5

Geçmişime Mektup – 1

Okumaya üşenenler için özet: Herkes mektup yazıyor; ya  geleceğine ya da geçmişine. “17 yaşıma sevgilerle”, ya da “sevgili gelecek ben” Benim neyim eksik? Ben de yazacağım kendi ergenliğime…Artık geçti malum ama varsın olsun, dileyen ergen itinayla üstüne alınsın…İster çöpe atsın, ister okusun saklasın. 


Sanırsın ki sen başkasın

Sanacaksın ki onun, bunun, toplumun hatta annenin babanın yaptığı hataları yapmayacaksın. Kimselere benzemeyecek, başka bambaşka olacaksın…

Sonra ergenlik teorilerinin bittiği, yetişkin pratiğinin baskın olduğu bir zaman gelecek. O beğenmediğin toplumda bir yüz olacaksın. Belki biraz daha iyi, belki az biraz başka. Ama en çok annen gibi, en çok baban gibi. Sen de çokca hata yapacaksın.

“Ve onları hep sonradan anlayacaksın”

İster kadın ol ister erkek, anne olunca anlarsın, baba olunca anlarsını sık sık duyacaksın. Hiç aldırma. Zaten aldırsan n’olacak, gidip hemen çoluk cocuğa karışacak mısın? Aynen dedikleri gibi zamanı geldikçe bakarsın. Zaman insan hayatı söz konusu olduğunda doğrusal bir öğrenme çizgisi ile ilerlemiyor. Anneannenin, dedenin yaptığı hataların benzerini annen baban da yaptı, sen de yapacaksın. Hata yapmamaya takılma ve ne olursa olsun, hata yapma hakkını kimseye kaptırma. Hayatı yaşayarak öğreneceksin, kitaplardan ya da öğütlerden değil.

marjinalYırtık kot giymek midir, saçlarını mora boyatmak mıdır, hepsini yap içinde kalmasın. Şimdi sana güzel ve şık gelen ne varsa, bir süre sonra öyle gelmeyecek üzgünüm. Hatta şu an bakmaya doyamadığın fotoğrafları, yıllar sonra kimse görmesin mazallah diye saklayacak yer bulamayacaksın. ” Tipe bak, niye giyinmişim ki öyle” deyip kendine gülme safhası gelecek sonra. Tartışılmaya açık olmayan zevklerin ve renklerin önce moda denen endüstrinin sonra zaman denen meymenetsizin girdabında kaybolacak.

Sana bu satırları zamanın sıcak yaz günlerinde asker postalını ayağından çıkarmamaya direnmiş bir genç kız olarak yazıyorum. Saçlarını kızılın 50 tonuna boyatmış biri olarak…Şimdi para versen sırtıma takmayacağım, zaten ergonomik de olmayan yeşil asker çantasıyla dolaşmaz, bileğine taktığı derileri kelimenin tam manasıyla paramparça olana kadar gururla taşımazsan olmazdı, bizim zamanımızda.

Ey rocker, geldiysen 3 kere kafa salla

Sonra n’oldu? N’olacak işte! Bileğimize taktığımız deriler bir bir çıktı, yerini boyuna asılan yaka kartları, kravatlar, swarovski kolyeler aldı. Ah bir bilsen, şimdiki plazaların güzel koltuklarında kaç rocker oturuyor.

Biz ne marjinaller gördük. Hepsi kız istemelere gitti.

Yine de haberler o kadar kötü değil. O farklı olma ruh halinin tadına vardıysan, bazen bir yerlerde hortluyor içimizde. Haftasonu küpe takanlar, beyaz yakalı gömleğinin altında gururla dövmesini taşıyanlar duruyor orada hala. Ve biliyor musun, içimizde kalmayanlarla  güzeliz.

O yüzden, bırak, kalmasın içinde. Kafan kel kalmadan uzat saçlarını. İncecik topuklar üzerinde durmak zorunda kalana kadar, dans et sabahlara kadar dümdüz converse’lerinle.

En önce “ hiç değişmeyecek” dediğin şeyler değişecek çünkü.

 

Devamı gelecek…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Paylaş
28

Bir çift güzel söze hasret geçiyor ömür

Okumaya üşenenler için özet: Hepimizin güzel bir çift söz duymaya ihtiyacı var. Güzel sözcükler seçmeli konuşurken, düşünürken, yazarken. Gerisi gelir zaten…


 

“Dil, düşüncenin evidir” Ortaokuldaki edebiyat öğretmenimden duymuştum bunu zamanında. Alman filozofu Heidegger söylemiş. Bu kısmı hatırlamıyorum elbette, ona az önce google’dan baktım, yalan yok. Ama söz de , sözü söyleyen  ufak tefek edebiyat öğretmenim de geçende metroda yakaladı zihnimi. “Biz milletiz, ülkemizi darbeye törere yedirmeyiz” afişinin tam karşısına denk gelen yerde, ayakta seyahat ederken. Yurtta sulh, cihanda sulh’tan yedirmeyizlere ne zaman geldik,  diye düşündüm. Keşke çantamda bir tahta kalemi falan olsaydı da bu afişin altına “ziyadesiyle sıkıldım bu pespayelikten” yazabilsem diye düşündüm hatta.

Sen misin dahi anlamındaki de ve da’ları ayırmayanlara, ki ve mi eki ile sorunları olanlara çemkiren, imla hataları dolu kitapları olmamış deyip bir kenara atan…Al işte beterin beteri tadında, yeni Türkiye’nin yeni dili.

Dil düşüncenin evi, bizim ev ise garip bir halde. Sürekli olarak yüksek sesli konuşmasına maruz kaldığımız üst kat komşusu yüzünden, kendi evinde bile sessizlik ve huzur içinde oturamamak gibi.

devamı gelsin

Paylaş