başına caddeyi kirletecek,görüntüyü bozacakmış gibi.Sanki biri çıkıp neden oraya çöpünü bırakıyorsun diye hesap soracakmış gibi.Sanki bu saçma uygulamanın sebebi benmişim gibi.Sanki ben de çöpümü bırakmasam işçiler çalışmayacak , gidip dinleneceklermiş gibi.Off bu durumlarda kendi kafamıza tükürebiliyor muyuz?Hayır durum sadece çevre temizliğinden ibaret olsa ona da eyvallah.Sonra bu davranış biçimi hayatın geneline yayılıyor,sıkıntı büyük.

    • Neden bahsettiğini çok iyi anladım:) Şişli’deki evimin sokağında çöp kutusu olmadığı için özellikle yaşlı nüfus, çöp poşetlerini camlarından atıyordu. İlk zamanlar pat küt seslerinden irkiliyordum, sonra alıştım, hatta “evler asansörsüz tabi” diye onlara da anlayış gösterdim. Öyle ki gece saat 10’da 4 kat merdiveni inip çöp bırakan sadece benmişim gibiydi…Onla kalsaydı iyiydi ama dediğin gibi bu davranış biçimi aslında sadece çöplerle sınırlı kalmadı…Yine de bence tükürmeyelim kafamıza, biz böyle güzeliz bence:) çok teşekkürler

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.