22

BURASI HOROZLANAMAYANLARIN ÇÖPLÜĞÜ, TAMAM?

Okumaya üşenenler için özet: Ota boka gamlananlardan, o ne der bu ne der diye kendini yoranlardan mısın? Öyleyse, tutsana elimi. Gidelim buralardan…Kendimize ötecek yeni bir çöplük bulalım…Olmaz mı?


Yeni tanıştığım Y kuşağı bir arkadaşım bana dedi ki, “aa evet ben bloguna baktım ama çok karamsar geldi, okuyamadım sonuna kadar” . Saygı duydum. Ama dışımdan. İçim kavruldu aslında. Nasıl ya, o kadar mı fena? Sonra eski patronlarımdan birisi “ yazdıklarına çok üzüldüm” diye yazdı bana. “Ben de sen o yazdıklarıma sebep olacak şeyleri yaparken de ben çok üzülmüştüm biliyor musun” demeliydim. Diyemedim. Eski sevgilimin annesi okumuş blogu, beğeniyormuş, ne güzel. Benim annem de okuyor sanırım. O da güzel. E ben ne diye filtasviri koydum ki blogun adını? Baya baya “Özge’nin günlüğü” falan da olabilirmiş adı. Bilememişim o gizliliği korumayı…Ama bir dakika…Burası benim ve benim gibi hissedenlerin çöplüğüydü. Aldığım bir sürü olumlu yorumu tevazu ile kabul ederken, sadece bir adet olumsuzu bu kadar kaale almam, dahası ay şu ne hisseder, bu ne düşünürü düşünmem kelimenin tam anlamıyla bir oto sansürdü ve kabul edelim; ben ola ki şöhret falan olsam mazallah asla kaldıramayacak, sağını solunu dağıtacak olandım. Bakın burada bile aslı argo olan o dağıtmaklı olan deyimi kendimce çevirdim, hiç terbiyesizleşmedim.

Eğer deyişin aslını bilemediyseniz, pek de aynı dilleri konuşmuyor olabiliriz ama eğer anladıysanız ve hala okuyorsanız,  “arada terbiyesizleşmek de lazım oluyor be” diyebilirsiniz bir gün. Metrobüse binmeye çalışırken sırf popoyu bir yere koyacağım diye onu bunu itmeyi kendine yakıştıramayanlardansanız; üzgünüm bir sonraki seferi beklemek ya da ayakta gitmek zorundasınız siz de benim gibi…

Şu hayatta çok da horozlanamıyorsak n’olmuş yani?

Bizim de bir çöplüğümüz olamaz mı? Şöyle gönlümüzce atarlandığımız, alabildiğimizce atıp tutabildiğimiz, bilmiş bilmiş konuşabileceğimiz? Benim var. Hatta benim çok ihtiyacım da var. Peki sizin ne var, yazsanıza bana. Hiçbir yorumu cevapsız bırakmışlığım yok malum, alsam bir yerinden tutsam da beraber bağırsak mesela? Ben aşağıya yazıyorum nelere kafayı taktığımı, sen de yazsan ne güzel olur mesela? Madem gidemiyoruz uzaklara, en azından beraber bağırabilsek? Oylasan da olur, ben uzun cümlelere dökerim söz….En çok kafaya neyi takıyorsun aşağıdan seçsen, bir yorumu esirgemesen ben de bilsem ve bir sonraki yazıda ordan yürüsem, olmaz mı?  Bence olur, o yazı da burada haftaya Salı yerini alır. İşte maddelerimiz:

  1. Kurumsal hayatı gömüyoruz tamam da, hiç mi artısı yok mu meredin, bi tutunsam şöyle ağız tadıyla?
  2. Benden selam olsun tüm aşklarıma
  3. Tam kişisel gelişicem, bir mani geliyor apansız,
  4. Ulan bu bana yapılır mıydı be
  5. Bu travmaların müsebbibi hep anam hep babam kardeş
  6. Ya tamam iyi güzel de çocuk büyütmek de ne zormuş arkadaş
  7. Para para para, varlığı bir dert yokluğu yara
  8. Merkür de hep bana mi tepiyor anlamadım ki
  9. Instagrama baktıkça ağlarım istikbalime
  10. Şey, ben kendi işimi kurmak istiyorum da..
  11. Ortaya karışık…E hepsi seçeneği misali

