9

BİR BEYAZ YAKALININ TABİLDOT TEPSİSİ VE FOTOKOPİ MAKİNASI İLE İMTİHANI

Okumaya üşenenler için özet:  Kısa yazdım bu sefer, valla bak. Ama illa ki özet diyenlere; plazadan çıkmayı gerçekten isteyenler için doğru bir zaman gelir derim hep. Gerçekten hazırsanız, bir tabildot tepsisi de fotokopi makinası da sizinle konuşmaya başlayabilir. Kulak vermek lazım.


Öznesi fotokopi makinası olan bir yazı yazacağım hiç aklıma gelmezdi. Bir gün tarih olursa o makinalar, bu yazı da burda dursun. Kendisiyle yakın ilişkimiz üniversitede başladı sanırım. Düzgün el yazılı, daha çalışkan arkadaşlarımızın notlarını bulur, vizeler zamanı sıraya girip  harçlığımızın hatırı sayılır bir kısmını oraya gömerdik.

Sonra stajyerlik döneminde, angarya iş niyetine çektiğimiz fotokopiler…

Bir finiş çizgisi olarak gördüğümüz iş hayatında ise membaya ulaşmış profesyoneller olarak, artık para vermek zorunda kalmadan çekebildiğimiz fotokopiler.  Ohh ister önlü, ister arkalı, gelsin A4’ler, gitsin A3’ler. devamı gelsin

Paylaş
190

DÜNÜN “ORTA DİREK” ÇOCUKLARI OLDU SANA ŞİMDİNİN AFİLİ PLAZA ÇALIŞANLARI

Okumaya  üşenenler için özet: 1980’lerin meşhur tabiri “orta direk” ölmedi; direk olarak içimizde yaşıyor. Ne eğilip bükülebiliyorsun ne de sıçrayabiliyorsun içine kaçan bir direkle…Ortadan ortadan yaşıyorsun işte. İçindeki küçüğün sesi daha yüksek çıkmaya başlayıncaya kadar tabi…

Eğer Özal’ın ilk kez bir seçim propogandasında kullanarak hayatımıza kazandırdığı tabir ile “ ortadirek” bir aileden gelip kapağı bir plazaya atabilmişseniz benim gibi; dost acı söyler olarak alın lütfen; işiniz biraz zor şu hayatta.

Plazalarda çalışıp kalem etek giyebilmek, kravat takabilmek için ne çok emek vermişsindir kim bilir. devamı gelsin

Paylaş
43

EL YORDAMI YAŞAMAK ZORUNDA KALAN SEVGİLİ BEYAZ YAKALI

Okumaya üşenenler için özet:  Çok okuyanların çıkmazı var bu yazıda. Çok baba puanlarla okullara, işlere girmişlerin, hayatın olmazsa olmazları nefes almak, beslenmek, hareket etmek ve sevişmek ile imtihanı var. El yordamıyla hayatı sil baştan öğrenmeye çalışan yakası beyaz o güzel insanlara gelsin…

Şu anda çok bir anlam ifade etmese de, zamanında çokca cümle içinde kullanılmış bir övünç kaynağıydı %1’lik dilimde bir üniversite kazanmış olmam. Kendi değerini daha iyi anlamana bir vesileydi bu yüzdelik dilimler.

Anneannemin ayva reçeli çok güzel olur, bir gün ben birisinin anneannesi olsam neyim çok güzel olur diye bahse konu olurum, hiç bir fikrim yok. Powerpointte sunum olabileceğini pek sanmıyorum. Reçel olmadığı da kesin. Belki reçel googling ?  Çok saçma.

Bırak torun görmeyi, bir gün bir çocuğum olsa ve yurtta kalsa, ona koliyle yaprak sarma gönderemem. Bu google ile olacak iş değil. devamı gelsin

Paylaş
5

DİŞE DOKUNAMAYANLAR

Okumaya üşenenler için özet: Plazaların kendi dili var, kimin derdini anlattığını içindeyken dahi çözemediğiniz. Yerin kulağı, plazaların dili, yazarın ise plazalarla derdi var.

Bir tutam vice presidentlar, bir tutam da senior vice presidentler olarak adımıza yakışır büyüklükteki toplantı odasındayız yine. Ölücez lan executive’likten o derece. Ölüyoruz da zaten. Ama henüz farkında değiliz. devamı gelsin

Paylaş
7

PLAZADAN AT BENİ, İN AŞAĞI TUT BENİ

Hayatımda en korktuğum şeydir, ömrünün sonuna doğru elinde kakalak bir hikaye ile kalakalmak

Bir gün kendi hikayemi o kadar da sevmediğimi fark ettim. Aslında hepsi bir günde olmadı. Ne de olsa sebat etmenin mutluluk getireceğine inanan kuşaktandım, haliyle önce kendi mutsuzluklarımı reddettim. Ama sonunda o kadar uzun sürdü ki bu reddedişlerim, galiba en sonunda kendimi reddetmeyi de reddettim.  devamı gelsin

Paylaş
15

KÜÇÜK DENİZDE BÜYÜK BALIK

Okumaya üşenenler için özet: Yazar, bu yazısında küçük denizde büyük balık mı olmalı yoksa büyük denizde küçük balık mı sorusunun cevabını arıyor. Arıyor da bulamıyor.

Deli gibi yağmur yağıyor. Ve her yağmur ya da kar yağdığında tüm beyaz yakalıların hayalini kurduğu gibi sıcak evin geniş penceresinin önündeyim. Parmaklarımı ısıtan kahve kupasını iki avucumla birden kavramışım, dumanı tütüyor kahvenin. Kokusu davetkâr. Sıcak ve salaş hırkamın kollarını parmaklarıma gelecek kadar çekmişim, alnımı camlara yaslıyor ve yağmurun usul usul yağışını izliyorum evde olduğuma şükrederek. devamı gelsin

Paylaş