13

ÇEVİR DOSTUM ORDAN BİR SAYFA…TEMİZ OLSUN

Okumaya üşenenler için özet :  Evet, nerde kalmıştık? Neredeyse kara trenin bile geldiği, yazasımın gelmediği; dolduracak incir çekirdeği mevsimini beklerken zamanın yine baş döndürücü bir hızla üzerimden geçip gittiği bir zamanda kalakalmışım. Ben de kaldığım yerden, körün fili tasvirinde olduğu gibi tuttuğum yerinden anlatmaya devam ediyorum şimdi. Tam da burada ve gelmesini beklemekten çoktan vazgeçip doğru olarak ilan ettiğim, bana göre en doğru olan bu zamanda…

Bazı sözcük dizimleri var, yaşın kaç olursa olsun, başımızdakiler kim olursa olsun duymaktan kaçamıyoruz. “Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde…” diye başlıyor birisi. “Sev ya da terk et” diyor bi diğeri. “Beğenmiyorsan takip etme” diyor daha yeni nesil olan beriki.

devamı gelsin

Paylaş
4

Ey İstanbul! Evdeki eş. Hazır mısın?

Okumaya üşenenler için özet: Bayram sonrasında İstanbul’a dönüş çilesini yazmasam olmazdı. Ben üşenmedim önce yaşadım sonra yazdım.

Bayram tatili için memlekete giden bir otobüse binmişim, Memleket dediysem övünmek gibi olmasın ama doğalından turistik. Her bayramda bilet kaldı kalmadı telaşesi, yollarda trafik çilesi, “ben tatile gitmiyorum ki sizin gibi, anamı görücem çekilin yoldan” çemkirmesi ve bayramlara özel olarak artan fiyat etiketleri garanti.

Ama olsun, eve gidiyorum ben. Tatil…Kardeşim, ver elini

Otobüs yolculuklarının gidiş yönlülerini pek severim. Alnını camlara yaslama, camın buğusuna harf karalama…Bunlar hep güzel şeyler. Altı saat katlanma kapasitem var, sonrası bel ağrısı, ayak şişmesi, aynı camlara doğru oflama. Tecrübesi sabit.

Otobüste “Hayattan Korkma” diye bir film seçtim. Filmin sloganı “İnsanı yenilmek değil, pes etmek tüketir” Güzel. Tatile gidiş yönlü güzel otobüsümde sıcak bir türk filmi, üstelik rahmetli Zeki Alasya oynuyor, güle oynaya giderim. Cam buğularına çizeceğim Ö harfi ve desenler biraz daha bekleyebilir.

Ne var ki filmin bir sahnesinde, o beni güldürmesi beklenen Zeki Alasya sinirli bir şekilde bağırmaya başlıyor:

 “Hayat mı ulan bu. Ömrümüz boyunca çalışıp durduk, olmuyorsa olmuyor. Bıktım. Anladın mı bıktım”

Ben ağlıyorum. Sümüklerimi sileceğim o cam buğularına şimdi o olacak.

devamı gelsin

Paylaş
9

BİR BEYAZ YAKALININ TABİLDOT TEPSİSİ VE FOTOKOPİ MAKİNASI İLE İMTİHANI

Okumaya üşenenler için özet:  Kısa yazdım bu sefer, valla bak. Ama illa ki özet diyenlere; plazadan çıkmayı gerçekten isteyenler için doğru bir zaman gelir derim hep. Gerçekten hazırsanız, bir tabildot tepsisi de fotokopi makinası da sizinle konuşmaya başlayabilir. Kulak vermek lazım.


Öznesi fotokopi makinası olan bir yazı yazacağım hiç aklıma gelmezdi. Bir gün tarih olursa o makinalar, bu yazı da burda dursun. Kendisiyle yakın ilişkimiz üniversitede başladı sanırım. Düzgün el yazılı, daha çalışkan arkadaşlarımızın notlarını bulur, vizeler zamanı sıraya girip  harçlığımızın hatırı sayılır bir kısmını oraya gömerdik.