 

 

Paylaş

22 Comments

  1. Yazılarını çok özlemisim. 😊
    * Kurumsal hayatın içine saplandığımı, verdiğinden çok aldığını düşünüyorum. 30 yıldır gittiğim yoldan mutlu olmadığımı görüp, degisiklikten korkuyorum.
    * İstanbul’dan kaçmak güzide hayallerimden birisi.
    * Cocuk sahibi olmak istiyorum ama ulke de olan bitenler malum.
    * Beslenme şekillerine kafayı taktım. Okuyup izledikçe daha da kafam karışıyor.
    Çok mu karamsar oldu acaba :))

    • Çok teşekkür ederim, sevgili adaşım:) Hiç de karamsar olmamış bence, tüm bu soruların hepsini – beslenme hariç, ben daha oraya gelemedim – ben de kendime çokça sordum. Cevapları yazılarımda uzunca yazarım ama senin için özetlemek istedim. Çok bildiğimden değil elbette. Bendeki cevaplar şöyle: Kurumsal o kadar da kötü değil, değişiklikten korkma, baktın sevmedin yine değiştirirsin, İstanbul aslında güzel şehir, kendi habitatını küçültmeye bak; çocuk sahibi olmak istiyorsan o kadar da düşünme, en azından mazeretin ülke olmasın, bakarsın belki de ülkeye o iyi gelir, ülkeye gelmezse de sana iyi gelebilir…Beslenme şekline gelince, tek bildiğim çok geç saatte yeme, 20’lerde onları yakıyorsun ama 30’larda yapışıyor bir şekilde:)))

  2. Takılma o diyenlere sen Özge.. Hatta, … rahvan gitsin!
    Yazmaya devam et..
    Beraber bağırabilsek demişsin ya, şöyle denize bakan bir tepede (kaldıysa tabii), sesim kısılana kadar bağırasım geldi..

    • Çok teşekkürler:) Yorumunu okuyunca gayri ihtiyarı düşündüm, nerde var sahiden öyle bir tepe diye…Aklıma gelmedi, benden önce bulursan haberleşelim:)

  3. Birkaçından azar azar..
    1 ve 10) Kurumsal Hayat & Kendi İşim: 16 yıldır kurumsalım. Kobisinden globaline. Plaza/Banka değil ama, sanayi. Memur aileden geliyorsanız, genetik bellek der ki düzenli gelir şahtır. Böyle olmak zorunda değil, kabul. Ama içime bu kodlanmışsa ve değiştirmek için yeterli donanım ve isteğim yoksa, bunu bi kabul etmekle başlayalım işe. Kurumsalda işimden hayatımdan nefret ettiğim dönemlerde gördüm ki, aslında kurumsalda olmak değil nefret ettiğim. “Corporate Shark” dediğimiz, özünde şark kurnazı, 10% yetenek 90% network ile yükselen, benden fazla kazanıp benim performans değerlendirmemi yapan kişi olsa da nihayetinde maaşlı köle olduğundan bihaber kraldan çok kralcı davranan çiğ insanlar aslında hayattan soğutan. Bir de aslında kendi hayalim olmayan, toplumsal normlar yüzünden girilen ev araba çocuk masrafları nedeniyle o sabit gelire kendimi muhtaç hale getirmek. İşe gitmek zorunda olmanın kendisi işten nefret etmeye yetebiliyor. Bunlar dışında bence iyi bi yer kurumsal. Yetenek ve tecrübe doğrultusunda %60-80 verimle çalışsan bile ay sonunda aynı parayı kazandığın, rolantide yaşamaya müsait süper bir icat bence. Tabii ki tercihler kişisel..

    2) Eski Aşklar.. İşte ve evde uzun ilişkilerin adamıyım. Ama işte kalp kırıklıkları, hevesi kursağında kalmışlık, olabilecek olanların hayali, “bugün olduğum kişi olmayı o hatalarıma borçluyum” telkininin, verilen emeğin zamanın heba olmuşluk hissini bertaraf etmemesi.. Bunları 10 yıllık evli de yaşıyor, 10 yıllık abaza da.. Paylaştıklarımızda değil, acılarımızda birleşiyoruz ademoğulları..

