8

Yaralı Kuş

Okumaya üşenenler için özet:  Zordur yaralı bir kuşu sevmek. Sen yarasını sarayım diye avucunda tutmaya çalışırken onu, o korkar çırpınır; hem kendini daha çok kanatır hem senin acını acıtır.

Yaşıyor olmamızın ispatı niyetine; kuş gibi hafif geldiğimiz bu dünyada istisnasız hepimiz yara alırız.

Bazılarımızın yarası eklem yerindedir, her daim sızlar; bazılarımızınkisi unutulan bir yerdedir, sadece ara ara yoklar. Bazı yaralar öpünce geçer. Bazıları geçmez. Bazılarının daha çok öpeni vardır, yaraları pek gözükmez. Bazılarını öpen bulunmaz.

Nasıl ki dünyanın en pahalı kremini de sürsen topuklarına, bir bebeğinki gibi yepyeni, yumuşacık ve öpülesi olmazsa, zihin de yürek de tabula rasa misali bomboş bir levha gibi kalamaz doğası gereği.

Kalp kırılır, ruh yıpranır, para zor kazanılır, arkalar hep sağlama alınır, kağıt kesiği gibi acır durur da bazı yerler, dışarıdan bakana kendini kolay kolay göstermez.

devamı gelsin

Paylaş
4

Ey İstanbul! Evdeki eş. Hazır mısın?

Okumaya üşenenler için özet: Bayram sonrasında İstanbul’a dönüş çilesini yazmasam olmazdı. Ben üşenmedim önce yaşadım sonra yazdım.

Bayram tatili için memlekete giden bir otobüse binmişim, Memleket dediysem övünmek gibi olmasın ama doğalından turistik. Her bayramda bilet kaldı kalmadı telaşesi, yollarda trafik çilesi, “ben tatile gitmiyorum ki sizin gibi, anamı görücem çekilin yoldan” çemkirmesi ve bayramlara özel olarak artan fiyat etiketleri garanti.

Ama olsun, eve gidiyorum ben. Tatil…Kardeşim, ver elini

Otobüs yolculuklarının gidiş yönlülerini pek severim. Alnını camlara yaslama, camın buğusuna harf karalama…Bunlar hep güzel şeyler. Altı saat katlanma kapasitem var, sonrası bel ağrısı, ayak şişmesi, aynı camlara doğru oflama. Tecrübesi sabit.

Otobüste “Hayattan Korkma” diye bir film seçtim. Filmin sloganı “İnsanı yenilmek değil, pes etmek tüketir” Güzel. Tatile gidiş yönlü güzel otobüsümde sıcak bir türk filmi, üstelik rahmetli Zeki Alasya oynuyor, güle oynaya giderim. Cam buğularına çizeceğim Ö harfi ve desenler biraz daha bekleyebilir.

Ne var ki filmin bir sahnesinde, o beni güldürmesi beklenen Zeki Alasya sinirli bir şekilde bağırmaya başlıyor:

 “Hayat mı ulan bu. Ömrümüz boyunca çalışıp durduk, olmuyorsa olmuyor. Bıktım. Anladın mı bıktım”

Ben ağlıyorum. Sümüklerimi sileceğim o cam buğularına şimdi o olacak.

devamı gelsin

Paylaş
2

El alem’e mektup

Okumaya üşenenler için özet: Gamlı bir yazı yazmak üzereydim. Kızın biri sesli sesli gülüp dikkatimi dağıttı, ben de O’na mektup yazdım bi’ nevi. 

Şimdi yazı yazmak üzere bir kafeye gelmiş, yeni kahve siparişimi vermişken tam arka masamda bir kız bir de erkek öğrenci oturuyor. Bu gıybet satırlarını yazdığımdan habersiz olan genç kız, oturduğum süre boyunca o kadar abartılı güldü ki sinir oldum. “Çalışıyoruz ama burda aaa” ile başlayıp “senin şuh kahkahanı dinlemek zorunda mıyım ben” cümlesiyle devam ediyordum içimden. Oğlanın sesi çıkmıyor, zaten kızın muhabbeti de komik değil. “O çocuktan kesin hoşlanıyor, gülüşe bak” seviyesine bir tık kalmıştım ki, sokakta oynayan çocukları toplarını kesmekle tehdit eden emekli albay benzetmesini hatırladım.

