14

HAYDİ GEL SENİNLE HAVADAN SUDAN KONUŞALIM

Okumaya üşenenler için özet: Ne güzelmiş havadan sudan konuşabilmek seninle


İstanbul, tüm o kirli gündeminden fazlasıyla bunaldığımızı fark etmiş olacak ki, usulca seriverdi beyazlığını altımıza. Meğer ne çok ihtiyacımız varmış renklerin en temizine.

Bugün karda yürürken, hiç bir yere koşturmadığımı, sadece adımlarımı sağlam atmakla meşgul olduğumu fark ettim, ve yoldan başka da bir şey düşünemediğimi. Doğa öyle güçlü ki, benim küçük telaşlarımı aldı süpürdü, bir an için aslolan sadece üşememeye ve düşmemeye çalışmak oldu.

Ve tabi ki düzenli yürüyüşlerin sırasında bir yerlerde düştüm. Arkamdan gelen abi, “bir yerinizde bir şey yok değil mi” diye sordu bana, tam da gözlerimin içine baktı galiba; ya da bana öyle geldi. Birbirimizin gözünü oymaya ramak kaldığımız şu günlerde, gözümün içine bakıp kasanın sağlam kalıp kalmadığını merak eden bir insana rastlamak iyi geldi be.

Düşenlere bir el vermeye çalışan insanlar gördüm. Kirpiğine kar düşünce güzelleşen insanlar.
devamı gelsin

Paylaş
14

KENTSEL DÖNÜŞEMEYESİCİLER

Okumaya üşenenler için özet:  Bence hikaye sevmeyenlerin hikayesidir kentsel dönüşüm. Teoride harika, pratikte “otur sıfır” düzeyinde örnekleri ile bize güzel diye dayatılan çirkinliktir. Yok edilen kişisel geçmiştir. Ben hikayeleri severim; bedavaya verseler oturmam dediğim, üst üste bindirilmiş kutu evleri değil.


Memlekette aheste aheste dolaşan küçük bir kızken, ne ara yürüyen merdivenlerin solunda duran insanlara sinir olan birine dönüştüm, hatırlamıyorum. Okumaya diye çıkmıştım evden, şimdi kendisinden bir daha haber alınamayan güzel huylarım var.

Eskiden griliği ve memur kenti olmasıyla, şimdilerde ise beş ayda patlayan üç bombayla ile bilinen o şehire okumaya gitmemle başladı bu ayrılık. Sonra onyedi milyonunun içinde sıradan bir yüz olabildiğim başka bir şehirde bir ofis sandalyesi kapmamla devam etti.

Tatil olmuş, denk getirmişim, memleket havası alıp döneceğim. Sakin sokaklarında yürürken adımlarımı bilinçli bir şekilde yavaşlatmaya çalışıyorum. “Yetişmek zorunda olduğun bir yer yok, yavaşla” diyorum kendime. Havasını, suyunu aldığım yerin içinde, kozmopolit bir şehirden buraya fırlatılmış bir yabancı gibi hızlı adımlarım.

devamı gelsin

Paylaş
30

80’LERDE ÇOCUK OLANLAR NEDEN ERKENDEN YAŞLANDILAR

Okumaya üşenenler için özet: 80’lerin sonu 90’ların başında çocuk olduysanız, o zamanın TV programları ile şimdikileri kıyaslamayın. Erkenden yaşlanırsınız, aman diyim.


Takvim yaşıma göre “bizim zamanımızda…” diye başlayan cümlelere en az bir 15 yılım daha olmalıydı oysa. Nerede o eski bayramlar konulu yıldıran sohbetlerin oflayıp puflayan tarafıyken;  torunlarını pencere önünde buğulu gözlerle bekleyen yalnız dedelerin oynadığı bayram şekeri reklamlarına gözleri dolan kadın oldum.

Nostalji denince aklıma sadece Muazzez Ersoy kasetleri gelmeye devam etsini ben de isterim.

“Beterin beteri var” avuntusundan güç almak zorunda kalmasaydım da güzel olurdu.

Anne babalarımız gibi iki askeri darbe görmedik en azından diyeceğim ama şu kurbağa deneyini bilmemden olsa gerek, dilim varmıyor. İçinde bulunduğu suyu yavaş yavaş kaynatılan küçük masum kurbağalarızdır belki biz, 80’lerde çocuk olanlar, olamaz mı?

devamı gelsin

Paylaş
11

MENDİL TAŞIYAN ERKEKLER

Okumaya üşenenler için özet: Olur da ağlayan bir kadına rastlarsa diye ceplerinde kumaş mendil taşıyan erkeklere ben ve neslim kadınlar yetişemedik. Ninelerin bayramda verdiği ütülü mendiller dönemine yetişebildik ucundan kıyısından, onun da ömrü uzun olmadı. Bu yazı, o adamlara n’oldu, o kadınlara n’olduya cevap aradığımız , lakin bulamadığımız bir yazıdır.

Bir konser öncesinde kapının önünde arkadaşımı bekliyorum.Karşıdan üniversite öğrencisi olduklarını tahmin ettiğim genç bir kadın ile genç bir erkek geliyor. Hararetli bir şey tartışıyorlar. Daha yakınıma geldiklerinde merakla beklenirken yeni vizyona girmiş bir filmden bahsettiklerini duyuyorum.

devamı gelsin

Paylaş