    5-6) Vallahi doğru. Yıllardır süren düğümlerimin müsebbibi anam-babam. Da.. Kendim ebeveyn olunca, çocukların anne-babalarını nasıl her şeyi bilen, yapabilen, güçlü, koruyucu ve sadece kendileri için var olan yarı-tanrılar zannettiklerini birinci elden gördüm. Tamam kişisel gelişim, duyarlılık, öz farkındalık, zen, tasavvuf vs vs, çocuk yapıp sokağa salmıyoruz ama.. Lan ben daha kendi düğümlerimi çözememişim. Daha kendim çocukça mızmızlık yapabiliyorum. Hem daha kim olduğumu bilmiyorum hem de olduğum kişiden memnun değilim. Bu enik gelmiş beyaz word sayfası gibi, ne yazarsam o olacak hikayesi! Bu, hayatımın en ürkütücü ve aydınlatıcı idrak edişlerinden biriydi: Ebeveynlerimiz ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan basit ölümlüler.

    9) Instagram. Bu illetin doğru tanısı: Sosyal medya mecralarında paylaşılan kesitleri hayatın bütünü sanmak. Yeri geliyor, kendi paylaştıklarımı bile kendi hayatım sanabiliyorum. Çok nalet bişey. Sanırım Hollywood romantik komedileriyle zehirlendi bütün insanlık 80-90-00’lı yıllarda. Her şey güzel olacak, mutlu sonla bitecek zannettik, sonuç bu.. Şahsen facebook’u müzik ve çizgi roman grupları takibi için, twitter’ı işte sevdiğim bikaç ünlünün serzenişlerini (bi de Melih Gökçek 🙂 ) takip için, instayı da afedersiniz internet ünlüsü karı-kız takibi için kullanıyorum, çok mutluyum 🙂

    Sözün bundan sonrasını Sayın Fil’e bırakıyorum ^_^

    • O kadar güzel yazmışsın ki bana söz kalmamış gibi geldi, çok teşekkür ediyorum. Bu yorumu, yazımı yazarken “tekrar açıp okunacak” etiketiyle alıyorum hafızama

  4. Selam, özlemişim yazılarını:) 11! her madde de hah evet bu da bu da diyorum. Olumlamalar, meditasyonlar, onlar bunlar yapsam da, yaşadığım andan mutlu olsam da, bir şey var içimde tam tanımlayamadığım. Belki İstanbul’da yaşama süremi doldurmuşumdur, hayatı zorlamasakta deniz kum güneş bir tas çorba yeter bana desek… gibi gibi sabırsızca mailime düşecek yeni yazı haberini bekleyeceğim!

    Y Kuşağından Sevgiler (O yeni tanıştığın Y kuşağı ile aman karışmayım)

    • Ya tam da az önce bir başkasının yorumuna “en bayıldığım yorum” yazmıştım. Acele etmişim, buna da bayıldım:) Çok teşekkür ederim…Ben iyisi mi garip bir şekilde hala çok sevdiğim İstanbul için de bir yazı yazayım tez zamanda..Sana gelsin:)

  5. Bu arada, biz bu blogda o sözde karamsarlığı seviyoruz. Acısını karşısına oturtup konuşmaktan ürken; hüznü, mutsuzluğu hissetmeyi de bundan bahsetmeyi de zayıflık/başarısızlık olarak görmeye kodlanmış pek çok insan var. Bu insanlardır genelde “şu konuda ne hissediyorsun” diye sorulduğunda “şöyle düşünüyorum” diye cevap verenler. Türkçede karşılığı olmayan hisleri ifade eden ecnebi kelimeler gibi oysa bu blog. Kasveti bile pırıl pırıl 🙂

    Ayrıca.. DISC kişilik envanterinde kırmızı tabir edilen, yani “horozlanan” davranış modelini yücelten bir düzende yaşıyor ve çalışıyoruz. Bende kırmızılık neredeyse sıfır. Ben de muzdaribim bunun eksikliğinden. Ama şunu gördüm ki, benim diğer hayatlarda özendiğim aslında mutluluk. Kırmızı olmak kapitalizmde başarılı olmak için gerekli belki ama başarılı olmak mutlu olmak için yeterli değil. Ben de hakkım gasp edildiğinde rol gereği horozlanma, ama hak gasp etmekten imtina etme gibi bir stratejiye döndüm. Demem o ki, bu çöplük horozlanamayanların vahası olarak kalsın, bırakıp gitmeyelim 🙂