Hayır, o yaşlara gelmeme daha var. Hem kaldı ki bu benzetme daha çok erkeklere yakışıyor. Ben olsam olsam elindeki bastonunu, son kalmış birkaç dişinin arasından tıslayan bir sesle “utanmanız arlanmanız yok mu sizin hiç ” diye sallayan yaşlı teyze olabilirim.

Yok yok daha gencim, baston biraz daha beklesin. Hem o zamana kadar tek tuşla uzayan, evde şarj edilebilen i-baston falan da çıkar herhalde. Sesimle komut verebilirim i-bastonuma. Saat 12 yönündeki,  sesli şekilde gülen kızı dürt deyince anlasın,  85 dilde “kafam tuttu be” diyebilsin, dürttüğüm gençlerden  puan toplayıp huzur evi dostlarımla tatlı bir rekabet içine girebileyim vesaire vesaire.

devamı gelsin

Paylaş
8

ANAM BURALAR HEP DRAM

Okumaya üşenenler için özet: “Aramıza koca bir hayat girdi” dedi genç kadın.”İmam osurursa cemaat sıçar” diye cevap verdi genç adam. Kadın çantasında bir şeyler arıyormuş gibi yaptı, adam uzaklara baktı. Sanki bir Nuri Bilge Ceylan filmindeydik  de, ne kadın tam olarak anlaşılıyordu ne da adam. Filmin sonunda ise söylenebilecek tek şey kalıyordu : Anam, buralar hep dram


Kişisel heyecanlarımdan muzdarip, sözcüklerimden değil ama onları beyaz bir sayfaya dökmekten uzak kaldım bir süredir. Yeni bir eve taşındım, yeni bir işe soyundum, bir kaç yeni arkadaş edindim, tatile gittim geldim, yaz geldi sıcaktan eridim vesaire vesaire…Yine de tüm bunlar olurken bile sözcüklerimi yanyana dizip, onları okuyacakların emanetiymiş gibi saklamıştım mahremimde.  Sözcükler dışarıya taşmanın ilk belirtilerini gösterdiğinde, benim yeni telaşlarım dinip bilgisayarın başına geçtiğimde, havaalanında patlama oldu.

İçi boşaldı sözcüklerin.

Artık tarihlerini ve sırasını unutabildiğim kadar çok felaketin ortasında  bana kalan tek cümle “ Akşam yazamadım; patlama oldu, sonra bir patlama daha oldu, haa bir de az kalsın darbe yapılıyordu” oldu.

Sonra olanları takip ettikçe bir cümle daha geldi aklıma: Yalnızım, yalnızsın, yalnızız. 

İlkokul dönemime öykünen sınırlı kelime dağarcığım ve bu yalnız fiil çekimlerim bir paragraf  etmedi.

devamı gelsin

Paylaş
20

TEŞEKKÜRLER GEZİ

Okumaya üşenenler için özet:  Gezi hakkında söylenen milyonlarca söz, yazılan binlerce yazı arasından sıyrılmak, şahane tespitler sıralamak değil niyetim. Ahde vefa niyetine, ruhuna selam edip çıkacağım.


Daha çadırlar yakılmadan önceki gece, 30 Mayıs’ta parktaydım. Geri adım atılabileceğini umduğumdan değil de, yıllar sonra “hiç ses çıkarmadık, ööle mal gibi baktık afedersin” dememek için gitmiştim, yalan yok.

Üniversiteden arkadaşımlaydık. Karısı hamile olduğundan gelememişti. Bir önceki yaz, üçümüz Zagreb’te bir parkta gece vakti çimlere uzanmıştık. Hepimiz sırt çantalarımızı kafamızın altına koymuş, biz iki kadın ise ekstradan bir efora girerek , uzanmadan önce baldır bacaklarımızın açısını edebimize göre ayarlamış, şortlarımızı çekiştirip durmuştuk.

