Hakkımda

Körün fili tarifi gibi, hayatı tuttuğum yerinden anla(t)ma denemelerim….

Körün fil tarifi öyküsünü bilirsiniz…

Altı körden fili tarif etmesini isterler. Körler filin yamacına varır…

Biri ilk elden bacağına yapışır; “Aaa. Bu ağaçtır” der…

Başkası gövdesini tutar; “Hayır, fil bir duvardır” 

Diğeri kulağını yakalar; “Fil yelpazedir!”

Beriki kuyruğa asılır; “Hayır halattır!” 

Öteki hayvanın dişine isabet eder; “Yok canım, fil mızraktır!” 

Hortumuna denk gelen sonuncusu ise “Hayır efendim, yılandır” diye üsteler.

Öyküleri severim, filleri de öyle.

Fikirlerimiz kendi deneyimlerimizle sınırlı, kendi körlüklerimizle…

Ben kendi körlüklerimle yüzleşmek istedim, iç dünyamı tasvir edip genişletmek, anlatırken anlamak. Bildiğim en iyi yol, yazmaktı, yazmadan edemedim

Aynen körün fili tarif etmesi gibi kendimi, hayatı, aşkı, plazaları, efkarı, bollywood seçmelerimi tarif değil tasvir hevesindeyim, yakaladığım yerinden, olduğu kadarıyla…

Ben bir yazmayı bilirim, bir de yazmadığım zaman neye benzediğimi. Yazmadığımda pek bir şeye benzemem zaten.

Başkalarına göre profesyonel hayatımda daha zor görünen pek çok şeyi başarmış sayılsam da,  dahi anlamındaki bağlaçları ayırabilmemle övünmeyi tercih ederim.

Yazdıklarımın kimi gerçek, kimi uydurma, kimi ondan bundan esinlenmedir. Yine de istisnasız, hepsi ruhumu teşhir denemesidir. Dediğim gibi; körün fili tasviri gibi, yakaladığım yerinden, olduğu kadarıyla….

Paylaş