    • Diğerleri darılmasın, bunu en bayıldığım yorum kategorisine koydum:) Gülümsetti beni, sağolasın. DISC’i çok iyi biliyorum; onun D’sinden yani dominantından çok çekmişliğim vardır:) Ben en çok maviyim ama itiraf ediyorum en düşük olan kırmızım iş hayatındaki uzun yıllar sonrasında bir miktar artış gösterdi…Renklerin ve harflerin yalancısıyım

  6. Olsun ben O’nu hâlâ seviyorum. 21 yıl oldu; her 13 kasımda doğum gününü kutluyorum.17 gün sonra O’nu arayacağıma dair 22. söz verişim olacak.Bu konuda kişisel bir gelişim geliştiremedim ama kişisel sevişim devam edecek. Travmatik bir durum mu bilemiyorum.10 desibellik bir yaprak hışırtısı gücünde cesaretim, 180 desibellik bir roketatarın gücünde merhametim varken kendi çöplüğümden çıkaracağım ”aman tek O mutlu olsun da” sesi kaç desibel eder?

    • Bazen yenisine yer açmak için eskisinden vazgeçmek gerekiyor, biliyor musun değil mi sevgili neyzen? Her ne kadar “kişisel sevişim” tabirine bayılsam ve çalmak istesem de içimden bir ses “yapma” dedi sana…Ve ben içimden geçeni demeden duramayanlardan olarak affına sığınarak diyorum: Yapmasan mı acaba?

  7. Ya o dediğin bende de var Özge. Ne zaman bir şey yazsam şimdi buna böyle diyecekler bunu yazmayayım diyordum. Bir video çekmeye çalışsam ya çok salak oldum herkes mal olduğumu düşünecek diyordum. Sonra kendi kendimin önünü kestiğimi fark ettim. Bunun üzerine daha hiç yazmadım ya da video çekmedim ama tiyatro kursuna kayıt yaptırdım. Heyecanla bekliyorum. Özgürlük konusunda haklısın burası senin alanın. Biraz insanlara beğenmiyorsan zortturup gidebilirsin, ben böyle düşünüyorum diyebilmek gerekiyor sanırım yoksa hep onlar sana ne yapacağını söylüyor.
    Saydıklarından ilerleyeyim:
    Kurumsal hayat kötü değil o kadar da kötü olan istesen de istemesen de yapmak zorunda bırakılman bence. Sabah erken kalkmak zorundasın, akşam saatine kadar o binadan çıkamazsın. Sürekli sana ne yapmanı söyleyen bir sürü üst. Yapmak istemiyorum bunuuuuu diye bağırmak istiyorsun ama yapmazsan olmuyor falan filan. Bazen diyorum Afrika’da yaban hayatını korumada çalışsam çok daha eğlenceli ve faydalı bir iş yapmış olurdum. Sıkılmazdım bile belki kolay kolay. Kendiliğimden erken kalkıp giderdim filleri tedavi eder aslanları beslerdim diyorum.

    Aşkları geç. Hepsi bir iz bırakıyor illaki. İyisi de var kötüsü de var. O izleri alıp devam ediyoruz. İyi ki şunu bana öğretmiş dediklerim de var keşke hiç şu işe bulaşmasaymışım dedirten de var. Ama alternatifine baksan? Hayatında hiçbirinin olmadığı dümdüz yalnız sıkıcı bir hayat. Renk katmışlar bir şekilde.

    Anne baba tramvaları en zoru yahu. Bazı şeyleri kodlamışlar ve kalmış orada. Onlar seni öyle kodlamak için ne kadar uğraştıysa çocukken, senin yetişkinken o kadar uğraşman gerekiyor onları kırmak için. Zor zanaat.

    Instagrama hiç girmiyorum. İnsanların hayatlarının zirve noktalarının toplandığı yerde ne bekliyorsun ki? Adam yıllarca çalışıyor bir şey çıkartıyor. Kadın saatlerce süslenip bir fotoğraf çekiyor. Aylarca uğraşıp bir tatile gidiyorlar. Sanki bütün hayatları o şekildeymiş gibi gösterip insanların hayranlığını topluyorlar. Sil gitsin ciddiyim. Kafan rahatlayacak.