Biz böyle edebimizin, paramızın pulumuzun derdindeyken, Zagreb’li gençler ötede bağıra bağıra şarkı söylüyordu. Kimsenin bizim bacaklarımıza bakmadığını, paramızı çalmak gibi bir niyeti olmadığını anladığımızda konuşmuştuk:

“Bizde neden böyle değil? Biz neden habire korkuyoruz başımıza geleceklerden? Biz neden bir parkta, yıldızların altında uzanıp arkadaşlarımızla şarkı söyleyemiyoruz? Bizim hayatımız neden sürekli götü kolla, cebi kolla tadında geçiyor? Yoruluyoruz be korkmaktan.”

devamı gelsin

Paylaş
14

SAĞOLUN ÇOCUKLAR

Okumaya üşenenler için özet: Gördüğü her çocuğu mıncıklamak isteyen sevgi dolu kadınlardan değilim. Ama onlardan çok şey öğreniyorum. İyi ki varlar. Mutlu olmak için büyümek değil küçülmek lazım iddiasındayım. Tuttuğum yerinden, olduğu kadar


Bir süredir yaz(a)madım. Koşuşturmacalı günleri suçlayamam çünkü yazmamanın bir bahanesi yok lügatımda. Belli ki kendime oto sansür koyduğumdan. Belli ki “sen aslında komik kadınsın, hem bahar da geldi, komik şeyler yazsana” diye kendimi baskıladığımdan. Kentsel dönüşümdü, orta direkti, 80’lerde çocuk olmanın melankolisiydi derken şişirdin be insanları diye kendimi azarlamamdan.

Ben hadi hadi dedikçe geri istikamette inat etti sözcükler.

Hadi dedikçe, lazım dedikçe kaçan, kaçırılan bir çok şey gibi.

“İmdat, mutlu olmam lazım” telaşının mutluluk değil, adamakıllı bir gider kapısı yaratması gibi.

Fotoğraflarda taş gibi çıkmam, 5 yıl sonra kendimi nerede gördüğüm gibi abuk soruları anında cevaplamam, o paçozdan önce terfi etmem, yaşım geldi hadi evlenmem, hiç hata yapmamam, tüm akranlarımla aynı hayatı yaşamam, spor yapıp şunun gibi görünmem, Cuma akşamı illa ki eğlenmem, vesaire vesaire LAZIM. Işte o zaman mutlu olacağım, anlıyor musun? Haydi başlayalım o zaman yapılacaklar listesine.

Hayırlı evlat, vefalı dost, mükemmel eş, örnek ebeveyn, işyerinde aranan, kariyerinde zıplayan, kendiyle barışık, dünyayla tanışık, o harika insan. Sana da merhaba.

Yayında mıyız? Nerde yayınlanacak? Instagram değil mi? Evet. Oh çok şükür. Şöyle iki dirhem bir çekirdek açıdan lütfen. Teşekkürler.

devamı gelsin

Paylaş
14

KENTSEL DÖNÜŞEMEYESİCİLER

Okumaya üşenenler için özet:  Bence hikaye sevmeyenlerin hikayesidir kentsel dönüşüm. Teoride harika, pratikte “otur sıfır” düzeyinde örnekleri ile bize güzel diye dayatılan çirkinliktir. Yok edilen kişisel geçmiştir. Ben hikayeleri severim; bedavaya verseler oturmam dediğim, üst üste bindirilmiş kutu evleri değil.


Memlekette aheste aheste dolaşan küçük bir kızken, ne ara yürüyen merdivenlerin solunda duran insanlara sinir olan birine dönüştüm, hatırlamıyorum. Okumaya diye çıkmıştım evden, şimdi kendisinden bir daha haber alınamayan güzel huylarım var.

Eskiden griliği ve memur kenti olmasıyla, şimdilerde ise beş ayda patlayan üç bombayla ile bilinen o şehire okumaya gitmemle başladı bu ayrılık. Sonra onyedi milyonunun içinde sıradan bir yüz olabildiğim başka bir şehirde bir ofis sandalyesi kapmamla devam etti.