Sonra stajyerlik döneminde, angarya iş niyetine çektiğimiz fotokopiler…

Bir finiş çizgisi olarak gördüğümüz iş hayatında ise membaya ulaşmış profesyoneller olarak, artık para vermek zorunda kalmadan çekebildiğimiz fotokopiler.  Ohh ister önlü, ister arkalı, gelsin A4’ler, gitsin A3’ler. devamı gelsin

Paylaş
190

DÜNÜN “ORTA DİREK” ÇOCUKLARI OLDU SANA ŞİMDİNİN AFİLİ PLAZA ÇALIŞANLARI

Okumaya  üşenenler için özet: 1980’lerin meşhur tabiri “orta direk” ölmedi; direk olarak içimizde yaşıyor. Ne eğilip bükülebiliyorsun ne de sıçrayabiliyorsun içine kaçan bir direkle…Ortadan ortadan yaşıyorsun işte. İçindeki küçüğün sesi daha yüksek çıkmaya başlayıncaya kadar tabi…

Eğer Özal’ın ilk kez bir seçim propogandasında kullanarak hayatımıza kazandırdığı tabir ile “ ortadirek” bir aileden gelip kapağı bir plazaya atabilmişseniz benim gibi; dost acı söyler olarak alın lütfen; işiniz biraz zor şu hayatta.

Plazalarda çalışıp kalem etek giyebilmek, kravat takabilmek için ne çok emek vermişsindir kim bilir. devamı gelsin

Paylaş
43

EL YORDAMI YAŞAMAK ZORUNDA KALAN SEVGİLİ BEYAZ YAKALI

Okumaya üşenenler için özet:  Çok okuyanların çıkmazı var bu yazıda. Çok baba puanlarla okullara, işlere girmişlerin, hayatın olmazsa olmazları nefes almak, beslenmek, hareket etmek ve sevişmek ile imtihanı var. El yordamıyla hayatı sil baştan öğrenmeye çalışan yakası beyaz o güzel insanlara gelsin…

Şu anda çok bir anlam ifade etmese de, zamanında çokca cümle içinde kullanılmış bir övünç kaynağıydı %1’lik dilimde bir üniversite kazanmış olmam. Kendi değerini daha iyi anlamana bir vesileydi bu yüzdelik dilimler.

Anneannemin ayva reçeli çok güzel olur, bir gün ben birisinin anneannesi olsam neyim çok güzel olur diye bahse konu olurum, hiç bir fikrim yok. Powerpointte sunum olabileceğini pek sanmıyorum. Reçel olmadığı da kesin. Belki reçel googling ?  Çok saçma.

Bırak torun görmeyi, bir gün bir çocuğum olsa ve yurtta kalsa, ona koliyle yaprak sarma gönderemem. Bu google ile olacak iş değil. devamı gelsin

Paylaş
5

DİŞE DOKUNAMAYANLAR

Okumaya üşenenler için özet: Plazaların kendi dili var, kimin derdini anlattığını içindeyken dahi çözemediğiniz. Yerin kulağı, plazaların dili, yazarın ise plazalarla derdi var.

Bir tutam vice presidentlar, bir tutam da senior vice presidentler olarak adımıza yakışır büyüklükteki toplantı odasındayız yine. Ölücez lan executive’likten o derece. Ölüyoruz da zaten. Ama henüz farkında değiliz. devamı gelsin

Paylaş
7

PLAZADAN AT BENİ, İN AŞAĞI TUT BENİ

Hayatımda en korktuğum şeydir, ömrünün sonuna doğru elinde kakalak bir hikaye ile kalakalmak

Bir gün kendi hikayemi o kadar da sevmediğimi fark ettim. Aslında hepsi bir günde olmadı. Ne de olsa sebat etmenin mutluluk getireceğine inanan kuşaktandım, haliyle önce kendi mutsuzluklarımı reddettim. Ama sonunda o kadar uzun sürdü ki bu reddedişlerim, galiba en sonunda kendimi reddetmeyi de reddettim.  devamı gelsin

Paylaş
15

KÜÇÜK DENİZDE BÜYÜK BALIK

Okumaya üşenenler için özet: Yazar, bu yazısında küçük denizde büyük balık mı olmalı yoksa büyük denizde küçük balık mı sorusunun cevabını arıyor. Arıyor da bulamıyor.

Deli gibi yağmur yağıyor. Ve her yağmur ya da kar yağdığında tüm beyaz yakalıların hayalini kurduğu gibi sıcak evin geniş penceresinin önündeyim. Parmaklarımı ısıtan kahve kupasını iki avucumla birden kavramışım, dumanı tütüyor kahvenin. Kokusu davetkâr. Sıcak ve salaş hırkamın kollarını parmaklarıma gelecek kadar çekmişim, alnımı camlara yaslıyor ve yağmurun usul usul yağışını izliyorum evde olduğuma şükrederek. devamı gelsin

Paylaş