    Kendi işini kurmak şart bence. Memur toplumda çok büyük bir şeymiş gibi geliyor ama aslında çok basit. Bir şirket başvurusu al. Satılacak bir şey bul. Ona ihtiyacı olan birini bulup parasıyla takas et. Herkesin parası var cebinde biliyoruz. Onun ufak bir kısmını insanların cebinden sana vermeye ikna etmek sadece. Bizim yaptığımız daha karışık aslında. Oku yıllarca. Uzmanlaş, kendini geliştirmeye çalış, patronlara beğendirmeye çalış, vitrinlerde sergile. Kendini köle marketinde satmaya çalışan gönüllü köle gibi. Patron olmak daha basit.

    Para maddesine de değineyim. Ya para bir miktar lazım, fazlası zarar gerçekten de. 100 milyon dolarım olsun ister miydim. İstemezdim. Çünkü bu sefer yolda yürüyen kızımı kaçırabilirler bunun için. Kafama silah dayayıp paranı alıyoruz diyebilirler. Sürekli risk, korumalar, kısıtlı hayat… Ama hayatımın sonuna kadar başkasının dediklerini yapmak zorunda kalmamak isterdim. O kadarcık para yeter bana.

    • Yorumu keyifle okudum, çok teşekkürler:) Hatta acaba ben kendi kendime yorum mu yazdım diye şüphelenecek kadar çok aynıydı görüşlerimiz de kendi işini kurmak kısmında biraz farklı düşünüyorum sanırım. Bir de 100 milyon doları öyle pat diye reddedemedim, bi düşündüm, sonra ” 1 milyon iyi ya, 100 çok ” dedim:))

  8. Beni bu dünyada en çok kim üzer, 1 tabi ki. Derdini yerlere göklere kim sığdıramaz, 1 tabi ki, 1 tabi ki.

    • Dert benim derdim, onu büyük yapan da tam olarak bu..Haklısın:) teşekkürler

  9. Oluruna bıraktım, kabullendim.
    Atarlanmaya değmez, kendi yoluma giderim dedim. Olduğu kadar.

    • Sanırım hepimizin gelmeye çalıştığı yer tam da bu:) Çok teşekkürler

  10. Ben de bir beyaz yakalıyım, evliyim ve 1,5 yasında bir kızım var. İş yerinde her hafta not ettigim işlerin ustunu cizerken bir yandan aksamları ne yemek yapacagımı dusunuyorum. Bir yandan kızımı vaktinde yatırmalı, onunla oyun oynamalıyım. Peki bugun kendin icin naptın desen? Koca bir hic! Ne istedigimi dusunecek vakti bulamıyorum. Ne işin ne evin ne de kızımın kucucuk dunyasına yetişebiliyorum. Kendi dunyamsa coook uzakta kaldı 🙁 (karamsarlık boyle olur 🙂 ) Neyse… Blogu cok keyifle takip ediyorum, hep yaz hep okuyalım.
    Sevgiler…

    • Cevaben ne yazacağıma çok karar veremedim bu kez ama yine de deneyeyim. “O kadar karamsar olma yaa, bak ben daha fena durumdayım, valla” deyip sana her şeyi anlatmak istedim önce. Sonra bilmiş bilmiş “ay ne beterleri var, sen haline şükret” tavsiyesinin çok da işe yaramadığı hatta çoğu zaman sinir bozucu olduğunu hatırlayıp vazgeçtim. Yine de şunu hatırlamaya çalış diyeceğim affına sığınarak; evde seni bekleyen minicik bir şey yapmışsın kendine, az değil:)) Çok teşekkür ederim yorumunu esirgemediğin için, sevgiler…

  11. Madem burası bizim gibilerin çöplüğü..ben de iki birşey yazıp rahatlıyım:) İnstagramdan, sosyal medyada ki yalan hayatlardan ama en çok kurumsal hayattan tiksiniyorummm!! Hepsi toptan bir depresyon sebebi benim için…ama yine de bu iğrenç kısır döngünün içinden çıkamıyorum…sen yaz..hep yaz..biz açılalım…

    • Ne iyi ettin de yazdın:) ınstagramdan ben de hoslanmıyorum pek ama kurumsal hayatın sevilebilecek yanlarını keşfettim, bir sonraki yazımda onu yazıcam sanırım; bakarsın işe yarar..sevgiler

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.