Tatil olmuş, denk getirmişim, memleket havası alıp döneceğim. Sakin sokaklarında yürürken adımlarımı bilinçli bir şekilde yavaşlatmaya çalışıyorum. “Yetişmek zorunda olduğun bir yer yok, yavaşla” diyorum kendime. Havasını, suyunu aldığım yerin içinde, kozmopolit bir şehirden buraya fırlatılmış bir yabancı gibi hızlı adımlarım.

devamı gelsin

Paylaş
4

HOŞÇAKAL ÜLKESİ

Okumaya üşenenler için özet: Bu yazı savaşı değil şiiri savunur. Bir de yazı bana tanıdık geldi sanki diyecek olursanız, Nisan 2016 tarihli OT Dergisi’nde yayınlanmış olduğundandır


Ülke gündeminden haberdar olmamayı ayıplayan halim ve bilgisayarım elele vermişiz, neler oluyor öğrenmek istiyoruz. Kendimizi her an, ana akım medya kanallarında aslında pek ünlü bile olmayan birinin saçma fotoğraflarına bakarken bulabiliriz, başlıklar akıl çelici. Çok dikkatli olmak lazım.

Zaten memleket güllük gülistanlık adeta, biz aksini düşünenler, alternatif mecraların yalancısıyız.

Gezi’de, ülkenin göbeğinde, o mevzu bahis medya organlarının koca binalarına komşu sokaklarda nefes alamazken haber olamamıştık. Şimdi Türkiye’nin doğusunda, görmediğimiz hatta ismini bile belki henüz öğrendiğimiz ilçelerin sokaklarında ölen insanlar, nasıl haber olsun? Tut ki haber oldular, inanabilecek miyiz duyduklarımıza?

devamı gelsin

Paylaş
30

80’LERDE ÇOCUK OLANLAR NEDEN ERKENDEN YAŞLANDILAR

Okumaya üşenenler için özet: 80’lerin sonu 90’ların başında çocuk olduysanız, o zamanın TV programları ile şimdikileri kıyaslamayın. Erkenden yaşlanırsınız, aman diyim.


Takvim yaşıma göre “bizim zamanımızda…” diye başlayan cümlelere en az bir 15 yılım daha olmalıydı oysa. Nerede o eski bayramlar konulu yıldıran sohbetlerin oflayıp puflayan tarafıyken;  torunlarını pencere önünde buğulu gözlerle bekleyen yalnız dedelerin oynadığı bayram şekeri reklamlarına gözleri dolan kadın oldum.

Nostalji denince aklıma sadece Muazzez Ersoy kasetleri gelmeye devam etsini ben de isterim.

“Beterin beteri var” avuntusundan güç almak zorunda kalmasaydım da güzel olurdu.

Anne babalarımız gibi iki askeri darbe görmedik en azından diyeceğim ama şu kurbağa deneyini bilmemden olsa gerek, dilim varmıyor. İçinde bulunduğu suyu yavaş yavaş kaynatılan küçük masum kurbağalarızdır belki biz, 80’lerde çocuk olanlar, olamaz mı?

devamı gelsin

Paylaş
16

BAHAR GELDİ, HER YERDELER

Okumaya üşenenler için özet: Siz deyin bahardan, ben diyeyim memlekette tatil havası aldığımdan; bu kez edebi kaygılarımı bir tarafa bırakıp pek sevdiğim kişisel gelişime göz kırptım. Kumrular bile baharı beklerken, aşksız kalmamak için ne yapılmalıyı yazdım. Körün fili tasviri gibi ve her zamanki gibi; tuttuğum yerden, olduğu kadar.


Geleni süsmek, gideni tepmek istersin bazen. Hele ki bahar ayları geldiğinde yalnızsan, aşık değilsen elele tutuşanlara şöyle okkalı bir tekme atma isteği doğabilir içinde. Sanki herkes çift yaratılmış da senin rızkını biri çalmış gibi hissedebilir, sokaklarda yalnız yürüdüğünü suratına çarpan çiftlerle karşılaşabilirsin. Olur öyle.

Mesela bir kaldırımdan geçerken birbirlerinin elini bırakmayalım diye seni yola sıkıştırabilir onlar. Buna karşılık olarak bünyene “ay böyle çirkinini bulacağıma yalnız kalırım daha iyi” gibi boklama becerileri ve  “ kızlar paralı adamları seviyor”  veya “erkekler güçlü kadınları sevmiyor” gibi bahane üretme mekanizmaları yerleşiyor olabilir. O da olur öyle.

Olmuyorsa, sorun yok, yazıyı okumasanız da olur. Ama oluyorsa, yani sizin içinizde de bir karanlık taraf varsa, okuyunuz sevgili Anakin. Belki bir faydası olur, kimbilir. devamı gelsin

Paylaş